Van YYÜ Öğrencilerinden "Kur'ânî ve Nebevî Bir Reçete: Risale-i Nur" Konferansı

MİSAFİR KALEM

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’na bağlı “İlim ve Fikir Topluluğu”, Spor Kompleksi Konferans Salonu’nda Bediüzzaman Said Nursî’nin Vefatının Sene-i Devriyesi Münasebetiyle “Âhir Zamanın Yaralarına Kur’ânî ve Nebevî Reçete: Risale-i Nur” konferansı düzenledi.

İlahiyat Fakültesi başta olmak üzere birçok fakülteden öğrencilerin katıldığı konferans, Nesim Tarhan Hoca’nın Kur’ân-ı Kerîm tilâveti ile başladı. Ardından konferansa sunuculuk yapan Eczacılık Fakültesi öğrencisi Fırat Hizol tarafından İlim ve Fikir Topluluğu hakkında kısa bilgilendirmelerde bulunuldu. Sonrasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Abdulkadir Çelebioğlu konuşmasını yaptılar. Konferansın ardından “Ödüllü Düşünce Yazısı Yarışması”nda ilk 3’e girenlere ödül takdimi yapıldı. Konferans çıkışında çeşitli İslâmî meselelere dair broşürler ve kitaplar dağıtıldı.

SÂDIKLARLA BERABER OLMAK

Konuşmacı Abdulkadir Çelebioğlu “Konferansımızda çeşitli başlıkları ele alacağız.” diyerek “Sâdıklarla Beraber Olmak” mevzûsunu ele alarak konuşmasına başladı;

Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Hakîm'inde meâlen "Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve sâdıklarla beraber olun!" (Tevbe, 9/119) buyurmaktadır.

SÂLİHLERİ YÂD ETMEK

Çelebioğlu konuşmasına, “Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 66. Sene-i devriyesi münasebetiyle yapılan bu programda sâlihleri yâd etmenin ehemmiyeti” üzerinde durarak şunları ifade etti;

Rivâyette geçtiği üzere “Sâlihleri anmak günahlara keffarettir.” (Süyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağîr, 3/564, No. 4331) ve Tâbiîn devri müçtehidlerinden Süfyân ibni Uyeyne de şöyle demiştir: “Sâlihlerin zikredildiği meclislere rahmet iner.” (Ahmed ibni Hanbel, ez-Zühd, s. 264; Ebû Nu‘aym, Hilyetül-Evliyâ, 7/285)

"Ölülerinizi sâlih insanların arasına defnediniz." (Deylemî, Müsned, I, 102) hadisi dikkat çekicidir. Vefat etden kimseleri dahi sâlih kimselerin arasına defnedilmesi hem dünyada hem de berzahta sâlihlerle beraber olmamız gerektiğini gösterir.

“İnsanlar arasında Allah’ın zikrinin anahtarları vardır. İnsanlar onları gördüklerinde hemen Allah’ı hatırlarlar.” (Heysemî, X, 78) hadîsi de sâlih kimselerin Allah'ı hatırlattığını bizlere ifade eder ki, onlar Allah'ın zikrini anahtarlarıdır. Vefatları sonrasında bile yâd edilince Allah ve Resûlü hatırlanan âlimlerimize rahmet olsun.

ÂLİMLERİN EHEMMİYETİ

“Âlimlerin Ehemmiyeti” üzerinde duran Abdulkadir Çelebioğlu âyet ve hadîslerden deliller ile şunları dile getirdi:

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 39/9) âyeti; ilmi medhetmekte, kıymetini ve üstünlüğünü bize açıklamakta, cehâleti ise yermekte, onun bir eksiklik olduğunu haber vermektedir.

"Allah içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir." (Mücâdele, 58/11) Bu âyette de Allah, kendilerine ilim verilerinin derecelerinin yükseltileceğini ifade ederek, âlimlerin ehemmiyetine işaret etmiştir.

Hz. Lokman'ın oğluna yaptığı şu tavsiyeler dikkat çekicidir: "Yavrum! Âlim kimselerle berâber ol ve onların sohbetinden ayrılmamaya çalış! Zîrâ Allah Teâlâ, yağmurla toprağı canlandırdığı gibi, hikmet nûruyla da kalbleri canlandırır." (Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-Zühd, hd. no: 551)

Hadîslerde âlimlere uyulması da ifade edilmiştir. Mesela: "Ulemâ-i ámilîne iktida ediniz. Zîrâ, taayyüş-i dünyevî ve necât-ı uhreviyyeniz için sülûk ettiğiniz tarîkın münevviridirler. [*] (Câmiu's-Sağír)» (Kenzü'l-İrfân, s. 71) yani "İlmiyle amel eden gerçek âlimlere uyunuz. Zîrâ, dünyadaki yaşayışınız ve âhiretteki kurtuluşunuz için gittiğiniz yolun aydınlatıcısıdırlar."

Bir başka hadîste de âlimlere ikram edip onlara hürmet edilmesi ile peygamber vârisi oldukları şu şekilde beyan buyurulmuştur: "Ulemâ-i ámilîne ikrâm ve îzáz ediniz. Zira, anlar tebliğ-i ahkâm-ı İlâhî husúsunda verese-i enbiyâdırlar. Anlara ikram eden, Cenâb-ı Alláh ve Resûlune ikrâm etmiş olur. [*] (Camiu's-Sağír)» (Kenzü'l-İrfân, s. 71) Yani "İlmiyle amel eden álimlere ikram ve i'zâz ediniz. Zira, onlar Allâh'ın hükümlerini anlatma husûsunda peygamberlerin vârisleridir. Onlara ikrâm eden, Cenâb-ı Alláh ve Resûlü'ne ikrâm etmiş olur."

