Yatlimanı Mescidi

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Dün ikindi namazımı yine bu mescitte kıldım.

Antalya yatlimanında 1905'te, rahmetli Sultan Abdulhamid devrinde inşa edilen sade ve zarifler zarifi bir köşkmescid burası.

Bir çeşit İstiklal Caddesi'ndeki Ağa Camii'ne benzer bir kaderi var. Bu yönden garip mescidler sınıfında ve özen gösterilmeyi hak ediyor.

Üstad Said Nursi, 1926 yılı dut mevsiminde bu mescidin önünde denizden karaya ayak bastı.

Sonra uzun ince sarp bir yokuştan yukarı/ doğuya doğru yürüyüp Tekeli Mehmed Paşa Camii'nin giriş üst kısmındaki bugünkü kadınlar mahfilinde konaklatıldı.

Çileli yolculuğu 1926 Şubat'ında Van'da başlayıp, Mayıs ayı ortasında Antalya'ya ulaştı.

İzmir'den kalkan yük/ insan gemisi güneybatı sahillerine uğrayarak Antalya İskelesine demir atmıştı.

Bu 4 aylık sonu belirsiz sürgün üstadı çok yıpratmıştı.

Tekeli Mehmed Paşa Camii üst kat mahfilinde, bir-iki gece dinlendirilip at arabasıyla Burdur'a ulaştırılacaktı.

Mevsim dut mevsimiydi Burdur'da.

***

İskele Camii de denen bu mescidle ilk tanışmam, burda sıtaj yapan Arif Yavuzer vesilesiyle 1984 ilkbaharda olmuştu.

Yatlimanına indiğim zamanlarda namazı burda; yerli dünyalı müslümanlarla kılmak hep heyecanlı ve cazip gelmiştir.

Son bir kaç yılda ise sarı kireç taşlı bu köşk mescid özel ilgi ve hizmet sahası oldu.

Eski öğrencim Fethi hoca buraya imam olarak atanınca aklımıza bir hizmet düştü.

Dünyanın 4 bir yanından gelen, müslim, gayrı müslim ziyaretçi turistlere, asrın Kur'an tefsiri Sözler'i antepfıstıklı lokum eşliğinde hediye etmek.

Öyle ki Rusya'dan Fransa'ya, Birezilya'dan İngiltere ve İspanya'ya pekçok meslek yaş ve cinsiyetten insana Risaleler ulaştırıldı. Fotoğraflar çekilip telefonlar alındı.

Peygamber (asm), Abdulhamid Han ve Bediüzzaman'ın ruhları şad edildi.

***

Dün ikindiyi kılmak için ahşap merdiveni çıkarken yaşlı bir Alman çifte minik bir rehberlik edip içeri buyur ettik. Edebten dışarı çıkardıkları ayakkabılarını, elimize alıp yukarı ayakkabılığa koyup, mescid sebilinden yaptıüımız su ikramı çok hoşlarına gitti ki, teşekkür edip para ikram etmek istediler.

Bu tür tarihi mekanların özel görevlileri ve özel ilgilileri olmalı ama yok.

Düşünsenize bir cumartesi/ pazar günü çoluk çocuk yüzlerce kişinin merak edip içeri girdiği, manevi bir cazibe merkezinden söz ediyoruz.

Bu kimseler dünyevi cazip ortamdan sıyrılıp, mabede ilgi duyan maneviyatçı insanlar ki çoğunluk aile olarak giriyorlar.

Amma bunlara; Allahevi adına kitab ve yiyecek ikramında bulunan kimse yoktur!

Bu tarihi camilere lisanbilir rehber imamlar atandı amma arasan da bulamazsın.

Bunlar kayıptırlar. Amma maaş alır başka işler de yaparlar.

***

Yatlimanı mescidi dışkapı girişinde Yuhyi'nin bitirdiği bir nebatağaç vardır şimdi.

Bu kaba bitkinin güneş ve tuzlu sulu rüzgardan koruduğu, bir de yasemin çiçeği vardır.

