Bismillahirrahmannirrahim
Ey Celâl ve azamet sahibi Yâ Zelcelâli ve'l-İkrâm! Ey mutlak kemal sahibi Yâ Kemîl! Ey bütün güzelliklerin hakiki sahibi Yâ Cemîl! Ey sonsuz hikmet sahibi Yâ Hakîm! Ey mutlak kudret sahibi Yâ Kadîr! Ey bütün ilimlerin sahibi Yâ Alîm!
Sübhânsın Allah'ım! Kâinatta gördüğümüz bütün kemallerin toplamı bile Senin mutlak kemalin karşısında zayıf bir gölgedir. Biz bir çiçeğin güzelliğine hayran kalırken Sen o güzelliğin hakiki kaynağısın. Bir canlıdaki hikmete hayret ederken Sen o hikmetin sahibisin. Kâinattaki düzene baktığımızda Senin kudret ve hikmetinin eserlerini seyrediyoruz.
Cemâl ve Celâl isimlerinin birleşmesinden çıkan ya Kemâl! Bizim bütün kemallerimizi Sana bağla. İlmimizi Senin ilmine, kudretimizi Senin kudretine, güzelliğimizi Senin Cemâline, hikmet arayışımızı Senin Hakîmiyetine açılan bir pencere eyle.
Yâ Cemîl! Gördüğümüz güzellikleri kendilerinde tüketmeyelim. Çiçeğin güzelliğinden Cemâlini, insanın güzelliğinden sanatını, gökyüzünün ihtişamından azametini, hayatın harikalığından rahmetini okuyabilelim.
Yâ Hakîm! Kâinatın her tabakasında görülen ölçü, düzen, denge ve hikmeti okuyabilecek bir nazar ver. Bize sadece görmek değil, gördüğümüzün arkasındaki mânâyı okumak kabiliyeti nasip eyle.
Yâ Alîm! Bilimlerin bize açtığı her yeni keşfi bir hayret kapısı eyle. Bilgimiz arttıkça gururumuzu değil marifetimizi artır. Kâinatın sırlarını öğrendikçe Sâni'inin azametini daha fazla idrak ettir.
Yâ Kadîr! Kozmostaki büyüklükte, atomdaki küçüklükte, hücredeki düzende, canlıdaki hayatta ve insanın şuurunda kudretinin farklı tecellilerini bize göster.
Yâ Zelcelâli ve'l-İkrâm! Bizi kâinattaki kemale bakıp kemalin kaynağını unutanlardan eyleme. Bütün güzellikleri Sana ulaştıran, bütün hikmetleri Sana bağlayan, bütün kemalleri Senin mutlak kemaline şahit bilen kullarından eyle. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
ذُو الْجَلَالِ سُبْحَانَ اللهِ الْكَامِلِ الْمُطْلَقِ فِي ذَاتِهِ وَصِفَاتِهِ وَأَفْعَالِهِ، الْمُقَدَّسِ الْمُنَزَّهِ عَنِ الْقُصُورِ وَالنُّقْصَانِ، بِشَهَادَاتِ كَمَالَاتِ الْكَائِنَاتِ... إِذْ مَجْمُوعُ مَا فِي الْكَائِنَاتِ مِنَ الْكَمَالِ وَالْجَمَالِ ظِلٌّ ضَعِيفٌ بِالنِّسْبَةِ إِلَى كَمَالِهِ، سُبْحَانَهُ بِالْحَدْسِ الْعَادِيِّ وَبِالْمِيزَانِ الْقَاطِعِ وَبِالدَّلِيلِ الْوَاضِحِ...
“Celâl ve azamet sahibi Allah, Zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde mutlak kemal sahibidir. Her türlü eksiklikten ve noksanlıktan mukaddes ve münezzehtir. Kâinattaki bütün kemallerin şehadetiyle... Çünkü kâinatta bulunan bütün kemal ve güzelliklerin toplamı, O'nun kemaline nispetle ancak zayıf bir gölgedir. O, bu hakikati sıradan ve selim bir sezgiyle, kesin ölçüyle ve açık delille gösterir. O, bütün noksanlıklardan münezzehtir.”
Buradaki ana fikir:
Kâinattaki bütün kemal ve güzellikler sınırlı ve gölgeli birer tecellidir; bunların toplamı bile Allah'ın mutlak kemali karşısında son derece zayıf kalır.
Cümlenin Ana Kavramı: “Mutlak Kemal” Burada önceki cümlelerdeki tefekkür zinciri yeni bir seviyeye çıkıyor. Önce:
الْقَدِيرُ الْمُطْلَقُ Mutlak kudret Sonra:
الْغَنِي Mutlak gınâ Şimdi:
الْكَامِلُ الْمُطْلَقُ yani: Mutlak kemal.
