Bismillahirrahmannirrahim
Yâ Rahmân, Yâ Rahîm! Bize verdiğin her meşru lezzetin içinde Senin rahmetinin bir tecellisini görmeyi nasip eyle. Lezzetlerin zevaliyle kalbimize çöken ayrılık ve kayıp elemlerini iman nurunla hafiflet.
Yâ Nûr! Fânî nimetlerin sonunu karanlık bir yokluk gibi görmekten bizi muhafaza eyle. Her zevalin arkasında Senin hikmetini, her ayrılığın arkasında dönüşü, her geçici nimetin arkasında ebedî nimetlerini göster.
Yâ Bâkî! Bize fânî olanla bâkî olanı birbirinden ayırabilecek bir basiret ver. Geçici lezzetlere bağlanıp onların zevaliyle yıkılmaktan; onları veren Zât'ı unutup nimetin kendisine mahkûm olmaktan bizi kurtar.
Yâ Şekûr, Yâ Hamîd! Bize verdiğin nimetleri, sona ermelerinden önce şükürle değerlendirmeyi nasip et. Lezzeti şükre, şükrü marifete, marifeti muhabbete ve muhabbeti Sana kulluğa ulaştır.
Yâ Âhir, Yâ Bâkî! Kalbimizdeki bütün “keşke devam etseydi” arzularını, Senin ebedî rahmetine ve âhiret nimetlerine yönelt. Bize fânî güzelliklerin zevali karşısında:
“Bu nimet bitti” diye değil,
“Rabbimin rahmeti bitmedi; asıl nimet yurdu henüz gelmedi”
diyebilecek bir iman ve teslimiyet nasip eyle. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
يَعْنِي أَنَّ فِي كُلِّ لَذَّةٍ آلَامًا تَنْشَأُ مِنْ زَوَالِهَا.
“Yani her lezzette, o lezzetin sona ermesinden doğan bir takım elemler vardır.”
Bu cümle, bir önceki cümlede geçen “الْمُزِيلِ لِلْآلَامِ عَنِ اللَّذَّائِذِ الْمَشْرُوعَةِ” ifadesini açıklıyor.
Buradaki temel hakikat şudur.
Lezzetin kendisi güzel olmakla beraber, onun fânî olduğunu bilmek veya sona ermesini düşünmek, lezzetin içine bir elem karıştırır. Dolayısıyla mesele lezzetin haram veya kötü olması değildir. Bilakis meşru ve güzel bir nimetin geçici oluşunun, insanın kalbinde meydana getirdiği ayrılık ve zeval acısıdır.
Kur’ân, dünya hayatının geçiciliğini şöyle bildirir:
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ “Her nefis ölümü tadacaktır.” Âl-i İmrân, 3/185
Burada dikkat çekici olan “ذَائِقَةُ — tadıcı” ifadesidir. İnsan dünyadaki nimetleri tadar; fakat aynı şekilde ölümün de tadılacağı bildirilir. Böylece dünya hayatındaki her lezzetin bir sonu olduğu hatırlatılır.
Bir başka âyette:
اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ...
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda övünme ve mal ve evlatta çoğalma yarışıdır...”
Hadîd, 57/20 Âyet devamında dünyanın geçici oluşunu anlatır.
Bu, cümlenin زَوَالِهَا — onun zevali/sona erişi kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Kur’ân aynı zamanda şu ölçüyü verir.
وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ “Âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” A‘lâ, 87/17 Demek ki problem lezzetin varlığı değil, lezzetin fânîliği karşısında insanın bakışıdır.
Hazırlayan: Nuran Şahin