Bu çiçek yıllarca mescidin dibinde üstü yeşil dallı bir kütükken, bakım, budama ve sulama ile, iki koldan mescidin içine uzanıp, 12 ay beyaz çiçekleri rayihalı hale getirildi.

Maksat; namaz kılan ve ziyaretçilere mescid fıtrigüzel koksun ve uzun yıllar kendini hatırlatsın.

Dün yine bakım, sulama vb işleri yapıldı.

Önündeki ve içindeki rakı şişe kırıkları temizlendi. Mescidin abdest oluğu temizlenip tıkanan deliği elle açıldı.

Mescitte görevli ve hafızlığa çalışan yakışıklı genç imama bazı hatırlatmalar yapıldı.

Çoktandır, mescidin tabanında bulunan denizden süzülüp gelen minik havuzun suyu içilmiyor.

Bu suyun kenarındaki ahşap oturaklar, serseri şarapçıların yatma, geceleme mekanı oldu.

İskele Mescidi'nin gölgeli kısmı motosiklet parkı oldu.

Yakın bir zaman önce tavuk kümesi olmuştu. İskele Mescidi'nin tabii alanı tel örgüyle çevrilip korumaya alınmalı. Bu işe Antalya Valisi derhal el atmalı.

Ayrıca etrafı midyecilerin çöplüğü de olmuştu, çabalarla azaltıldı.

İskele Mescidi civarında tek çöp kutusu olmadığından, çöpler yerlere atılıyor ve denk gelen çöpçüler süpürüyor.

Yakında tuvalet olmadığından; insanlar abdest alıp namaz kılmakta zorlanıyor, cemaate yetişemiyor.

Bu yaz memleketten geldiğimde; mihrabın iki yanındaki gaz lambaları yerinden sökülmüş ve yerinde yeller esiyordu.

Oysa taa gazyağıyla ışıtılan devrin bir hatırasıydı.

Bu sökümü şuursuz müftülük ilgilileri mi eskimiş görüp depoya kaldırdı, yoksa tarihi eser kaçakçıları mı yaptı çıkartamadım!

O güzelim yatlimanı hergün biraz daha kirlenip kararıyor.

Dün gördüğümde ise çok kötü kokmaya başlamış ve iyice bulanıklaşmıştı.

Üzüldüm desem boş bir laf olur.

Baktım belediye beton dökme işleri yapıyordu.

Sahipsiz ülkem benim.

Birgün Ortaasya'dan kaçtığımız gibi kaçacağız veya pisliğin ortasında badı ve ördekler gibi eşeleneceğiz..

Ahi Yusuf Camii ile Antalya Etnoğrafya Müzesi arasındaki sokakta bulunan, minik taş çeşme yıllardır  akmaz ve pislik yuvası.

Önünden günde binlerce, yılda milyonlarca turist gelip geçer utanır, biz utanmayız.

Dün müze görevlilerine tekrar rica ettim çeşme aksın diye.

Halkçı belediye, reklamcı, şovcu, iktidar umaysız duyarsız.

Şimdiye kadar bu meseleler toplu bir plan dahilinde çoktan çözümlenmeliydi.

Az ilerdeki Karaalioğlu Parkı'nda yine beton ışık amaçlı inşaat cinayetleri işleniyor şu anda.

Adamlar 50 yıllık hurmanın dibine beton dökmüş üstüne lamba dikecek. Turizim ve çevreden anlayan herkes Karaalioğlu Parkı yeni inşaatlarına dur demeli, çalışmaları takibe almalı.

Engeç 5/ 6 sene sonra o lamba sönecek ve o hurma kuruyacak. Bu gerçek bu parkın talihsiz kaderi 40 yıldır böyle.

NOT: Türkiye'de Risale-i Nur'ları ilk basan şehirlerden biri olan Antalya'nın matbuat öncüsü kahraman abimiz Recep Unaz Hakkın rahmetine kavuştu. Makamı cennet-i âla olsun. Üstadı 8 kere ziyaret etmesini, sekiz katlı cennete benzetirdi. Umduğu gibi olsun inşaallah.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.