Yâ Rezzâk! Her rızkı Senin ikramın olarak görmeyi nasip eyle

29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar

Bismillahirrahmannirrahim

Ey yeryüzünü hayat sahipleri için nimet ve rahmet sofrası yapan Yâ Rahmân! Ey toprağı türlü türlü nimetlerin hazinesi kılan Yâ Rezzâk! Ey cansız topraktan canlıları çıkaran Yâ Muhyî! Ey yeryüzünü hikmet ve sanatının muhteşem bir sergisi yapan Yâ Hakîm! Ey bütün mahlûkatı ince ölçüler ve dengeler içerisinde yaratan Yâ Mukaddir! Ey yeryüzünü insanın yaşayabileceği bir mesken hâline getiren Yâ Mübdi'! Ey her canlıyı koruyan ve ihtiyaçlarını bilen Yâ Hafîz!

Allah'ım! Dalâlet felsefesinin nazarında ıssız, sahipsiz ve anlamsız görünen yeryüzünü iman nuruyla bize Senin rahmetinin sofrası, hikmetinin kitabı, kudretinin sergisi ve isimlerinin tecelli meydanı olarak göster.

Yâ Rezzâk! Toprağın bağrından çıkan her rızkı Senin ikramın olarak görmeyi ve nimeti görürken Mün'im'i unutmamayı nasip eyle. Toprağın karanlığında saklı hayat sırlarını bize Senin hayat verici kudretini düşündüren deliller eyle. Baharın gelişini, tohumların filizlenmesini ve canlıların yeniden hayat bulmasını haşrin bir numunesi olarak okuyabilmeyi nasip eyle.

Yeryüzündeki her düzeni hikmetinin bir işareti olarak okuyalım. Ekosistemlerin birbirine bağlılığını, canlıların ihtiyaçlarının karşılanmasını ve tabiatın ölçüsünü Senin Hakîm isminin tecellileri olarak görebilelim. Üzerinde yürüdüğümüz toprağı hor görmeyelim; onu Senin nimetlerinin taşıyıcısı bilelim. Ondan aldığımız her nimeti şükre, her şükrü ibadete ve her ibadeti Sana yakınlığa vesile eyle.

Yâ Hafîz! Yeryüzünü bize emanet ettiğini idrak ettir. Onu israf ve ifsattan korumayı, canlılara merhamet etmeyi, nimetleri ölçülü kullanmayı ve gelecek nesillere karşı emanet şuuruyla hareket etmeyi nasip eyle.

Yâ Mukaddir! Yeryüzündeki ölçü ve dengeyi görerek kendi hayatımızdaki ölçüyü bulmayı nasip eyle. Âmin.

رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.

"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.

DİPNOT:

Bu cümle altıncı cihetin dördüncüsü olan “aşağı cihet”i, yani yeryüzünü ele alıyor. Bir önceki cümlede gökyüzü felsefî nazarla “ıssız ve dehşetli” görünüyordu; şimdi aynı bakış açısının yeryüzünü de “mûhişe/ürkütücü” hâle getirdiği gösteriliyor.

Arapça Metin

وَجِهَةُ التَّحْتِ وَهِيَ عَالَمُ الْأَرْضِ مُوحِشَةٌ بِوَضْعِيَّتِهَا فِي نَفْسِهَا بِنَظَرِ الْفَلْسَفَةِ الضَّالَّةِ.

“Aşağı cihet, yani yeryüzü âlemi, sapkın felsefenin nazarında, kendi konumu ve mahiyeti itibarıyla ıssız ve ürkütücüdür.”

Burada çok önemli ifade:

بِنَظَرِ الْفَلْسَفَةِ الضَّالَّةِ “Dalâlete düşmüş felsefenin nazarıyla.” Yani metin bütün felsefî düşünceyi reddetmekten ziyade, vahiyden kopmuş ve varlığı yalnız maddî sebeplerle açıklayan felsefî bakışı eleştiriyor. “Dalâlet Felsefesi” Neyi Görüyor?

Toprak → madde

Hayat → tesadüfî süreç

İnsan → geçici varlık

Ölüm → yok oluş

şeklinde bir okuma yaparsa yeryüzü gerçekten

مُوحِشَةٌ ürkütücü ve yalnız görünür. Çünkü insan kendisini

maddî âlemin içinde geçici ve sahipsiz bir varlık olarak algılamaya başlar. Kur'ân ise yeryüzünü başıboş ve anlamsız bir madde yığını olarak göstermez.

Bakara 2/164

وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ

“Orada her çeşit canlıyı yaymasında...”Yeryüzü hayatın sergilendiği bir meydandır.

Mülk 67/15

هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهِ “Yeryüzünü sizin için elverişli kılan O'dur. Öyleyse onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin.” Bu âyet, yeryüzünün düşman bir madde değil

insana hizmet eden ve rızık sunan bir nimet alanı

olduğunu gösterir.Yeryüzünün imanla yeniden okunması ise

Önceki cümlede gökyüzünde dönüşüm şöyleydi:

مُوحِشَةٌ → مَصَابِيحَ مُتَبَسِّمَةٍ Şimdi yeryüzünde de benzer bir dönüşüm gelecektir:

مُوحِشَةٌ → مَائِدَةٌ رَحْمَانِيَّةٌ

Yani Issız yeryüzü Rahmân'ın sofrası; yeryüzündeki meyveler,

sebzeler, hayvanlar, su, toprak,

bitkiler, iman nazarında birer nimet ve rahmet hediyesi

olarak okunur.

Risale-i Nur'da felsefî bakışın insanı kâinat içinde “garip ve biçare”hissettirmesine karşılık iman nazarının insanı “dost ve aşina” bir âlemde yaşatması vurgulanır.

Nazarımda bu cümle, İnsanın üzerinde yaşadığı dünyayı anlamsız ve sahipsiz bir madde olarak görmesini engellemektir.

Çünkü yeryüzü bedenimizin mekânı, rızkımızın kaynağı,

tefekkürümüzün kitabı, ibadetimizin zemini,

imtihanımızın meydanı ve nihayet ahirete geçişimizin tarlasıdır. Dolayısıyla dünya yalnızca geçici konak

değil ahirete hazırlayan ilâhî eğitim ve imtihan meydanı

olarak anlaşılır. Yeryüzünün gayesi sadece insanı üzerinde yaşatmak değildir. Her şey aynı zamanda Allah'ı tanıttırmak vazifesi görür. Bir meyve Rezzâk'ı, bir çiçek Müzeyyin'i,

bir canlı Muhyî'yi, bir şifa Şâfî'yi,

bir düzen Hakîm'i, bir koruma Hafîz'i hatırlatır. Böylece yeryüzü, Esmâ-i Hüsnâ'nın canlı sergisi hâline gelir.

Hazırlayan: Nuran Şahin

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

İslam Haberleri