Bismillahirrahmannirrahim
Yâ Nûr! Gafletin kararttığı ruhumu imanının nuruyla aydınlat. “Nereden?” ve “Nereye?” sorularında şaşkınlık içinde kalmaktan beni muhafaza eyle.
Yâ Hâdî! Tereddüt yollarının arasında kalan kalbime istikamet ver. Hayretimi dalâlete değil, Senin eserlerini okumaya yönelt.
Yâ Alîm! Benim bilmediğimi Sen bilirsin. Bilmediğim başlangıçları ve sonları Senin ilminin kuşattığını bilerek, cehaletimi ümitsizliğe değil, Sana yönelişe vesile eyle.
Yâ Hakîm! Bana kâinattaki hadiseleri başıboş ve anlamsız görme hastalığından kurtulmayı nasip et. Her hadisenin arkasındaki hikmeti arayan bir nazar ver.
Yâ Fettâh! Ruhumda kapanan hakikat kapılarını aç. Tereddütleri yakînle, hayreti marifetle, karanlığı nurla değiştir.
Yâ Rahmân, Yâ Rahîm! Cevapsızlık içinde ruhumu yalnız bırakma. Geçmişimi rahmetinle, bugünümü hikmetinle, geleceğimi rahmetine olan ümitle aydınlat.
Yâ Evvel, Yâ Âhir! “Nereden?” ve “Nereye?” sorularımın hakiki cevabını Senin yaratman ve Sana dönüş hakikati içinde anlamayı nasip eyle.
Ve ey Rabbim, gafletin cevapsız bıraktığı soruları imanla aydınlat; tereddütlerimi yakîne, hayretimi tefekküre, tefekkürümü marifete, marifetimi muhabbete ve muhabbetimi kulluğa dönüştür. Ruhumu “ظُلُمَاتٍ” içinde bırakma; beni “مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ” çıkar. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
اَلنَّصُّ
فَلِأَنَّ الْغَفْلَةَ لَا تُعْطِي لَهُ جَوَابًا، يَصِيرُ التَّرَدُّدُ وَالتَّحَيُّرُ ظُلُمَاتٍ فِي رُوحِهِ.
Meali
“Çünkü gaflet ona bir cevap vermez; böylece tereddüt ve hayret, onun ruhunda karanlıklara dönüşür.”
Bu cümle, önceki cümlede geçen “مِنْ أَيْنَ؟ إِلَى أَيْنَ؟ — Nereden? Nereye?” sorularının, imanla cevaplandırılmadığında insan ruhunda meydana getirdiği sonucu açıklıyor.
Karanlık dışarıda değil, ruhta
Burada çok önemli bir incelik var. Metin, “Onun ruhunda.”
Problem sadece dış dünyanın karanlık görünmesi değildir.
Asıl mesele, dış dünyayı anlamlandıran insan ruhunun kararmasıdır. Aynı kâinata iki insan bakabilir.
Gaflet nazarıyla:
“Her şey geçiyor, yok oluyor, sonunda ölüm var.”
İman nazarıyla:
“Her şey Allah'ın isimlerini gösteriyor; ölüm ise ebedî hayatın kapısıdır.”
Demek ki burada kâinatın kendisinden ziyade ona bakan nazarın değişmesi söz konusudur. Bu cümle Kur’ân'ın çok temel bir kavram çiftini hatırlatıyor:
اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ
“Allah, iman edenlerin velîsidir; onları karanlıklardan nura çıkarır.”
Bakara, 2/257
Risale-i Nur'da insanın dünyaya gelişini anlamlandıran temel ifadelerden biri:
“İnsan bu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş.”
Bu perspektif, “Nereden ve nereye?” sorularına güçlü bir çerçeve verir.Misafir olduğuna göre geldiği bir yer vardır,
kaldığı süre sınırlıdır,
gideceği başka bir yer vardır.
Memur olduğuna göre bir vazifesi vardır, hayatı başıboş değildir, yaptığı işlerin bir anlamı vardır.Dolayısıyla gafletin:“Hiçbir cevap yok.”dediği yerde iman:
“Sen yaratıldın, vazifeli gönderildin ve Allah'a
döneceksin.” der.
Hazırlayan: Nuran Şahin