Bismillahirrahmannirrahim
Ey kalplere ünsiyet ve yakınlık veren Yâ Vedûd! Kâinata yabancılık ve yalnızlık hissiyle baktığımız zamanlarda, yarattığın varlıklardaki güzellikleri ve hikmetleri görmeyi bize nasip eyle. Kalplerimizi sevginle aydınlat; insanlara karşı merhametimizi ve vefamızı artır.
Ey her varlığı hikmetle yaratan Yâ Hakîm! Gökyüzünden yeryüzüne, en küçük canlıdan en büyük yıldızlara kadar bütün yaratılıştaki ölçüyü ve düzeni okuyabilmeyi nasip eyle. Bizi varlıklara yalnızca şekilleriyle bakanlardan değil, onların işaret ettiği hikmetleri düşünenlerden eyle.
Ey bütün varlıklara hayat veren Yâ Muhyî! Canlıların hayatında, tabiatın yenilenmesinde ve yaratılışın devamında kudretinin delillerini görebilmeyi nasip eyle. Hayatı yalnızca maddî bir varoluş olarak değil, tefekkür ve şükür için verilmiş bir nimet olarak değerlendirmeyi öğret.
Ey kullarına lütufla muamele eden Yâ Latîf! Kalbimizdeki yabancılık hissini hikmetle, korkularımızı tevekkülle ve yalnızlığımızı Sana yönelen bir kulluk şuuruyla hafiflet. Bize çevremizdeki nimetleri fark edecek ince bir anlayış ihsan eyle.
Ey bütün mahlûkatı rızıklandıran Yâ Rezzâk! Canlıların ihtiyaçlarının nasıl karşılandığını, rızıkların nasıl ulaştırıldığını ve yaratılışın nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu tefekkür etmeyi nasip eyle. Bizi nimeti görüp nimet sahibini unutanlardan eyleme.
Ey varlıkları muhafaza eden Yâ Hafîz! Bizi tabiatın emanetlerine karşı sorumluluk sahibi kıl. Yeryüzünü tahrip etmekten, canlılara gereksiz yere zarar vermekten ve nimetlerini israf etmekten muhafaza eyle.
Ey her şeyi işiten Yâ Semî‘! Sessizliğin içinde dahi yaratılışın işaretlerini fark etmeyi, Kur'ân'ın bildirdiği tesbih hakikatini tefekkür etmeyi ve dilimizi hayırlı zikirlerle meşgul etmeyi nasip eyle.
Ey her şeyi hakkıyla bilen Yâ Alîm! Bize bilmediğimiz şeyler karşısında tevazu göstermeyi, öğrendiklerimizi hakikate ulaşmak için kullanmayı ve kâinat kitabını doğru okumak için ilimle imanı birlikte değerlendirmeyi nasip eyle.
Ey kullarına doğru yolu gösteren Yâ Hâdî! İnsanları yalnızca yabancı ve farklı kimlikler olarak görme alışkanlığından bizi kurtar. Adaleti, merhameti ve kardeşliği gözeterek hareket etmeyi; dostluğu hayırla, farklılıkları hikmetle değerlendirmeyi bize öğret.
Ey her türlü hamde lâyık olan Yâ Hamîd! Kâinatı, hayatı, sevdiklerimizi ve bize tefekkür imkânı veren bütün nimetlerini tanıyıp Sana hamdetmeyi nasip eyle. İman nuruyla varlığı daha doğru okumayı, gördüğümüz güzelliklerden marifetullah ve muhabbetullah yolunda istifade etmeyi bize lütfet.
Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى نُورِ الْإِيمَانِ الَّذِي يُصَوِّرُ مَا يُتَوَهَّمُ أَعْدَاءً وَأَجَانِبَ وَأَمْوَاتًا مُوحِشِينَ، وَأَيْتَامًا بَاكِينَ مِنَ الْمَوْجُودَاتِ، أَحْبَابًا وَإِخْوَانًا وَأَحْيَاءً مُونِسِينَ، وَعِبَادًا مُسَبِّحِينَ ذَاكِرِينَ.
“Düşmanlar, yabancılar, ürküten ölüler ve ağlayan yetimler olarak tasavvur edilen varlıkları; dostlar, kardeşler, ünsiyet veren canlılar ve tesbih edip Allah'ı zikreden kullar olarak gösteren iman nuruna Allah'a hamdolsun.”
Bu cümlede, önceki noktalarda ele aldığımız iman nurunun yeni bir neticesi açıklanıyor: İman, insanın kâinattaki varlıkları algılama biçimini değiştirir.
İman gelmeden önce insan, çevresindeki varlıkları kendisine yabancı, tehdit edici ve ürkütücü görebilir. İman nuruyla baktığında ise aynı varlıkların Allah'ın mahlûkları, birbiriyle ilişkili bir yaratılışın parçaları ve kendisine farklı yönlerden dostluk eden unsurlar olduğunu fark eder. Cümlenin merkezinde şu dönüşüm vardır:
İman öncesindeki karamsar bakış, İman nuruyla ortaya çıkan bakış
أَعْدَاءً — Düşmanlar
أَحْبَابًا — Dostlar, sevilenler
أَجَانِبَ — Yabancılar
إِخْوَانًا — Kardeşler
أَمْوَاتًا مُوحِشِينَ — Ürküten ölüler
أَحْيَاءً مُونِسِينَ — Ünsiyet veren canlılar
أَيْتَامًا بَاكِينَ — Ağlayan yetimler
عِبَادًا مُسَبِّحِينَ ذَاكِرِينَ — Tesbih ve zikirle meşgul kullar
Bu karşıtlık, yalnızca kelimeler arasındaki bir değişiklik değildir. İnsanın varlıkla kurduğu ilişkinin korkudan ünsiyete, yabancılıktan kardeşliğe, yalnızlıktan anlamlı bir beraberliğe dönüşmesini anlatır.
