Bismillahirrahmannirrahim
Ey geçmişin ve geleceğin bütün hakikatlerini bilen Yâ Alîm! Ey kullarının amellerini ve niyetlerini hakkıyla gören Yâ Basîr! Ey zaman içinde dağılan gibi görünen münasebetleri hikmetinle anlamlandıran Rabbim!
Beni yalnızca içinde bulunduğum anın dar sınırlarına hapsetme. Geçmişin ibretlerini tanımayı, bugünün sorumluluklarını yerine getirmeyi ve geleceğe hayır taşıyacak işler yapmayı bana nasip eyle. Kısa ömrümü anlamsızlık düşüncesiyle tüketmekten koru; onu iman, ilim, ahlâk, hizmet ve kullukla bereketlendir.
Ey müminlerin kalplerini iman etrafında birleştiren Yâ Câmi‘! Ey kullarına sevgi ve merhametle muamele eden Yâ Vedûd! Ey bütün mahlûkatı rahmetiyle kuşatan Yâ Rahmân!
Beni geçmişte yaşamış müminlerin güzel mirasından istifade eden, bugün yaşayan kardeşlerine karşı vefalı davranan ve gelecek nesillere hayır bırakmaya çalışan kullarından eyle. Aramızdaki kardeşliği yalnızca menfaatlerin birleşmesine dayandırma; onu iman, hak, adalet, merhamet ve ihlâs ile kuvvetlendir.
Ey kullarını doğru yola ulaştıran Yâ Hâdî! Ey işleri hikmetle takdir eden Yâ Hakîm! Ey adaleti eksiksiz olan Yâ Adl!
Geçmişi körü körüne yüceltmekten, bugünü gafletle tüketmekten ve geleceği düşünmeden yaşamaktan Sana sığınırım. Geçmişin hatalarından ders almayı, güzel mirasını muhafaza etmeyi, bugünün ihtiyaçlarını doğru görmeyi ve geleceğe karşı sorumluluk taşımayı bana öğret. Beni hakikati araştıran, adaleti gözeten ve kardeşliği güçlendiren kullarından eyle.
Ey bütün ölüleri yeniden diriltmeye kadir olan Yâ Bâis! Ey hayatı veren ve hayatın bütün safhalarını bilen Yâ Muhyî! Ey her şeyin sonunda kendisine dönülecek olan Yâ Âhir! Ey bütün fânî varlıkların ardından bâki kalan Yâ Bâkî!
Dünya hayatının geçiciliğini bana ümitsizlik değil, hikmet vesilesi kıl. Ayrılıkların, zamanın geçişinin ve ömrün kısalığının karşısında kalbimi imanla kuvvetlendir. Ahiret inancını hayatıma sorumluluk, ümit ve istikamet kazandıran bir nur eyle. Benden sonra yaşayacak insanların iyiliği için çalışmayı, hayırlı eserler bırakmayı ve yaptığım her işte Senin rızanı gözetmeyi nasip et.
Ey kullarının iyiliklerini zayi etmeyen Yâ Şekûr! Ey her türlü hamde lâyık olan Yâ Hamîd! Ey rahmetiyle ümit kapılarını açan Yâ Fettâh!
Beni geçmişin mirasına vefalı, bugünün vazifesine sadık ve geleceğin emanetine karşı duyarlı eyle. İnsanlığın iman, adalet, merhamet ve kardeşlik etrafında birleşmesine hizmet etmeyi nasip et. Kısa ömrümü, Senin rızana yönelen uzun bir kulluk yolculuğuna dönüştür.
Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
إِذْ فِي نَظَرِ الضَّلَالَةِ تَنْقَطِعُ عَلَاقَةُ الْأُخُوَّةِ فِي كُلِّ الْأَزْمِنَةِ الْمَاضِيَةِ وَالِاسْتِقْبَالِيَّةِ، وَمَا أُخُوَّتُهُ وَعَلَاقَتُهُ إِلَّا فِي زَمَانٍ حَاضِرٍ صَغِيرٍ قَلِيلٍ.
“Çünkü dalâlet nazarında, geçmiş ve gelecek bütün zamanlardaki kardeşlik bağı kopar. Onun kardeşliği ve münasebeti ise ancak küçük ve kısa bir şimdiki zaman dilimiyle sınırlı kalır.”
Bu cümle, önceki cümlede anlatılan gaflet nazarının varlıkları düşman ve yabancı gibi görmesinin daha derin bir sebebini açıklıyor.
Önceki cümlede insanın kâinatla ünsiyetini kaybetmesi üzerinde durmuştuk. Şimdi ise bu yabancılaşmanın zaman boyutu ele alınıyor: Dalâlet nazarı, insanın yalnızca çevresindeki varlıklarla değil, geçmişte yaşamış ve gelecekte yaşayacak olan varlıklarla kurabileceği mânevî münasebeti de daraltıyor. Böylece insan, kendisini geniş bir varoluş bütünlüğünün içinde görmek yerine, kısa bir zaman dilimine sıkışmış gibi algılayabiliyor.
Cümlenin temel meselesi şudur: İman, insanın kardeşlik ve aidiyet ufkunu genişletirken dalâlet bu ufku daraltır.
A. Âl-i İmrân Suresi, 3:103 — Birlik ve kardeşlik
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.”
