Yargı neden direniyor?

Avrupa Konseyi'ne bağlı Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu, Türkiye'de kapsamlı bir yargı reformu yapılması gerektiğini açıkladı.

12 Eylül'de referandumla gelen değişiklikleri demokratikleşme adına önemli gelişme olarak değerlendiren Komisyon'un birçok alanda ciddi eleştirileri var. Sağlıktan eğitime, Alevilerden Kürtlere değinmedikleri konu kalmamış. Hakim ve savcılara insan haklarıyla ilgili eğitim verilmesini istemişler mesela. Global bir köye dönen dünyamızda, kol kırılıp yen içinde kalmıyor artık. Avrupa Konseyi'nden gelen raporu görmezlikten gelmek mümkün değil. Çünkü buradan gelen eleştiriler, ülkemizden giden şikayetler nedeniyle bir süre sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde mahkûmiyet olarak ülkemize fatura ediliyor. AİHM'nin, uluslararası bir teşkilat olan Avrupa Konseyi'ne bağlı olarak kurulmuş uluslararası bir mahkeme olduğunu unutmamak lazım.

Son dönemde Avrupa'dan yapılan açıklamaların tamamında yüksek yargıya yönelik uyarılar vardı. Aynı uyarıyı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türk yargıcı Prof. Dr. Işıl Karakaş da yapıyor. "Yapılan bunca reforma rağmen işler yolunda gitmiyor." diyen Karakaş, "Burada da ben baş sorumlu olarak yargıyı görüyorum." tespitini yapıyor. Bu tespit cümlesi sözün bittiği yeri gösteriyor. Yasaları parlamentoda yapılan bir ülkede yargı, reformlara direnebilir mi? Bu soruya Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı Osman Şirin'in yeni TCK'yı değerlendirirken söylediği şu sözlerle cevap verelim: "Yasada bu hükmü nasıl ifade ederseniz edin bununla ilgili uygulamada, kanun metni yüzde beş, Yargıtay ise yüzde doksan beş belirleyicidir." Yüksek yargının gündemden düşmeyen bazı kararlarını Osman Şirin'in sözleriyle birlikte değerlendirmek lazım. İlhan Cihaner davası mesela. Yasalara rağmen Yargıtay, fotokopi üzerinden yargılama yapmadı mı? Davanın sanığı ile 'Onama mı istersin bozma mı?' diyen Yargıtay üyesinin her söylediği eyleme dönüşmedi mi Yargıtay'da? Danıştay'ın üniversitelerdeki başörtüsü yasağı ile ilgili verdiği kararlar örneğin. 28 Şubat sürecinde yetki YÖK'tedir diyen Danıştay'ın, 'o zaman öyle şimdi böyle' mantığı ile bugünkü YÖK'e karşı takındığı tavır nasıl yorumlanmalı? Özelleştirme gibi birçok alanda verilen ideolojik kararların neredeyse tamamının oybirliği ile alınması tesadüf mü? İşin ilginç yanı verilen her tartışmalı karar, içtihat olup kanun gibi muamele görüyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, yargıdaki bu mantığı değiştirmek için yeni yasal düzenleme yapıyor. Birileri bu sistemin bozulmasını istemiyor. Son dönemde yüksek yargıdan gelen direncin nedeni biraz da Osman Şirin'in sözlerinde gizli.
Zaman

Güncel Haberleri