Yargı 'Balyoz'a el koydu

Taraf Gazetesi'nin ortaya çıkardığı en kanlı darbe planı, Türkiye'yi ayağa kaldırdı.

2003'te dönemin 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından hazırlandığı belirtilen ve camilerin bombalanmasından kendi savaş uçağımızın düşürülmesine kadar birçok korkunç eylemin yer aldığı Balyoz planına yargı el koydu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dün Taraf'tan 5 bin sayfayı bulan dokümanları istedi. Habere imza atan gazeteci Mehmet Baransu, belgeleri Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne teslim ederken, Başsavcılık konunun incelenmesi amacıyla iki savcıyı görevlendirdi. Belgelerin orijinalini okuduğunu vurgulayan Baransu, "Fotokopilerini aldım, tarattırdım. Bir kısmı DVD halindeydi. Tüm ıslak imzalı belgeler, hangi bilgisayardan çıktığı, ne varsa hepsini teslim ettim." dedi. Çetin Doğan'ın ifadelerinin hatırlatılması üzerine planla ilgili ses kayıtlarının olduğuna dikkat çeken Baransu, Ergenekon'da gündeme gelen başta Fikri Karadağ olmak üzere Deniz Kuvvetleri'nden birçok kişinin isminin Balyoz'da da geçtiğine işaret etti.

En kanlı darbe planının ortaya çıkmasıyla birlikte sivil toplumdan da yargıya şikâyet başvuruları gelmeye başladı. Dün aralarında sanatçı Lale Mansur'un da olduğu 13 kişi, planı hazırladıkları öne sürülen kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan tarafından hazırlandığı öne sürülen ve Türkiye'yi ayağa kaldıran 'Balyoz' kod adlı darbe planıyla ilgili savcılık inceleme başlattı. Belgeyi 20 Ocak 2010'da yayımlayan Taraf Gazetesi'nin muhabiri Mehmet Baransu, inceleme kapsamında plana ait olduğu belirtilen belgelerin de içinde bulunduğu 4 adet CD'yi savcılığa sunmak üzere dün Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. Adliyeye hâkim ve savcıların kullandığı üst kapıdan giren Baransu, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı'nın kendisinden istediği belgelerin içinde bulunduğu orijinal CD'leri getirdiğini dile getirdi. Çantasından çıkardığı 4 adet CD'yi gazetecilere gösterdi. Daha sonra söz konusu CD'leri ilgili savcılığa sunmak üzere adliyeye girdi.

Mehmet Baransu, adliyeden ayrılışı sırasında da gazetecilerin sorularını cevapladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı'nın, 'iddialara ilişkin 2 savcının görevlendirileceğini söylediğini' bildirdi. Baransu, "Turan Bey, savcıların iş yoğunluğuna bakacağını ve yapılacak değerlendirmenin ardından konunun inceleneceğini söyledi. Belgeleri hem orijinal, hem de fotokopi olarak gördüm. Okudum, belgelerin bir kısmı DVD halindeydi. Belgelerin fotokopilerini aldım, tarattırdım. Fotokopilerin taratılmış hallerini kendime aldım. DVD'lerin ve fotokopilerin orijinal kopyasını buraya getirdim. Belgelerin hepsi şimdi burada. Tüm orijinal belgeler, hangi bilgisayardan çıktığı ıslak imzalı belgeler ne varsa hepsini teslim ettim. Savcılar da kopyasını aldılar, benim verdiklerimi de kapalı zarflar içerisine koyup emanete kaldıracaklar. Kopyalar üzerinden gidecekler." dedi. Gazetecilerin Çetin Doğan'ın ifadelerini değiştirmesi konusunda sorduğu soruya Baransu şu şekilde cevap verdi: "Ses kayıtları ortada. Yarın dağıtacağız, her şey ortaya çıkacak."

BELGELERİ İNCELİYORUZ, SORUŞTURMA AÇILABİLİR

Öğleden sonra İstanbul Adliyesi'ne gelen İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilleri Turan Çolakkadı ve Olcay Seçkin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ile görüştü. Çolakkadı adliye çıkışında gazetecilerin sorularını cevapladı. "Balyoz darbe planını görüştünüz mü?" sorusu üzerine Çolakkadı, "Tabii. Başka konularımız da vardı. O konuyu da görüştük. Gazetede çıkan haberleri ön inceleme yapıyoruz şimdilik. Daha sonra soruşturma evresine geçebilir. Belgeler şu anda elimizde. İncelemeden bir şey diyemiyoruz. İleriki safhada soruşturma açılabilir." ifadelerini kullandı. KADİR KÖKTEN, SELÇUK KAPUCİ İSTANBUL

HSBC ve sinagog saldırıları Balyoz'un parçası mıydı?

