Yahudilerin geçmişi ve geleceği -1

Mehmet Ali KAYA

“Tarih tekerrürden ibarettir” derler. Evet, “zaman hatt-ı müstakim üzere hareket etmediği için” mebde ve müntehası, başı ve sonu birbirinden uzaklaşmaz. “Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazan terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazan tedennî içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşallah. Hakikat-i İslâmiyenin güneşiyle, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz.” (Hutbe-i Şamiye, 1996, s.43) Bu müjdeli ifadeleri ile büyük bir hakikati ortaya koyan Bediüzzaman Müslümanların uyanmaları sonucu İslamiyet güneşinin yeryüzünü aydınlatması ile kıştan sonra baharın geleceği gibi dünyamıza da barışın ve saadetin geleceğini müjdelemektedir.

Bir avuç İsrail Yahudilerinin Filistin’de yaptıkları zulüm ve katliamın bütün dünyada büyük bir tepki ve infiale, Yahudilere karşı büyük bir nefret ve düşmanlığa sebep olduğu açıktır. Müslümanlar zulme maruz kalan mazlumlar, Yahudilerin ise zayıfları ve masumları acımasızca katleden zalimler olarak tarihe geçtikleri de bir tarihi tespit olarak karşımızda bütün çıplaklığı ile durmaktadır. Tarih tersine dönmüş ve bir zamanların mazlum ve zulme maruz kalan Yahudileri ellerine fırsat geçtiği zaman ne derece zalim ve acımasız olduklarını göstermiştir. Demek geçmişte de Yahudiler aynı zulüm ve haksızlıkları yapmışlardır ki zulme, katle ve sürgüne maruz kalmışlardır.

Allah’ın huzuruna zalim olarak varmaktan ise mazlum olarak gitmek evladır. Zalimi cezalandıran, mazlumu da ebedi olarak mükâfatlandıran Allah’tır. Ahiret dünyadan daha hayırlıdır. Bediüzzaman hazretleri “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar” (Sünuhat, 1996, s.56)  buyurarak felakete uğrayanların saadete namzet olduklarını belirtir. Sonra da “zira, şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslamiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde tacil etti. Biz incinirken âlem-i İslam ağlıyor. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üç yüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var. Biz mağlubiyetle peşin ve geçici bir saadeti kaybettik; fakat devamlı gelecek bir saadet bizi beklemektedir” (Sünuhat, 57) demektedir.

Müslüman asla zulmetmez ve zulmetmemelidir. Allah zulmü ve zalimi sevmez ve ona en büyük cezayı verir.  İslâmiyet’te inananlar kardeş, inanmayanlar da insanlıkta eşittir. Bütün insanların haklarına saygı göstermek adaletin gereğidir. İnsan haklarını ihlal etmek zulümdür ve zalime asla yardımcı olunamaz. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Bir insanı haksız yere öldürmek bütün insanlığı katletmekle eş değer bir günahtır.” (Maide, 5:32) “Zulme azıcık meyleden cehennemin dehşetli ateşine girmeye mahkûmdur” (Hud, 11:113) buyurur. Bu sebeple mü’minler asla zulme yanaşmazlar; Yahudileri de temel haklara sahip birer insan olarak değerlendirir, Yahudilere yönelik ayrı bir tavır ve tutum sergilemezler. Hıristiyanlar asırlar boyu Yahudileri katlettikleri ve sürgünden sürgüne gönderdikleri halde Osmanlı himaye etmiştir. Osmanlı döneminde Yahudiler çok rahat bir dönem geçirmişlerdir. Ne zaman ki Osmanlı yıkıldı Yahudiler katle ve sürgüne maruz kaldılar.

Yahudiler geçmişte de pek çok zulümler yaptıkları Kur’ân-ı Kerim ile sabittir. Yüce Allah şöyle buyurdu: “Biz İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Şüphesiz siz yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve büyüklenirsiniz. Birincisinde biz üzerinize bir takım güçlü savaşçı kullar göndereceğiz. Onları evlerin aralarına girip arayacaklar. Bu gerçekleşen bir vaattir.” (İsra, 17:4-5) Sonra sizi tekrar galip getirdik, mallarınızı ve oğullarınızı çoğalttık. (İsra, 17:6) Eğer iyilik yaparsanız bu sizin içindir; şayet kötülük yaparsanız kendinize kötülük yapmış olursunuz. (İsra, 17:7) Şayet zulme dönerseniz, biz de aleyhinize döneriz. (İsra, 17:8)

Müfessirler ve bilginler İsrailoğullarının Tevrat’ın hükümleri aksine davranacaklarını ifade ile bu yüzden fesat çıkaracaklarını, Yahudilerin hükümranlıklarının istilâ olacağını belirtirler. Zira zorbalar için kabardı ve büyüklendi denir ki bu ayette “büyüklendiler” ifadesi kullanılmıştır. Yüce Allah “Birincisinde güçlü ordular gönderdik; sizi yardımdan mahrum bıraktık” (Fahrettin Razi, Mefatihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, 14:401-402) buyurur. Tarihçiler bunun Babil hükümdarı Buhtunnasr olduğunu ve 70. 000 Yahudiyi öldürdüğünü ve diğerlerini de sürgüne gönderdiğini belirtirler. Bu İsrailoğullarının ilk fesadı sonucudur. Bu birinci fesatları kendilerine Tevrat verilip Allah’ın va’di gereği Firavun’un zulmünden kurtularak “Arz-ı Mev’ûd” dedikleri Filistin topraklarında devlet kurduktan sonradır. Bu devletin yıkım sebebi yaptıkları zulümlerdir.

