Yâ Kerîm! Geçmişte bize verdiğin güzel günler, için Sana hamdediyoruz

29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar

Bismillahirrahmannirrahim

Ey kullarına karşı çok şefkatli olan Yâ Rauf! Ayrılığın kalbimizde meydana getirdiği derin acıları Sen biliyorsun. Hüzünlerimizi inkâr etmeden, onları rahmetine yönelen bir duaya dönüştürmeyi bizlere nasip eyle.

Ey sevgisi ve muhabbeti her türlü sevginin üstünde olan Yâ Vedûd! Kalbimize verdiğin sevme kabiliyetini hayırlı yollarda kullanmayı, sevdiklerimize vefayla yaklaşmayı ve sevgimizi Senin rızana uygun yaşamayı nasip eyle.

Ey kullarının gizli dertlerini ve kalplerindeki ince hâlleri bilen Yâ Habîr! Kimseye anlatamadığımız ayrılık acılarını, içimizde sakladığımız özlemleri ve hatıralarımızda taşıdığımız hüzünleri ilminden uzak görmeyiz. Bize kalbimizi Sana açmanın huzurunu ihsan eyle.

Ey dertlere deva ve gönüllere şifa veren Yâ Şâfî! Ayrılığın açtığı yaraları hayırlı sabırla sar; acılarımızın bizi ümitsizliğe değil, merhamete, duaya ve mânevî olgunluğa yöneltmesini nasip eyle.

Ey kullarına yumuşaklık ve incelikle muamele eden Yâ Latîf! Kalbimizin hassasiyetini katılığa değil, anlayışa; hüznümüzü çaresizliğe değil, hikmete vesile kıl.

Ey kullarının kusurlarını örten ve onları bağışlayan Yâ Gafûr! Geçmişte ihmal ettiğimiz sevgileri,söyleyemediğimiz güzel sözleri ve yerine getiremediğimiz vazifeleri affına havale ediyoruz. Hayatta olan sevdiklerimize karşı vefalı, vefat edenlerimize karşı dua ve rahmetle bağlı kullarından eyle.

Ey ümit kapılarını açan Yâ Fettâh! Ayrılıkların kapattığını zannettiğimiz yolların ötesinde, rahmetine açılan kapıları görebilmeyi nasip eyle. Bize geçmişin hatıralarında takılı kalmadan, bugünün emanetlerini korumayı ve geleceğe imanla yürümeyi öğret.

Ey mutlak adalet sahibi Yâ Adl! Dünyada yarım kaldığını düşündüğümüz hakların, karşılıksız kaldığını sandığımız iyiliklerin ve içimizde taşıdığımız soruların âhirette hikmetli bir karşılığı bulunduğuna imanımızı kuvvetlendir.

Ey ebedî hayatın ve bütün bekaların sahibi Yâ Bâkî! Fânî olanlara duyduğumuz sevgiyi, Senin rızana yönelen kalıcı hayırlara vesile eyle. Ayrılığın karşısında bizi ümitsiz bırakma; âhiret hayatına olan imanımızı kuvvetlendir ve sevdiklerimizle rahmetin altında buluşma ümidimizi hayırlı eyle.

Ey nimetleri karşılıksız ihsan eden Yâ Kerîm! Geçmişte bize verdiğin güzel günler, sevdiklerimizle yaşadığımız hatıralar ve hayatımıza kattıkları bütün hayırlar için Sana hamdediyoruz. Bu nimetlerin kıymetini zamanında bilmeyi, elimizdekilere şükretmeyi ve her ayrılıkta rahmetinden ümit kesmemeyi bizlere nasip eyle. Âmin.

رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.

"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.

DİPNOT:

وَكَذَا إِنَّ مِنْ أَشَدِّ حَالَاتِ رُوحِ الْبَشَرِ هِيَ التَّأَلُّمَاتُ النَّاشِئَةُ مِنَ الْفِرَاقَاتِ.

“Aynı şekilde, insan ruhunun en şiddetli hâllerinden biri de ayrılıklardan kaynaklanan acılardır.”

Bu cümle, önceki ifadede ele alınan meyvenin zevali ve kaybedilmesiyle duyulan üzüntüyü daha geniş bir insanlık hakikatine taşıyor. Artık mesele yalnızca bir meyvenin veya nimetin kaybı değil; insanın sevdiği varlıklardan, kişilerden, mekânlardan ve yaşadığı güzel zamanlardan ayrılmasıdır.

Cümlenin merkezinde üç kavram bulunuyor:

رُوحُ الْبَشَرِ — İnsan ruhu: Bağlanan, seven, özleyen ve devamlılık arayan iç dünyamız.

التَّأَلُّمَاتُ — Acılar: Ayrılığın ruhta meydana getirdiği elem ve ıstıraplar.

الْفِرَاقَاتُ — Ayrılıklar: Sevilen birinden, bir nimetten veya bir hâlden uzak kalmak.

Buradaki önemli nokta şudur: İnsan yalnızca bir şeyi kaybettiği için değil, sevdiği şeyden ayrılmak zorunda kaldığı için de acı çeker.

Ayrılık hassasiyeti

Bu cümlenin anlamından hareketle, açıklayıcı bir kavram olarak “ayrılık hassasiyeti” kullanılabilir. İnsanın sevdiği varlıklarla kurduğu maddî ve mânevî bağların kesilmesi veya değişmesi ihtimaline karşı ruhunda meydana gelen duygusal hassasiyet.