Bu ayet, kardeşliğin yalnızca aynı zamanda yaşamaya veya aynı toplumsal çevrede bulunmaya dayanmadığını anlamak açısından önemlidir. Müminleri bir araya getiren temel bağ, Allah'a iman ve hakikat etrafında birleşmeleridir.
Beşinci Nokta'daki cümleyle bağlantısı, bu kardeşliğin dar zaman ilişkilerini aşan bir mânevî boyuta sahip olabilmesidir.
İman, insanın kendi dönemindeki insanlarla ilişkisini güçlendirebildiği gibi, önceki müminlerin mirasını tanımasına ve sonraki nesillere karşı sorumluluk hissetmesine de vesile olabilir.
B. Haşir Suresi, 59:10 — Önceki müminlere karşı dua
وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ
“Onlardan sonra gelenler de şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve imanla bizden önce geçmiş kardeşlerimizi bağışla.”
Bu ayet, zamanlar arasındaki mânevî kardeşliğin çok açık bir örneğidir.
Ayet, sonraki müminlerin kendilerinden önce iman etmiş olanları kardeşleri olarak anmalarını ve onlar için dua etmelerini bildirir.
Burada geçmiş, bütünüyle kopmuş ve bugüne hiçbir bağı kalmamış bir zaman değildir. Önceki müminlerin imanları, hizmetleri ve bıraktıkları miras, sonraki nesillerin dünyasında yaşamaya devam eder.
Bu bakımdan ayet, iman kardeşliğinin yalnızca aynı zamanda bulunmaya indirgenemeyeceğini gösterir.
C. Haşir Suresi, 59:18 — Geleceği düşünerek yaşamak
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.”
Bu ayet, insanın yalnızca içinde bulunduğu ana sıkışmaması gerektiğini hatırlatır.
İnsanın bugünkü tercihleri, gelecekteki hayatını etkiler. İman, bu sebeple yalnızca geçmişe ait hatıralarla veya şimdiki zamanın ihtiyaçlarıyla ilgilenmek değildir; geleceği düşünerek sorumluluk üstlenmektir. Buradaki “yarın” ifadesi, tefsirlerde ahiret perspektifiyle de ilişkilendirilir. Böylece insanın zamanı değerlendirme biçimi dünya hayatının ötesine uzanır.
Bu ayetin cümlemizle ilişkisi şudur: Dalâlet nazarı ilişki ve sorumluluğu kısa bir şimdiye sıkıştırırken iman nazarı, bugünün amellerini yarının neticeleriyle birlikte düşünür.
D. Bakara Suresi, 2:143 — Ümmetin şahitliği ve sorumluluğu
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ
“Böylece sizi insanlara şahit olasınız diye dengeli bir ümmet kıldık.”
Bu ayet, müminlerin yalnızca kendi şahsî hayatlarından ibaret olmayan bir sorumluluk taşıdıklarını düşündürür.
İnsan, yaşadığı dönemin şartları içinde hakikate şahitlik eder; davranışları, ahlâkı ve toplumsal sorumluluklarıyla kendisinden sonraki nesillere de örnek olabilir. Böylece iman, kişiyi kendi kısa ömrüne kapanmaktan çıkarıp daha geniş bir tarih ve sorumluluk bilincine yöneltir.
Risale-i Nur Bağlantıları olarak;
A. Zamanı aşan iman kardeşliği
Risale-i Nur'un iman, uhuvvet ve şahs-ı mânevî bahisleri, insanın yalnızca bireysel varlığıyla değerlendirilmemesi gerektiğini anlamaya yardımcı olur.
İman kardeşliği, aynı dönemde yaşayan insanların birbirlerine karşı görevlerinden ibaret değildir. Önceki müminlerin bıraktığı ilim, ahlâk ve hizmet mirası; sonraki nesillerin bu mirası koruyup geliştirme sorumluluğu da bu geniş çerçevede düşünülebilir.
Bu noktada üç zaman boyutu belirginleşir:
Geçmiş: İman ve hizmet mirasını tanımak, ondan istifade etmek.
Şimdi: Kardeşlik, dayanışma ve hizmet sorumluluğunu yerine getirmek.
Gelecek: Sonraki nesillere iman, ahlâk, ilim ve hayır mirası bırakmak.
Bu üç boyut, insanın ömrünü uzatmaz; fakat ömrünün mânâsını kendi biyolojik sınırlarının ötesine taşır.
B. Şahs-ı mânevî ve zamanlar arası devamlılık
Risale-i Nur düşüncesinde şahs-ı mânevî, bireylerin ortak bir iman, gaye ve hizmet etrafında meydana getirdikleri mânevî bütünlük açısından önemlidir. Bu kavramı zaman boyutunda düşündüğümüzde, bir hizmetin veya hayırlı bir fikrin yalnızca onu başlatan kişinin ömrüyle sınırlı kalmayabileceğini görürüz. Bir insanın yaptığı hayırlı bir iş, öğrettiği bir bilgi, yetiştirdiği bir talebe veya bıraktığı eser, kendisinden sonra da insanlara fayda sağlayabilir. Böylece şahsî gayret, daha geniş bir mânevî devamlılığın parçası hâline gelir.
Burada bir ayrımı korumak gerekir: Bu, her ferdin bütün geçmiş ve gelecek insanlarla fiilen aynı ilişkiye sahip olduğu anlamına gelmez. Kastedilen, iman, ilim, ahlâk ve hizmet üzerinden kurulan tarihî ve mânevî münasebetlerdir.
Hazırlayan: Nuran Şahin