Balyoz planında, 27 kişinin öldüğü, 300'ü aşkın kişinin yaralandığı HSBC ve sinagog saldırılarına işaret eden çarpıcı bilgiler yer alıyor. Planın, 'İcra' bölümünde, PKK ve El Kaide'nin büyük şehirlerde yapacağı saldırıların kaosa katkıda bulunacağı, karışıklık esnasında olağanüstü hal ilan edileceği belirtiliyor. Plandan 9 ay sonra iki saldırı meydana gelmişti. HSBC patlamasından hemen sonra bölgeye askeri birliklerin sevk dilmesi de dikkat çekmişti.

Balyoz Darbe Planı'nda, 27 kişinin öldüğü, 300'ü aşkın kişinin yaralandığı HSBC ve sinagog saldırılarıyla ilgili çarpıcı bilgiler yer alıyor. PKK ve El Kaide gibi örgütlerin eylemleri planın bir parçası. 'İcra' bölümünde, PKK ve El Kaide'nin büyük şehirlerde yapacağı saldırıların kaosa katkıda bulunacağı, karışıklık esnasında önce olağanüstü hal ilan edileceği, ardından sıkıyönetime başvurulacağı belirtiliyor.

Plan hazırlandıktan 9 ay sonra 2003 yılının Kasım ayında 5 gün arayla iki saldırı meydana gelmişti. 15 Kasım'da Kuledibi ve Şişli'deki iki sinagoga saldırı gerçekleşti, 20 kişi öldü. 5 gün sonra hedef İngiliz Konsolosluğu ve HSBC Genel Merkezi'ydi. El Kaide'nin üstlendiği iki saldırıda 27 kişi hayatını kaybetti. Bu olaylar sebebiyle hükümet yurtdışında zor günler yaşadı. Yabancı ajanslar, İstanbul'da 500 yıldır huzur içinde yaşayan Yahudi cemaatinin ilk kez hedef olduğunu savundu. 18 Kasım 2003'te Zaman'a konuşan emekli Korgeneral Yaşar Müjdeci, El Kaide bağlantısına şüpheyle yaklaştığını vurgularken, hükümetin dış politikasına yönelik etkileme çabalarına dikkat çekti. Olayın bir başka ilginç yönü, saldırılarla ilgili istihbarat bilgisinin emekli Org. Şener Eruygur'da çıkmış olması. Eruygur'da ele geçirilen belgeye göre, üst düzey İsrailli bir polis ataşesi ile dönemin Jandarma İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz, yine dönemin İstihbarat Başkanlığı Teknik Takip Daire Başkanı Albay Hasan Atilla Uğur 3 Aralık 2003'te bir araya gelerek konuyu görüştü. Sinagoga saldırıda bulunan Bingöllü Gökhan Elaltuntaş, Azad Ekinci ve Feridun Uğurlu'nun bu olaydan önce Amerikan ve İsrail konsolosluklarına saldırı planladıkları konuşmada geçiyor. İsrailli ataşe, Ersöz'e istihbaratını şöyle aktarıyor: "Yusuf Bolat istihbarat yapmadı. Asıl istihbaratı Feridun yaptı. Üçü bir aradaydılar. Bunlar İstanbul'da bizi aradılar. Bunların hazırladıkları kitaplar vardı. Asıl olarak Amerika ve İsrail konsolosluklarına saldıracaklardı. Ancak güvenlikten dolayı sinagoga saldırdılar." Ataşe, Azad Ekinci ve Gökhan Elaltuntaş'ın saldırı öncesi bulundukları ülkeler ve yaptıklarıyla ilgili detaylı bilgi veriyor.
Balyoz planı, Ergenekon cephanelerini deşifre etti

Ergenekon soruşturması kapsamında Türkiye'nin birçok yerinde ortaya çıkarılan cephaneliklerin sırrı Balyoz darbe planındaki bir bilgiyle örtüşüyor. Planda, harekât ortamının şekillendirilmesi kapsamında idhar (yığınak) noktalarında depolanan mühimmatların çıkartılması ve planlanan şekilde dağıtılacağı bilgisi yer alıyor. Bu da Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkarılan cephanelikleri akıllara getirdi.