Bu kavram, Risale-i Nur'a ait yerleşik bir terim olarak değil, cümlenin işaret ettiği psikolojik ve mânevî durumu açıklamak için önerilmektedir.

Bu hassasiyetin iki yönü vardır:

Fıtrî yönü: Sevgi, bağlılık, hatıra ve özlem gibi insani duyguların ortaya çıkması.

Tefekkür yönü: Ayrılığın, hayatın geçiciliğini ve insanın ebediyet arzusunu düşünmesine vesile olması.

Dolayısıyla ayrılık acısı yalnızca katlanılması gereken bir duygu değildir; doğru bir tefekkürle insanın kendisini ve hayatın mahiyetini tanımasına da kapı açabilir.

Ayrılık acısının insanî boyutu

Hz. Ya‘kūb'un Hz. Yûsuf'tan ayrılığı, Kur'ân'da derin bir hüzün örneği olarak anlatılır:

وَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَا أَسَفَىٰ عَلَىٰ يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ

“Onlardan yüz çevirdi ve ‘Vah Yûsuf'um vah!’ dedi. Üzüntüden gözlerine ak düştü; acısını içinde tutuyordu.” Yûsuf Sûresi, 12/84 Bu âyet, ayrılık acısının insan ruhunda ne kadar derin izler bırakabileceğini gösterir.

Hz. Ya‘kūb'un hüznü, peygamberliğine aykırı bir durum olarak sunulmaz. Buradan şu dersi çıkarabiliriz: İman, insanın üzülmesini ortadan kaldırmak zorunda değildir; üzüntünün içinde de Allah'a bağlı kalabilmeyi öğretir.

Ayrılıkların geçiciliği ve ebediyet ufku

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ ۝ وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

“Yeryüzünde bulunan herkes fânîdir. Celâl ve ikram sahibi Rabbinin Zâtı ise bâkîdir.”

Rahmân Sûresi, 55/26-27

Bu âyet, ayrılık hakikatini anlamak için temel bir ölçü sunar: Fânî varlıklar değişir ve sona erer; mutlak beka ise Allah'a mahsustur. İnsan, sevdiği her şeyin dünyada sonsuza kadar kalmasını sağlayamaz. Fakat iman sayesinde sevgisini yalnızca fânî varlığın kendisine hapsetmez; o varlığı kendisine nimet olarak veren Allah'ın rahmetini de düşünür. Bu bakış, sevilen kişilerin veya nimetlerin değerini azaltmaz. Bilakis, onların kıymetini daha derin biçimde anlamaya vesile olabilir.

Ayrılığın ötesindeki ümit

وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ

“Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.” Yûsuf Sûresi, 12/87'den Bu ifade, ayrılık acısı yaşayan insan için ümit kapısını açık tutar. Ancak buradan, dünyada kaybedilen her şeyin aynı biçimde geri döneceği sonucu çıkarılmamalıdır. İmanın verdiği ümit, yalnızca dünyevî şartların değişmesine değil; Allah'ın rahmetine, âhirete ve ebedî hayat imkânına dayanır.

Bu cümlenin tefekkür yolculuğunu dört aşamada okuyabiliriz.

Birinci aşama: Ayrılığın farkına varmak. İnsan, sevdiği şeylerin her zaman aynı durumda kalamayacağını fark eder.

Bu farkındalık, hayatın geçiciliğini gösterir.

İkinci aşama: Sevginin mahiyetini anlamak

İnsan kendisine şu soruyu sorar:

“Ben neden sevdiğim varlıklardan ayrılınca bu kadar acı çekiyorum?”

Çünkü insan yalnızca maddî ihtiyaçları olan bir varlık değildir. Sevgiye, bağlılığa, hatıralara, güvene ve devamlılığa ihtiyaç duyar.

Üçüncü aşama: Ebediyet arzusunu keşfetmek

İnsan bazen bir mutluluğun bitmesine değil, onun bir daha yaşanamayacağı düşüncesine üzülür.

Bu, insanın yalnızca lezzet değil, lezzetin devamını da arzuladığını gösterir.

Buradan şu tefekkür sorusu doğar:

“Fânî olan şeylerden ebedî devamlılık bekleyen ruhumun bu arzusu neye işaret ediyor?”

İman perspektifinde bu arzu, âhiret ve ebedî hayat düşüncesiyle birlikte ele alınır. Elbette her arzu tek başına bir şeyin gerçekleşeceğinin kanıtı değildir; fakat insanın ebediyet arzusunu anlamlandırmada iman önemli bir çerçeve sunar.

Dördüncü aşama: Hüznü marifete dönüştürmek

Tefekkürün neticesi, ayrılığın acısını inkâr etmek değildir.

Aksine insan, hüznü içinde şu hakikatleri daha derinden kavrayabilir. Sevgi, insanın fıtratına yerleştirilmiş kıymetli bir kabiliyettir. Fânî varlıklar, mutlak ve sonsuz bir bağlılığın nihai dayanağı olamaz. Allah'a iman, insanın ayrılık karşısında yalnızlık ve anlamsızlık içinde kalmamasına yardımcı olur.

Âhirete iman, ölümle sona eren dünya hayatının ötesinde bir hayat ümidi verir. Şükür, geçmişte yaşanan güzel zamanları yalnızca kayıp olarak değil, verilmiş bir nimet olarak hatırlamayı sağlar.

Hazırlayan: Nuran Şahin

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

İslam Haberleri