Buradaki önemli nokta şudur:
Allah'ın kemali sadece bir sıfatında değil:
ذَاتِهِ وَصِفَاتِهِ وَأَفْعَالِهِ Zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde mutlaktır. Zât → Sıfat → Fiil
arasında bir kemal bütünlüğü vardır. İnsan açısından düşündüğümüzde ise durum farklıdır. İnsanın zâtı sınırlıdır,
bilgisi sınırlıdır, kudreti sınırlıdır,
fiilleri sınırlıdır. Dolayısıyla insanın hiçbir kemali mutlak değildir.
Cümlenin çok güçlü bölümü:
بِشَهَادَاتِ كَمَالَاتِ الْكَائِنَاتِ
“Kâinattaki kemallerin şehadetiyle.”
Burada kâinatın tamamı adeta bir şahitler meclisi hâline geliyor.
Cümlenin son kısmı özellikle akademik açıdan çok ilginç:
بِالْحَدْسِ الْعَادِيِّ
بِالْمِيزَانِ الْقَاطِعِ
بِالدَّلِيلِ الْوَاضِحِ
Burada üç farklı bilgi yolu zikrediliyor:
1. Hadse/selim sezgi
İnsan fıtratının doğrudan fark ettiği anlam.
2. Kesin ölçü
Akıl ve mantık yoluyla kurulan değerlendirme.
3. Açık delil
Gözlenebilir ve temellendirilebilir işaret.
Bu üçü birlikte düşünüldüğünde:
fıtrat + akıl + delil
şeklinde üç katmanlı bir epistemoloji ortaya çıkıyor.
1. Duyusal katman
Kâinattaki güzellik ve düzen görülür.
↓
2. Sezgisel katman
İnsan bunun arkasında bir hikmet ve sanat olduğunu sezer.
↓
3. Akli katman
Nizam, ölçü ve ilişkiler analiz edilir.
↓
4. Delil katmanı
Sebep-sonuç ve düzenlilikler üzerinden istidlal yapılır.
↓
5. Tevhid katmanı
Bütün bu kemallerin kaynağı:
Mutlak Kemal sahibi Allah
olarak okunur.
Bu nedenle cümle, tefekkürü yalnızca duygusal hayranlık olmaktan çıkarıp:
sezgi → akıl → delil → marifet
silsilesine taşıyor.
10. Risale-i Nur Bağlantısı
Bu cümlenin Risale-i Nur'daki temel karşılığı:
kâinattaki kemal ve güzellikten Allah'ın kemaline intikal
etme metodudur.
Bediüzzaman'ın eserlerinde sıkça görülen:
“Nakkaş-ı Ezelî”
“Sâni-i Hakîm”
“Hâlık-ı Rahîm”
“Müdebbir-i Hakîm”
gibi ifadeler, kâinattaki sanat ve düzenin Allah'ın isimlerine açılan birer pencere olduğunu gösterir.
Özellikle Ayetü'l-Kübrâ çizgisinde kâinat bir bütün olarak okunur; her varlık:
Allah'ın isim ve sıfatlarına şahitlik eden bir delil
hâline gelir. Risale-i Nur'un sık kullandığı temel yaklaşım şu şekilde özetlenebilir: “Sâniin vücuduna ve vahdetine delâlet eden bütün kâinat...” ve kâinatın bir bütün olarak Allah'ın isimlerini göstermesi. Bu cümlenin
بِشَهَادَاتِ كَمَالَاتِ الْكَائِنَاتِ ifadesi tam da bu kâinatın şehadeti metoduna oturuyor. Ayrıca Risale-i Nur'da insanın kâinattaki güzellik ve kemalden hareketle Cemîl-i Zülcelâl ve Hakîm-i Mutlak olan Allah'a yönelmesi, bu cümlenin “kemal → kaynak” hareketiyle doğrudan ilişkilidir.
Gelecekte bilim insanlığı daha küçük parçacıkları, daha uzak galaksileri, daha karmaşık biyolojik sistemleri,daha gelişmiş yapay zekâları, daha ayrıntılı beyin modellerini keşfettikçe “kemal” kavramının gözlemlenen boyutları artacaktır.
Bilgi çoğaldıkça bilinmeyenin sınırı da genişleyebilir. Bu nedenle geleceğin insanı için en önemli tefekkürlerden biri: “Bilimin keşfettiği düzeni yalnızca kullanmak değil, anlamlandırmak.” olacaktır.
Bu cümle, bilimsel ilerlemeyi reddetmez. Tam tersine Bilimi, kâinattaki kemal ve hikmeti daha derin okumaya açılan bir pencere olarak değerlendirmeye imkân verir.
Hazırlayan: Nuran Şahin