Türkiye, gömülü cephanelikler Ergenekon soruşturması sırasında karşılaştı. Alınan ihbar ve ele geçirilen krokiler doğrultusunda yapılan kazılarda bugüne kadar onlarca LAW silahı, yüzlerce el bombası, bir o kadar sis bombası, uzun namlulu otomatik silahlar, kilolarca patlayıcı ve bol miktarda askeri mühimmat ele geçirildi. Taraf Gazetesi'nin ortaya çıkardığı ve altında dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan'ın imzası bulunan dehşet plan, söz konusu mühimmatın ne için kullanılacağını da net bir biçimde ortaya koydu. Buna göre, cephaneler darbeye zemin hazırlamak, toplumda kaos ortamının oluşturulmasını sağlamak için gömülü oldukları yerlerden çıkarılarak kullanılacaktı.

Plana göre darbe dört safhada gerçekleştirilecekti. Bunlar 'hazırlık, harekât ortamının şekillendirilmesi, icra ve yeniden yapılandırma' olarak belirlenmişti. Söz konusu planlar, harekât emirlerinde detaylandırılıyor. Darbe belgesindeki 'Hazırlık' başlığı altında, darbe hazırlığını kamufle edecek olan seminere şöyle değiniliyor: "Balyoz Güvenlik Harekât Planı, 'Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo' isimli jenerik bir plan şeklinde, 'GİZLİ' gizlilik derecesinde ve özel seçilmiş, sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek. AKP ve irticai gruplara yönelik istismara açık noktalar mevcut ve oluşturulması düşünülen yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirilecek; gerektiğinde istismar noktaları oluşturulması için sızdırılan personelin kullanılması amacıyla alternatif planlar oluşturulacak."

Plan, harekât ortamının şekillendirilmesi, kaos ortamının oluşturulması aşamasına yönelik silahlı eylemlerin kaynağı konusunda da bilgi veriyor. İşte o cümle: "Harekât ortamının şekillendirilmesi safhasında kullanılmak üzere idhar noktalarında depolanan mühimmat çıkartılarak planlandığı şekilde dağıtılacak."

Cami bombalanarak Cumhuriyet korunacak!

Balyoz Planı'nda 'Maksat' başlığı altında yer alan ifadeler de ilginç: (1) Balyoz Komutanlığı, İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk milleti adına yerine getirme azim ve kararlılığı içerisinde laik devlet otoritesinin temini için gerekli olan tedbirleri alacaktır. (2) Harekâtın maksadı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmaktır." Melik Duvaklı İstanbul

'Yurtseverler' harekete geçirilecek

Balyoz'da 'yurtseverler' de unutulmamış. Planda şöyle deniliyor: "Öncelikle ve acil olarak, AKP yönetiminin tasfiyesi ve işbirlikçilerinin saf dışı bırakılması maksadıyla, harekât alanının şekillendirilmesi de dâhil olmak üzere, resmî/gayri resmî tüm yurtseverler seferber edilecek, başta Silahlı Kuvvetler'in imkân ve kabiliyetleri olmak üzere maddi ve manevi tüm güçler kullanılacak. Özellikle, gözaltına almalar ve yağma, talan, gasp ve milli serveti tahrip gibi eylemler sırasında ikazlara uymayanlara karşı, Silahlı Kuvvetler'in gücünü çok kısa sürede hissettirecek sert uygulamalara başvurulacak. İkinci aşamada, belirlenen kadrolar işbaşına getirilecek, bölücü ve irticacı kadroların şiddetle ve derhal bertaraf edilmesi için gerekirse özel yöntemler devreye sokulacak."

Ege'deki it dalaşı 2003'ten sonra kızıştı

Türkiye ile Yunanistan uçakları arasında 2003-2007 yıllarında Ege Denizi'nde sıkça yaşanan it dalaşları, Balyoz Harekâtı'yla yeniden gündeme geldi. Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi'nde tarih boyunca yaşanan gerilim, 1999 Marmara Depremi'yle yumuşama dönemine girmişti. İt dalaşları, 2003 yılından itibaren kızıştı. 2003 Haziran ayında Yunan Olimpik Havayolları'na ait bir yolcu uçağının iki Türk savaş uçağı tarafından taciz edildiği iddiası, aradaki gerilimi artırdı. Yunan Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas, "Türk askerî düzeni, yapay gerilim oluşturarak dikkatleri başka yöne çekmek arzusundadır. Biz bu oyunu oynamayacağız. Kıbrıs gibi temel meseleler üzerinde istikrarlı bir biçimde durmayı sürdüreceğiz. Zaten Türk askerî düzeninin bu biçimde davranmasına yol açan konular bunlardır.'' açıklamasını yaptı.

