Bismillahirrahmannirrahim
Ey gökleri ve yeri hakikatin nuruyla aydınlatan Yâ Nûr! Ey bütün güzelliklerin ve kemallerin hakiki kaynağı Yâ Cemîl! Ey bütün kemalleri Zâtında toplayan Yâ Kemâl! Ey fânî aynalarda bâkî tecellîlerini gösteren Yâ Zâhir! Ey bütün varlıkların kendisine muhtaç olduğu Yâ Kayyûm! Ey her an yeni tecellîlerle kâinatı yenileyen Yâ Muhyî!
Sübhânsın Allah'ım! Biz aynaları görüyor, fakat aynaların arkasındaki Nûr'u çoğu zaman unutuyoruz. Fânî mazharlarla meşgul olup bâkî olanı gözden kaçırıyoruz. Bize eşyanın yüzünde parlayan mânâyı okumayı, görünenin arkasındaki görünmeyeni fark etmeyi ve her eserden Müessirine yükselmeyi nasip eyle. Gözlerimize verdiğin ışıkla yalnız maddî varlıkları değil, onların taşıdığı hakikatleri de görebilmeyi nasip et. Kalplerimizi iman nuruyla aydınlat; akıllarımızı hakikat nuruyla tenvir et.
Çiçeklerin, yıldızların, canlıların ve bütün kâinatın güzelliklerini Senin Cemâlinin tecellîleri olarak okuyalım. Güzellikte durmayıp Cemîl'e ulaşalım.
Her gün değişen varlıkların arkasında değişmeyen kudretini ve hikmetini bize göster. Aynalar değişirken tecellîlerinin devam ettiğini fark ettir. Doğanların ve ölenlerin ardında hayat verme ve yenileme fiilini seyrettir. Varlıkların sürekli değişmesine rağmen kâinatın ayakta durmasını Senin Kayyûmiyetinin bir tecellîsi olarak anlamayı nasip eyle.
Yâ Muhyî! Her baharı, her doğumu, her yeniden dirilişi ve her yeni hayatı kudretinin yenileyici tecellîlerine bir delil eyle.
Yâ Hakîm! Bize farklı ilim ve meşreplerin hakikate farklı pencereler açabileceğini öğret. Hakikati ararken taassuptan koru; delile, hikmete, adalete ve hakikate bağlı kıl.
Yâ Alîm! Bilimlerin keşfettiği her yeni düzeni Senin ilminin eserlerini okumaya vesile eyle. Kâinatı sadece ölçülen bir nesne değil, anlamı okunabilen bir âyetler kitabı olarak görebilmeyi nasip et.
Yâ Vâhid, Yâ Ehad! Bütün aynalarda görünen farklı renkleri, farklı şekilleri ve farklı tecellîleri bir tek hakikatin şehadetine ulaştır. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
إِذِ التَّنَوُّرُ لَا يَكُونُ إِلَّا مِنْ نُورَانِيٍّ، وَبِدَوَامِ تَجَلِّي الْجَمَالِ وَالْكَمَالِ مَعَ تَفَانِي الْمَرَايَا وَسَيَلَانِيَّةِ الْمَظَاهِرِ، وَبِإِجْمَاعٍ وَاتِّفَاقِ جَمَاعَةٍ كَثِيرَةٍ مِنَ الْأَعَاظِمِ الْمُخْتَلِفِينَ فِي الْمَشَارِبِ، وَالْكُشُوفَاتِ الْمُتَيَقِّنِينَ عَلَى ظِلِّيَّةِ كَمَالَاتِ الْكَائِنَاتِ لِأَنْوَارِ كَمَالِ الذَّاتِ الْوَاجِبِ الْوُجُودِ.
“Çünkü nurlanma ancak nûrânî olan bir kaynaktan olur. Aynaların yok olup gitmesine ve mazharların sürekli değişip akmasına rağmen cemal ve kemalin sürekli tecelli etmesi de buna şahittir. Ayrıca farklı meşrep ve keşiflere sahip pek çok büyük zatın, kesin kanaat ve müşahedeleriyle, kâinattaki kemallerin Vâcibü'l-Vücûd Zât'ın kemal nurlarının gölgeleri olduğu hususunda birleşmeleri de buna delildir.”