Yahudilerin ikinci defa fesat çıkarmaları da yüce Allah’ın Yahudilere va’dettiği kurtarıcı “Mesih”in yani İsa’nın (as) gelmesi ve İncil’i göndermesinden sonradır. Zira yüce Allah İsrailoğullarını hidayete erdirmek, dünya ve ahirette şerefli bir makama çıkarmak için içlerinden Zekeriya (as) Yahya (as) ve İsa’yı (as) peygamber olarak göndermiştir. Ancak onlar Zekeriya ve Yahya’yı (as) öldürdüler. İsa’yı (as) da öldürmek için tuzak kurdular. Ama yüce Allah İsa’yı (as) onların tuzaklarından kurtardı ve semaya refetti. Onlar da başkasını İsa’ya benzeterek onu öldürdüler. Böylece İsa’yı öldürme kastlarının kesinliği ortaya çıkmış oldu.  

Yüce Allah Yahudilere “Misaklarını bozmaları, yani verdikleri sözden dönmeleri, peygamberlerini haksız yere öldürmeleri” (Nisa, 4:155) “Küfürleri ve Meryem’e iftira etmeleri” (Nisa, 4:156) “İsa’yı biz öldürdük demeleri” (Nisa, 4:157) üzerine onları lanetlemiş “Zillet ve meskenet damgası vurmuştur.” (Bakara, 2:61) Bu da Yahudilerin ikinci defa fesat çıkarmalarıdır. Birincisi kendilerine Tevrat verildikten sonra, ikincisi de kendilerine İncil verildikten sonradır.

Yahudilerin üçüncü fesat devresi vardır ki o da Yüce Allah tarafından “Doğru yolu gösteren hidayet rehberi olan Hz. Muhammed (as) ve Kur’ân-ı Kerimin kendilerine gönderilmesinden sonradır. (İsra, 17:9)  Gerçi Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Muhammed (as) bütün insanlığa gönderilmiştir; ama bu insanlığın içinde “Mesih ve Ahir zaman peygamberi kendilerine gönderilince ilk inananların kendileri olacağı sözünden dolayı birinci muhatap yine Yahudilerdir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim onların bu sözlerini hatırlatır ve şöyle buyurur: “Ey İsrailoğulları! Size in’am ettiğim nimetleri hatırlayın ve ahdime vefa edin ki ahdinize vefa edeyim. Benden korkun! İndirdiğimiz Kur’âna iman edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın” (Bakara, 2:40-41) buyurur. 
Yahudiler bu sözlerini yerine getirmek amacı ile Tevrat’ta kendilerine müjdelenen Mesih olarak isimlendirdikleri ahir zaman peygamberini görmek ve inanmak için “Faran Dağları” olarak bilinen Medine’ye geldiler ve Medine çevresine Beni Kaynuka, Benî Kureyza ve Benî Nadr kabileleri olarak yerleştiler. Peki, ne yaptılar? Sözlerine sadık kalarak iman ettiler mi? Hayır! Bu defa da peygamber-i Ahirzaman hakkında her türlü fitne ve fesadı çevirdiler. Öldürmeye teşebbüs ettiler. Bediüzzaman bu sebeple onlar hakkında “Dessas Yahudiler” (Mektubat, 2005; s. 234) tabirini kullanır.

Medine’de toplanan bu Yahudilerin fitne ve desiseleri üzerine peygamberimiz (sav) Allah’ın emri ile onların her birini sürgüne göndermek durumunda kalmış ve son kaleleri olan Hayberi de ellerinden alarak Arap Yarımadasından tamamen sürüp çıkarmıştır. Şöyle ki; ilk olarak kuyumculukla uğraşan ve çok zengin olan Benî Kaynuka bir Müslüman kadına sarkıntılık ettikleri ve peygamberimiz ile olan anlaşmalarını bozdukları için daha hicretin ikinci senesinde sürüldüler. İçlerinde Kâb b. Eşref isimli şair ve hatip biri vardı ki tam bir İslam düşmanı idi. Peygamberimiz (sav) onun bu düşmanlığı yüzünden öldürülmesine hükmetti.

Hicretin dördüncü senesinde Benî Nadr kabilesi peygamberimize “Sû-i Kast” düzenlediler. Hile ile Müslüman olacaklarını beyan ederek peygamberimizi (sav) davet ettiler. Sonra öldürmek istediler. Yüce Allah hilelerini ortaya çıkardı. Bunun üzerine sürgüne gönderildiler.

Son olarak da Benî Kureyza Hendek Savaşı’nda peygamberimiz (sav) ile olan anlaşmalarına rağmen Kureyş müşrikleri ile işbirliği yaptılar. Müşrikler bozguna uğradı, münafıklar Yahudilere yardımcı olmaktan vazgeçtiler, onların da hilesi ortaya çıktı ve bu defa onlar da sürgüne maruz kaldılar.

Yahudiler her ne kadar hileleri ortaya çıkmış olsa da, peygamberimizin (sav) mucizelerini de görmüş olsalar asla iman etmeye meyletmediler. Bilakis düşmanlıkta ve hile yapmada daha da azgınlaştılar. Yüce Allah bu hususu Kur’ân-ı Kerimde şöyle ifade eder: “İnsanlar içinde İslama düşman olmada en aşırı gidenleri Yahudilerdir.” (Maide, 5:82)

Yahudilerin düşmanlıklarının sebeplerini ve bunun sonuçlarını da bir sonraki yazımızda ele almaya çalışacağız.   

malikaya@risalehaber.com

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.