Atina Haber Ajansı, 9 Haziran 2003'te meydana gelen olayda, Orta Ege'deki Psara Adası'nın 18 deniz mili kuzeydoğusunda seyreden ve Atina-İstanbul seferini yapan yolcu uçağının, iki Türk F16'sı tarafından taciz edildiğini öne sürdü. Ajans, Türk uçaklarının Yunan savaş uçakları tarafından püskürtüldüğünü iddia etti.

Yeni Asır Gazetesi yazarı Ahmet Yazıcıoğlu, iki ülke arasında 2006'da 60, 2007'de 386, 2008'de 382 it dalaşı yaşandığını yazdı. 2009'da ise bu sayı 452 gibi korkutucu boyutlara ulaştı. ALİ RIZA KARASU İZMİR

Osmanlı Camii'ne bırakılan bomba son anda fark edilmişti

Fatih Camii'ne dönük saldırı planları içeren Balyoz Harekâtı, başkent Ankara'da yaşanan benzer bir olayın ayrıntılarını akla getirdi. 8 Şubat 2008'de Sıhhiye'deki 'Laiklik ve bağımsızlık' mitingi öncesi Osmanlı Camii'nin ayakkabılığına gizlenmiş el bombası cemaatin dikkati sayesinde son anda fark edilmişti. Balyoz planına göre, darbe oluşturmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenlenecekti. Ankara Sıhhiye'deki Osmanlı Camii'nde yaşananlar neredeyse Balyoz Darbe Planı ile birebir örtüşüyor. Meclis'te üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılması amacıyla Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişikliğin ikinci tur görüşmeleri öncesi Osmanlı Camii'nde el bombası bulunmuştu. Bombanın bulunduğu caminin hemen yanı başındaki Sıhhiye Meydanı'nda bir gün sonra 'laiklik ve bağımsızlık mitingi' düzenlenecekti. El bombasının bulunduğu yer ise oldukça dikkat çekici. Balyoz Darbe Planı'nda yer aldığı gibi Osmanlı Camii'nde bulunan el bombası da ayakkabılıkta kamufle edilmiş bir şekilde bulundu. Cami cemaatinin dikkati sayesinde bulunan el bombası büyük bir faciaya yol açmadan Bomba İmha Şube Müdürlüğü ekiplerince etkisiz hale getirildi. ANKARA ZAMAN

Darbeye hazırlık konuşmaları

Selimiye Kışlası'nda 1. Ordu'ya bağlı tüm komutanlıkların katıldığı toplantı aslında yıllık bir strateji toplantısı gibi planlanmıştı. Fakat toplantının esas gündemi Balyoz Harekât Eylem Planı'ydı. İşte o toplantı esnasında alınan ses kaydından bazı bölümler.

52. Zırhlı Tümen Komutanı Metin Yavuz Yalçın: Ben 2. ve 5. Kolordu Komutanlığı'ndan yeterli emniyet tedbirlerini alabilecek bütün birliklerimi oraya görevlendiririm. Onun dışındakilerin tamamını buraya getiririm. Ve belediye başkanıymış, yok ondan sonra savcıymış, hakimmiş, kaymakammış, bu konuya olumsuz bakan tablolarda yer alan insanları gerekirse belediye başkanlıkları komutanları o görevde uhdesinde olacak şekilde görevlendirmek.

15.Kolordu Harekat ve Eğitim Şube Müdürü Albay Yalçın: Kritik bölgeler ve mukavemet etmesi beklenen kişiler kontrol altına alınacak her türlü mukavemet kesin bir kararlılıkla kırılacaktır.

2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Varol: Tuzla Belediye Başkanı İdris Güllüce ve Sultanbeyli Belediye Başkanı Yahya Karakaya yerine tespit edilen personelle değiştirilecek.

