Yâ Hâfız! Geçmişimizin yükünü, geleceğimizin endişesini iman nuruyla taşıyabilmeyi nasip eyle

29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar

Bismillahirrahmannirrahim

Yâ Mü’min! Yâ Mu’minü’l-Kulûb!

Ey kalplere emniyet veren, iman nimetiyle ruhlara güven ve itminan bahşeden Rabbimiz!

Yâ Vekîl!

Ey kendisine dayanılan ve kendisine güvenilen Rabbimiz! Biz kendi kuvvetimize dayandığımız zaman kuvvetimizin ne kadar sınırlı olduğunu bize göster.

Yâ Kaviyy! Yâ Metîn!

Ey sonsuz kuvvet ve metanet sahibi! Bizim zayıflığımızı Senin kudretine bağlanan bir acz ve ubudiyet hâline getir.

Yâ Muîn!

Ey yardım eden Rabbimiz! Bize, kendi gücümüzün yetmediği yerde Senin yardımını istemeyi öğret.

Yâ Müsteân!

Ey kendisinden yardım istenen Rabbimiz! Kalbimizi mahlûkata mahkûm eden gafletten kurtar; istimdadımızı Senin rahmetine yönelt.

Yâ Hâfız!

Geçmişimizin yükünü, geleceğimizin endişesini ve bugünümüzün imtihanlarını iman nuruyla taşıyabilmeyi nasip eyle.

Yâ Rahmân, Yâ Rahîm!

Bize yalnız Sana dayanmanın huzurunu, yalnız Senden yardım istemenin izzetini ve Senin rahmetine güvenmenin saadetini tattır.

Yâ Hakîm!

Her hâlimizdeki hikmeti görebilmeyi; musibetlerin arkasındaki dersleri, nimetlerin arkasındaki rahmeti ve ihtiyaçlarımızın arkasındaki istimdad sırrını anlayabilmeyi nasip eyle.

Yâ Rezzâk!

Rızkımızı yalnız maddî nimetlerle sınırlı görmeyelim; iman, marifet, huzur, ümit, dua ve tevekkülü de Senin ikramların olarak bilelim.

Yâ Nûr!

İmanımızı kuvvetlendir; altı cihetimizi nurlandır; bizi karanlıkta kendi gücümüze terk etme.

Yâ Hamîd, Yâ Şekûr!

Bize, iman nimetiyle bize verilen bütün istinad ve istimdad noktalarını fark etmeyi ve bunun şükrünü hakkıyla eda etmeyi nasip eyle. Âmin.

رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.

"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.

DİPNOT:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الْإِيمَانِ الْحَاوِي لِنُقَطِ الِاسْتِنَادِ وَالِاسْتِمْدَادِ

“Dayanma ve medet isteme noktalarını ihtiva eden iman nimeti için Allah’a hamdolsun.”

Burada iman, yalnızca insanın zihninde taşıdığı bir inanç olarak değil; insanın hayatında dayanacağı ve yardım isteyeceği mânevî dayanakları içinde barındıran küllî bir nimet olarak tarif edilmektedir.

Cümlenin iki anahtar kelimesi:

نُقَطُ الِاسْتِنَادِ — istinad noktaları: İnsanın dayanacağı, güveneceği esaslar.

نُقَطُ الِاسْتِمْدَادِ — istimdad noktaları: İnsanın yardım ve medet isteyeceği merciler. Dolayısıyla iman insana hem “Neye dayanacağım?” sorusunun, hem de “Kimden yardım isteyeceğim?” sorusunun cevabını verir.

Bir önceki cümlede iman, altı ciheti nurlandıran bir nimet olarak ele alınmıştı. Burada ise o nurun insan hayatındaki daha derin neticesine geçiliyor. İman, insanın varlık karşısındaki dayanma ve yardım alma merkezlerini yeniden düzenler.

İnsan fıtraten zayıftır. Geçmişe bakar, geleceği düşünür, hastalıkla karşılaşır, ölümle yüzleşir, ihtiyaçlarla kuşatılır ve bütün kâinatla münasebet kurar.

Böyle bir insanın iki temel ihtiyacı vardır:

1. İstinad: “Ben kime güveneceğim, kime dayanacağım?”

2. İstimdad: “Ben kimin yardımını isteyeceğim?”

İman bu iki ihtiyaca Allah'ı merkez yaparak cevap verir.

Bu bakımdan cümle, aslında insanın psikolojik ve ontolojik yalnızlığını iman ile çözmektedir.

أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ

“Allah kuluna kâfi değil midir?”

(Zümer, 39/36) Bu âyet, istinad hakikatinin en güçlü ifadelerinden biridir. İnsan birçok şeye dayanabilir; fakat dayandığı şeyler sınırlıdır. İnsanlara, mala, makama, sağlığa, zamana ve kendi gücüne dayanabilir. Fakat bunların hiçbirisi mutlak değildir.

İman ise insanın nazarını bütün sebeplerin ötesindeki Allah'ın kudret ve rahmetine çevirir.

وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Yalnız Senden yardım isteriz.”(Fâtiha, 1/5)

Burada استمداد hakikati açıkça görülür. Mümin sebepleri kullanır fakat kalben sebeplere dayanmaz. Çünkü sebep de Allah'ın yaratmasıyla vardır.

Bu nedenle iman insana şu dengeyi öğretir. Sebeplere müracaat et → fakat neticeyi Allah'tan bil.

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

“Kim Allah'a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talâk, 65/3) Burada istinad ile tevekkül arasında çok güçlü bir bağ vardır. İstinad, kalbin dayanacağı noktayı bulmasıdır. Tevekkül ise o dayanağa güvenerek hareket etmesidir.

Risale-i Nur Bağlantısında

Bediüzzaman'ın “Şu nokta-i istimdad ve nokta-i istinad ile bu derece nizam-ı âlemde hüküm-fermalık, hakikat-i nefsü'l-emriyenin hâssa-i münhasırası olduğu için her vicdanda iki pencere olan şu iki noktadan Sâni'-i Zülcelal marifetini kalb-i beşere daima tecelli ettiriyor. Akıl gözünü kapasa da vicdanın gözü daima açıktır.” (Mesnevi-i Nuriye 258.sh - Risale-i Nur) sözüyle vicdanın iki penceresinden Allah'ın marifetine yol açılıyor. Nokta-i istimdad ve nokta-i istinad. Mümin geleceğin bütün yükünü bugünkü sınırlı gücüyle taşımaya çalışmaz. Çünkü istinad edeceği bir Rabbi ve istimdad edeceği bir Rahîm'i vardır. Bu yüzden iman, insanın geleceğini garanti altına aldığını iddia etmekten ziyade, gelecekle karşılaşma biçimini dönüştürür.

Hazırlayan: Nuran Şahin

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

İslam Haberleri