Buradaki ana fikir; Aynalar değişiyor, fakat tecellî devam ediyor. Yani:
Mazharlar fânî → Tecellî devamlı.
Aynalar değişiyor → Nûr devam ediyor.
Varlıklar değişiyor → Cemal ve kemal tecellîleri devam ediyor.
Bu cümlenin merkezinde dört kavram var:
النور – نور Nûr
التجلّي Tecellî
المرايا Aynalar
المظاهر Mazharlar
Bunların ilişkisi:
Nûr → tecellî eder → mazharlar ve aynalarda görünür. Fakat Ayna nûrun kendisi değildir.
Bu ayrım çok önemlidir.
“التَّنَوُّرُ لَا يَكُونُ إِلَّا مِنْ نُورَانِيٍّ”
“Nurlanma ancak nûrânî olandan olur.” Burada çok güçlü bir ontolojik prensip kuruluyor.
Bir şeyde nûr görüyorsak, o nûrun bir kaynağı olması gerekir. Burada “nûr” yalnızca fiziksel ışık değildir. İki düzey vardır: - Maddî nûr, Görmeyi mümkün kılan ışık.
-Mânevî/ontolojik nûr
Hakikati görünür kıla; iman, marifet, hidayet, ilim, tecellî boyutu.
Bu nedenle cümlenin nûr kavramı; maddî ışığın ötesinde, varlığı anlamlandıran ilâhî nûr
şeklinde okunmalıdır.
اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
“Allah göklerin ve yerin nurudur.”
Nûr, 35 Bu âyet cümlenin nûr eksenini doğrudan destekleyen temel Kur'ânî referanstır.
Burada önemli olan şudur:
Allah'ın “Nûr” oluşu yalnızca fiziksel ışık anlamına indirgenemez. Çünkü:
Allah ışığı yaratan da O'dur.
Dolayısıyla “Nûr” burada,
varlığı ortaya çıkaran, hakikati gösteren, hidayet eden ve bütün nurların kaynağı olan ilâhî hakikat çerçevesinde anlaşılır.
Bu cümle Risale-i Nur'daki ayna ve tecellî düşüncesiyle çok yakından ilişkilidir. Bediüzzaman'ın eserlerinde mahlûkatın Allah'ın isimlerine ayna olması temel bir tefekkür yöntemidir. Özellikle:
“Her bir şeyde, hususan zîhayatta, bir sikke-i ehadiyet ve bir hâtem-i vahdaniyet vardır.”
şeklindeki yaklaşım, her varlığın kendisinden ziyade onu yapan Sanatkârı göstermesi fikrine dayanır. Yine Risale-i Nur'un temel prensiplerinden biri:
“Mana-yı harfî ile bakmak” tır. Yani: “Bu nedir?” sorusunun yanında: “Bu neyi gösteriyor?”
sorusunu sormak. İşte ayna metaforu tam burada anlam kazanıyor. Ayna; kendini göstermek için değil, kendisinde görüneni göstermek için vardır.
Bu cümleden hareketle kâinatı;
bir ayna galerisi olarak düşünebiliriz. Çiçek; Cemal'e ayna. Canlı; Hayat ve kudrete ayna. İnsan; İlim, irade, şuur ve sanatın daha kapsamlı bir aynası. Kozmos; Azamet, kudret, nizam ve hikmete ayna.
Zaman; Tecellîlerin sürekli yenilenmesine ayna. Böylece:
Kâinat → aynalar
Esmâ → tecellî
Allah → mutlak kaynak
şeklinde bir yapı ortaya çıkıyor.
Bu cümlenin hikmeti: Fânî olanla Bâkî olanı birbirinden ayırmayı öğretmesidir. İnsan bazen aynaya bakıp: “Ayna güzeldir.” der. Oysa ayna: güzelliğin kaynağı değildir. Mahlukat da böyledir. Kâinat; güzelliğin kendisi değil, güzelliğin tecellî ettiği bir aynadır. Bu bakış insanı mahlûka tapınmaktan → Hâlık'a yönelmeye taşır.
Hazırlayan: Nuran Şahin