Kur'ân Bağlantıları
A. Kâinattaki her şey Allah'ı tesbih eder
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ ۚ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلَٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ
“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tesbih eder. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız.”
İsrâ Sûresi, 17/44
Bu âyet, cümlenin son kısmıyla doğrudan bağlantılıdır:
وَعِبَادًا مُسَبِّحِينَ ذَاكِرِينَ
“Tesbih eden ve Allah'ı zikreden kullar.” İman nuru, insanın varlıklara yalnızca maddî özellikleri açısından bakmamasını sağlar. Bir ağacın büyümesi, bir kuşun uçması, yıldızların düzenli hareketi ve canlıların hayatlarını sürdürmesi; insan için Allah'ın kudretini, hikmetini ve yaratmasını tefekkür etme vesileleri hâline gelir.
Burada önemli bir incelik vardır: Varlıkların tesbihi, mutlaka insanın yaptığı gibi sesli ve bilinçli bir zikir şeklinde gerçekleşmek zorunda değildir. Âyet, onların kendilerine mahsus bir tesbihlerinin bulunduğunu bildirir; bu tesbihin mahiyetini bütünüyle kavrayamadığımızı da belirtir.
Tefekkür eden İnsan, kâinatı sessiz ve anlamsız bir kalabalık olarak değil, Allah'ın tesbihine işaret eden büyük bir yaratılış tablosu olarak okumaya başlar.
B. Varlıklardaki deliller
إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için elbette deliller vardır.”
Âl-i İmrân Sûresi, 3/190
İman nuru, varlıkları yalnızca kendileri için değil, işaret ettikleri hakikatler bakımından da değerlendirmeye yöneltir.
Gece ve gündüz birbirini takip eder. Mevsimler değişir. Canlılar doğar, büyür ve ölür. Bütün bunlar, düşünen insan için yaratılışın düzenini ve insanın bu düzen içerisindeki yerini anlamaya yönelik tefekkür kapıları açar.
Bu bakışta kâinat, insanın karşısında duran yabancı bir nesneler yığını olmaktan çıkar; okunmayı bekleyen bir âyetler kitabı hâline gelir.
C. İnsanların kardeşliği
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
“Müminler ancak kardeştirler.”
Hucurât Sûresi, 49/10
Cümledeki أَجَانِبَ — yabancılar ile إِخْوَانًا — kardeşler karşıtlığı, insan ilişkileri açısından da önemlidir.
İman, insanları yalnızca ayrı kimlikler ve menfaatler üzerinden değerlendirmek yerine, kulluk ve kardeşlik bağını da görmeye davet eder.
Bu kardeşlik, farklılıkların ortadan kaldırılması anlamına gelmez. İnsanların dilleri, kültürleri ve özellikleri farklı olabilir. Fakat bu farklılıklar, adalet ve merhamet temelindeki kardeşliğe engel olmak zorunda değildir.
Bu cümlenin Risale-i Nur düşüncesiyle bağlantısı, kâinatı mânâsız ve yabancı bir yer olarak görmekle onu Allah'ın isimlerine ve sıfatlarına işaret eden bir kitap olarak okumak arasındaki farkta belirginleşir.
Risale-i Nur'da kâinatın bir kitap gibi okunması, varlıkların yalnızca maddî yapılarından ibaret olmadığını; yaratılışları, düzenleri ve vazifeleriyle Allah'ın isimlerine işaret ettiklerini düşünmeye yöneltir.
Bu cümle, geleceğe yönelik düşüncemizi de etkiler.
İnsan dünyayı düşmanca bir yer olarak gördüğünde geleceği de çoğu zaman tehditler, yalnızlık ve belirsizlik üzerinden değerlendirir.
İman nuru ise geleceği yalnızca korkularla açıklamamaya yardımcı olur.
İnsan, gelecekte karşılaşacağı bütün olayları bilemez ve kontrol edemez. Fakat yaratılışın bütünüyle anlamsız olmadığını düşünerek hayatını daha güçlü bir mânâ çerçevesi içinde sürdürebilir.
Bu bakışın üç neticesi olabilir:
Çevreyle ilişki: İnsan tabiatı yalnızca tüketilecek bir kaynak olarak değil, korunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir emanet olarak görmeye başlar.
İnsanlarla ilişki: Farklılıkların yanında ortak insanî ihtiyaçları ve kardeşlik imkânlarını da fark eder.
Gelecek algısı: Her şeyi kontrol etme zorunluluğu hissetmeden, kendi vazifesini yerine getirmeye ve Allah'a tevekkül etmeye yönelir.
Böylece iman nuru, insanın dünyayı daha anlamlı görmesine ve geleceğe daha ümitli yaklaşmasına yardımcı olur.
Hazırlayan: Nuran Şahin