3. Kolordu Komutanı Korgeneral Ergun Saygun: Bu bir EMASYA değildir. Bu bir devletin bekasıyla ilgili bir şeydir. Bu bakımdan diğer kuvvetlere mensup bölgemizdeki kurum ve kuruluşların da bu yaklaşım içinde olması ve bu yapılacak bütün planlamada yer alması, bilfiil görev alması gerekir.

Ordudaki çürükler temizlenmezse ülke muz cumhuriyetine döner

İzmir Sivil Toplum Örgütleri Platformu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Aydoğan: Ordu bizim ordumuz ama içindeki çürükler temizlenmeli. Çürükler ve pislikler temizlenmezse Türkiye'nin muz cumhuriyetlerinden farkı olmaz. Bu suçları işleyenler mutlaka cezalandırılmalı. Bu ülke demokrasi ülkesiyse, kimsenin kendini bu demokrasinin üstünde görmemesi lazım. Hükümete burada çok büyük görev düşüyor. Ne yapıp edip bu işi bitirmeli.

Masum insanları Allah'ın evinde katletmek vahşetin en büyüğü

Cami ve Kur'an Kursu Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Recep Kıyak : Çok korkunç ve vahim bir olay. Utanç verici. Keşke böyle bir şey olmaz diyebilseydik. Ama kazan kaynıyor. Olmaz diyemiyoruz. Masum insanları Allah'ın evinde katletmeyi düşünmek sözün bittiği yerdir. Camiler herkesin yan yana durduğu, yaratıcıya ibadet ettiği, sınıf, rütbe ayrımı olmayan Allah'ın evleridir. Kim olursa olsun bu planları yapanları kınıyorum. Bu, ağır bir insanlık suçudur. Sorumlular hakkında gereği yapılmalıdır.

Böyle bir ülkede yaşamak büyük talihsizlik

Kayseri Baro Başkanı Ali Aydın: Kaçıncı darbe ve provokasyon planı bu. Böyle bir ülkede yaşamak büyük bir talihsizlik. En büyük güvencemiz olan ordumuzun bu işlere alet edilmesi, ordunun içinden böyle şeylerin çıkması ayrıca üzücü. Bu planı yapanlar, darbe hazırlığı içinde olanlar, 300 çocuğu bir denizaltıyla batırmaya çalışan bu kişilerin makamı mevkisi ne olursa olsun, ucu kime dokunursa dokunsun, bürokrasiden, silahlı kuvvetlerden kim bu yapılanma içindeyse ülkenin bunlardan temizlenmesi lazım.

Hedef net: AK Parti hükümeti yıkılmalı

Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan tarafından hazırlandığı ileri sürülen 'Balyoz Güvenlik Harekat Planı' gündeme bomba gibi düştü. Dehşet planın ayrıntıları dün yine Taraf'ta yayımlandı. Buna göre, plan tamamen AK Parti'yi devirmeyi amaçlıyor.

Altında dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın imzası bulunan plan 4 aşamadan oluşuyor: Hazırlık, harekât ortamının şekillendirilmesi, icra ve yeniden yapılanma. Buna göre, öncelikle Fatih ve Beyazıt camileri cuma namazı sırasında bombalanacak, ardından cemaat ve mütedeyyin kesimler tahrik edilecekti. Bir Türk jetinin de Yunanistan tarafından 'it dalaşı' olarak tabir edilen bir olayda düşürülmesi sağlanarak, hükümetin dünya nezdinde 'aciz' olarak gösterilmesi hedeflenmişti. Planın son aşamasında ise provokatörler devreye girecek ve Hava Müzesi basılarak irticai sloganların atılması sağlanacaktı. Bütün bu eylemler canlı yayınlarla televizyonlarda gösterilecek, gazete sayfalarında yayımlanacaktı. Nihayet darbeye zemin hazırlandığına kanaat getirildiğinde Silahlı Kuvvetler devreye girecek ve sıkıyönetim ilan ederek yönetime el koyacaktı. Planın 'Vazife' bölümünde hedef tam olarak şöyle anlatılıyor: "Balyoz Komutanlığı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlayarak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmak maksadıyla; derhal, AKP hükümetini iktidardan uzaklaştıracak ve mevcut irticai yapılanmayı şiddetle bertaraf ederek, belirlenen kadroları iktidara getirerek laik devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis edecektir."

Yüksek yargı tek tek fişlenmiş: Yakın temas var, kullanılabilir

Balyoz Güvenlik Harekât Planı'nda darbenin gerçekleştirilmesinin ardından yapılması gereken eylemler de sıralanmış. Planın önceki bölümünde yer alan 'resmi yurtseverler' sınıfına yüksek yargı mensuplarının yanı sıra siyasiler ve bürokratlar da dahil edilmiş. 116 Yargıtay üyesi tek tek fişlenmiş. 'Gizli' damgalı 'Birinci Sınıf Kamu Görevlileri ve Destek Durumları' başlıklı belgede birçoğu büyükelçi seviyesindeki toplam 112 diplomat, 'kullanılabilir; bundan sonra da kullanılmalı, yakın teması var, etkili yerler için değerlendirilecek; meslekte başarısız, desteklenmeli', 'filancanın akrabası, olumsuz; kumar ve alkol problemi var' türü ibarelerle tek tek kayda alınmış.

Aynı listelerde, hangi yargıçların tasfiye edileceği, hangilerinin sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirileceği, kimin darbeye yardımcı, kimin engel olacağına işaret eden notlar da yer alıyor. Aynı şekilde, hemen tutuklanacak Başbakanlık bürokratları ve görevden alınacak ya da yerinde bırakılacak valilerin tam listesi mevcut.

'Gayri resmî yurtseverler' kapsamında ise hem gazeteciler hem de sivil halktan, her meslekten şahıs nüfus bilgileriyle birlikte listelenmiş. Darbeye yardımcı olması muhtemel şahıslar 'iltisakı birinci öncelikli sivil kişiler' başlıklı kapsamlı bir listede yer alıyor.

El Kaide'den eşzamanlı eylem

AK Parti'yi devirmeyi öngören cuntacıların hazırladığı Balyoz Planı'nın 'İcra' safhasında yapılması öngörülen eylemler arasında terör örgütü El Kaide'ye de yer ayrılmış. Plandaki ilk eylemin tarifi aynen şöyle: "Bölücü terör örgütü ve El Kaide'nin büyük şehirlerde özellikle İstanbul'da eşzamanlı büyük eylemleri ve anılan eylemler sonrası icra edilecek. Sivil toplum kuruluşu ve üniversiteler ile koordine ederek yönlendireceğimiz çok geniş katılım 11 toplumsal gösteriler ve eylemler neticesinde oluşan kaos ve karmaşa nedeniyle öncelikle olağanüstü hal ve sonrasında sıkıyönetim ilan edilecek."

2003 yılı Kasım ayında HSBC Bank ve sinagog, El Kaide terör örgütünce bombalanmıştı.

Muhalefetle ilişki sürecek, 'düşman' unsurlar yıpratılacak

Türkiye'yi dehşete düşüren planda 'dost' ve 'düşman' unsurlar unutulmamış. Tıpkı İrticayla Mücadele Eylem Planı'nda olduğu gibi 'dost'lar ve 'düşman'lar tek tek sıralanmış; bunlara karşı izlenecek stratejiler belirlenmiş. Cuntacılar, 'dost' olarak tanımladıkları muhalefet partileriyle zaten var olan ilişkinin aynen sürdürülmesi gerektiğini aktarıyor. İşte Balyoz'dan bazı bölümler:

Düşman durumu:

İrticai grupların, hedefe giden yolda engel olarak gördükleri TSK'ya karşı bir taraftan sızma gayretleri artarak devam ederken diğer taraftan yıpratma, komuta zafiyeti içerisinde ve dinsiz gösterme çabaları da artan bir ivme ile sürmektedir.

Mevcut iktidarın uygulamalarından cesaret bulan irticai grupların, devlet düzenimizin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçlarına göre yorumladıkları görülmektedir.

Bu kapsamda; başta öğretim kurumları olmak üzere, kamu hizmetlerinin yerine getirildiği çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında, irticai hareketin simgesi olan türban ve başörtüsü kullanılmasında ısrarlı davrandıkları gözlenmektedir.

AKP hükümeti; irticai faaliyetlerin ülke içerisinde artmasına, güç kazanmasına, kadrolaşmasına ve teşkilatlanmasına tam destek vermektedir.

Ülke genelinde AKP yandaşları, tarikat ve cemaatler ile devlet kademelerinde hızla kadrolaşmaktadır.

akp içindeki dost unsurlar yönetime yakın

İktidar ve irtica yanlısı basın yayın organları her geçen gün cesaretlenip palazlanırken, muhalif basın, geçmişte yaptığı şahsi yanlışlıkların bedelini, görevini yapmayarak ve/veya yapamayarak ödemektedir. Toplumsal muhalefet sindirilmiş, muhalif basın ekonomik ve mali denetim tehdidi ile susturulmuştur.

Buna karşın muhalefet partileri de etkin, önleyici, alternatif oluşturan, siyasal iktidarın faaliyetlerini denetleyici ve geniş halk kitlelerinde yankı bulan bir muhalefet sergileyememekte; basit, tutarsız, kişiliksiz, silik ve günü kurtarmaya yönelik söylemlerle muhalefet yapmaktadırlar. Mevcut durumları itibarı ile halkta giderek artan bir umutsuzluğa yol açmaktadırlar. Laik Cumhuriyet'i kurtaracak, birlik ve beraberliği sağlayacak ve gerekli tedbirleri alacak siyasi ufuktan yoksun liderler, koltuklarını korumanın ötesinde, kısır ve uzlaşmaz tavırların üstünde bir davranış ortaya koyamamaktadırlar.

Dost unsurlar: AKP içinde de harekatımıza, müzahir ve dost gruplar bulunmakta, ihtimaller karşısında yönetici elite yakın durmaktadırlar.

Her türlü olumsuz şartlara rağmen Cumhuriyet'i koruma ve kollamaya yönelik eylem ve planlamalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda; Aleyhte yapılan her türlü propaganda ve yasal düzenleme girişimlerinde muhalefet partileri ile koordineli fikir ve eylem birliği içerisinde hareketler sergilenmesine devam edilecektir.

Gözaltına alınanlar statlarda toplanacak

Cuntacılar, darbeden sonra gözaltına alınacak binlerce insanı nerede toplayacaklarını bile düşünmüş. Yakalanıp bilahare tutuklanması öngörülen şahıslar için karakol, kışla ve cezaevlerinin kapasitesinin yeterli olmayabileceği hesaplanmış. Planın ilgili bölümleri aynen şöyle: "İrticai faaliyetlerde yer aldığı tespit edilmiş ve teşkil edilen özel Görevli Toplama Timleri tarafından planlandığı şekilde gözaltına alınan kişiler topluca bulundurulacakları stadyum (Burhan Felek Spor Salonu, Fenerbahçe Stadyumu, Ümraniye NET AŞ Misafirhanesi, vb. büyük yapılara getirilecek ve sorguları buralarda yapılacak, bilahare hapishanelere sevk edilecek. Mevcut ceza ve tutukevlerinin de kapasiteleri ile gözaltına alınacak ve tutuklanacakların sayıları da dikkate alınarak, sıkıyönetim komutanlıklarınca kışlalar içerisinde gerekirse ceza ve tutukevleri açılacak. Milliyetçi-muhafazakâr sağ iktidarların TSK'nın karşısına alternatif silahlı güç olarak tasarlayıp güçlendirdiği polis teşkilatının askere bakışı dikkate alındığında; polisin sevk ve idaresinde ağırlıklı olarak jandarma kullanılacak. Bu nedenle il jandarma komutanlıkları karargâhlarından istifade ile ivedilikle ağır silahlardan arındırıldıktan sonra polisin mutlaka kontrol altına alınması sağlanacak. Potansiyel tehdit teşkil eden unsurların belirlenmesi ve ele geçirilmesi veya kontrol altına alınması; eldeki arşivin incelenmesinin yanında, kim, nerelerde, hangi evlerde barınıyor bunların planlanması; kritik alanların tespiti ve başlangıçtan itibaren kontrol altına alınması doğru ve gerçekçi istihbarat akışını gerekli kıldığından askerden arındırılan MİT'in yeniden yapılandırılarak müzahir personel kilit görevlere getirilerek başına muvazzaf bir general atanacak."

Milli Mutabakat Hükümeti kurulacak

İstanbul Selimiye Kışlası'nda 5-7 Mart 2003 tarihlerinde düzenlenen ve 1. Ordu'ya bağlı tüm komutanlıkların katıldığı toplantıda yapılan konuşmalarda 'Milli Mutabakat Hükümeti' de gündeme geliyor. Komutanların konuşmalarının ardından sözü alan Çetin Doğan, şunları söylüyor: "Milli birliğin ve beraberliğin oluşmasında evvela inandırıcı milli birliği sağlayıcı bir hükümetin varlığı ile olur. Dini öne çıkartan, ümmet anlayışını öne çıkartan milli birliğimiz hiçbir zaman sağlanmaz. İnsanların dini inançları farklı farklıdır. Bunun için de her şeyden önce evet, hükümetin ve Meclis'in kendisine çekidüzen verdirici, ben onu söyleyeceğim Genelkurmay Başkanı'na, Kuvvet Komutanı'na. Diyeceğim ki; siz Meclis'i ve hükümeti uyarın, bu gidişe dur deyici bir ültimatom verin gerekirse. Gerekirse çağırın 'bu işin sonu b...' İşte sonunuz böyledir. Bu konuda gerekli tertip ve tedbirleri alın. Evvela ulusal birliğimizin evvela inandırıcı bir milli mutabakat, buraya öyle yazmışım. Milli Mutabakat Hükümeti kurulması sureti ile halkın tasvip edeceği tarafsız bağımsız daha tek...edeceği bu kadar gaile içinde ülkeyi daha sonra bütün bu gailelerden sonra seçime götürecek bir hükümetin kurulması en önemli birinci..."

EMASYA direktifleri provokasyonların gölgesinde güncellendi

Balyoz Darbe Planı'nın altında imzası bulunan emekli Orgeneral Çetin Doğan, İstanbul Selimiye Kışlası'nda yapılan darbe toplantısında yaptığı konuşmada EMASYA'nın üzerinde duruyor. Klasik EMASYA mantığından çıkılacağını anlatıyor. Mevcut EMASYA'nın 28 Şubat sürecinde yine kendi döneminde güncellendiğini söyleyerek övünüyor.

Askere, gerektiğinde süresiz olarak kent merkezlerindeki olaylara müdahale etme yetkisinin bu toplantılardan sonra verilmesi dikkat çekici. EMASYA Protokolleri 2005'te sahneye konulan bir dizi provokasyonun gölgesinde güncellendi.

7 Temmuz 1997'de Genelkurmay ile İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan Emniyet-Asayiş Yardımlaşma Birimleri Protokolü ile askere polisin sorumluluk alanındaki kent merkezlerinde olaylara müdahale etme imkanı verildi. Demokratik çevrelerin kaldırılmasını istediği protokol 28 Şubat'ın etkin süreci bittikten sonra çok kritik bir süreçte güncellendi. Protokol, Cumhurbaşkanlığı seçim tartışmalarının başladığı, darbe teşebbüslerinin hareketlendiği, ulusalcı dernek ve örgütlerin bir anda ülke genelinde ağ kurduğu, bayrak provokasyonu ve linç hareketlerinin tertiplendiği bir atmosferde yenilendi. Türkiye, EMASYA direktiflerinin yenilendiği 2005 yılından itibaren seri provokasyonlarla sarsıldı. Şemdinli olayında yakalanan askeri sanıkların polis bölgesinde faaliyet göstermesi o dönemde de tartışma konusu olmuştu. Hakkari'de 2005 yılının haziran ayından itibaren 125 defa askerî operasyon gerçekleştirildiği, ancak valilikten sadece bir kez izin talebinde bulunulduğu ortaya çıkmıştı. Tüm bu faaliyetler EMASYA'ya dayandırıldı. Süreç 2006'da da aynen devam etti. Şubat 2006'da aralarında Ankara, İzmir, Konya gibi büyük şehirlerin bulunduğu yaklaşık 40 ilde, valilerin jandarmaya şehir merkezlerinde arama, kontrol, baskın ve operasyon yapabilmek için yetki belgesi verdiği ortaya çıktı.

EMASYA protokolü son zamanlarda farklı boyutlarıyla kendisini hissettiriyor. Nisan 2007'de Samsun İl Jandarma Komutanlığı tarafından gece başlatılan operasyonda, AK Partili Samsun Büyükşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı Adnan Bahadır ve Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kenan Şara ile birlikte toplam 40 kişi sabah saatlerinde gözaltına alındı. Mart 2009'da jandarma yetkisi olmadığı halde Ankara Keçiören'de bir evi bastı. Geçtiğimiz ay KESK operasyonunda İzmir'de 5 merkezde, polis sahasında jandarma operasyon ve tutuklamalar yaptı. Protokol, en son bir gazetenin sahibinin evini şehir merkezinde basılması olayıyla yeniden gündeme geldi.
Zaman

Güncel Haberleri