SEVEN SEVDİĞİ İLE HAŞROLUR!

Çelebioğlu konuşmasını çeşitli başlıklar altında sürdürdü;

اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ

Yani "Kişi sevdiğiyle beraberdir." (Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165) Bu hadîsin sırrıyla anlıyoruz ki: "Dost, dostuyla beraber Cennet'te bulunacaktır." (Sözler, s. 499) Bundan dolayı kimleri sevdiğimize dikkat etmeliyiz. Şu hadîs-i şerîf gayet mühimdir: "Ya âlim, ya ilim öğrenen, ya dinleyen, ya da bunları seven kimse ol. Sakın beşincisi olma! Yoksa helak olursun." (Câmiu's-Sağír, 1213)

RİSALE-İ NUR'U VE BEDİÜZZAMAN'I MÂNÂ-YI HARFÎ İLE SEVMEK

Mektûbât eserinde Bediüzzaman şöyle der: "Muhabbet iki kısımdır. Biri: Mânâ-yı harfiyle, yani: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hesabına, Cenâb-ı Hak nâmına (...) İkincisi: Mânâ-yı ismiyle muhabbettir. Yani bizzât onları sever." (Mektûbât, s. 106 - 107) Bizler de Risale-i Nur eserlerini de Kur'ân-ı Hakîm'in tefsiri ve hadîslerin şerhleri olması hesabına, Cenâb-ı Hak ve Resûl-i Ekrem nâmına, İman ve Kur'ân hakikatleri olması hasebiyle; seviyoruz, böyle görüyoruz ve bu sebeple de okuyup anlayıp hayatımıza tatbik etmeye çalışıyoruz. Bediüzzaman'ı da İslâm âlimlerinden bir âlim, Allah ve Resûl dâvâsında mücadele eden bir mücâhid, âhir zamanın müceddidi olarak ortaya imam hizmetinde metod koyan bir kurucu olması sebebiyle Allah ve Resûlü için seviyoruz.

«Sünûhât eserinde geçen şu ifadeler de bize yol gösterir; "Meselâ: Bir adam İbn-i Hacer'e nazar ettiği vakit, Kur'ân'ı anlamak ve Kur'ân'ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa İbn-i Hacer'in ne dediğini anlamak maksadıyla değil." (Sünûhât - Tulûât - İşârât, s. 32) Burada geçen "İbn-i Hacer" yerine "Bediüzzaman" kelimesini koyarak tekrar okuyalım; "Meselâ: Bir adam Bediüzzaman'a nazar ettiği vakit, Kur'ân'ı anlamak ve Kur'ân'ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa Bediüzzaman'ın ne dediğini anlamak maksadıyla değil." Yani, Risale-i Nur eserlerini Kur'ân-ı Kerîm'i anlamak için okumalı ve anlamaya çalışmalıyız.» (Risale-i Nur Külliyatı'nı Okuma ve Anlama Usûlleri, s. 30 - 31)

Unutmayalım ki; Allah için seversek ibadettir, Allah'ı seviyor gibi seversek dalâlettir. Bizler âlimleri Allah nâmına Resûlullah hesabına seviyor ve baş tâcı ediyoruz.

1911 yılında yani bundan 125 sene önce Üstâd Bediüzzaman'ın Hutbe-i Şamiye eserinde- dediği gibi: "Biz ise evliyaya mânâ-yı harfiyle, yani âyine güneşin ziyasını neşrettiği gibi birer ma'kes-i tecelli nazarıyla bakıyoruz." (Hutbe-i Şamiye, s. 137 - 138)

ÜSTÂD BEDİÜZZAMAN

1876'da Bediüzzaman dünyaya geldi. Doğumu üzerinden 150 sene geçti. Bediüzzaman’ın hayatına kronolojik olarak bu konferansımızda temas etmeyeceğiz. “Tarihçe-i Hayat” eserini okumayı herkese tavsiye ederiz.

Bediüzzaman sadece iman esasları hakkında eserler yazmış bir allâme değil; aynı zamanda gizli zındıka komitelerinin planlarını akîm bırakan, masonların ve münafıkların ümmet üzerindeki şer projelerini ayyuka çıkarıp yerler bir edip insanlara hakkı gösteren bir hidayet serdârıdır.

GAZİ BEDİÜZZAMAN

"Bedîüzzaman Said Nursî'nin Gönüllü Alay Kumandanı olarak vatan ve millete fedakârane hizmetleri" (Tarihçe-i Hayat, s. 107) olmuştur. Ruslara karşı cihad etmiş, bacağından yaralanmış ve "Bediüzzaman, iki buçuk sene kadar Sibirya taraflarında esarette kalır." (Tarihçe-i Hayat, s. 115) Bediüzzaman bu vatanın kurtuluşunda mücadele vermiş, talebeleri ile birlikte savaşa iştirak etmiştir. Birçok talebesi de şehid olmuştur. Bu sebeple Bediüzzaman'ın hem bir kahraman hem fiilen savaşa dâhil olup cihâd eden bir mücâhid hem de gazi olduğu husus unutulmamalıdır.

BEDİÜZZAMAN'IN TASVİRİ

Ali Ulvi Kurucu, Tarihçe-i Hayat eserinin Ön Söz'ünde Bediüzzaman'ı ne de güzel tarif ediyor:

"Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz

Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz

Cennet'teki âlemleri dünyada görür de

Mahvolsa eğilmez sıradağlar gibi derde

En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa

Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa

Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez

Ruhundaki imanla yanan meş'ale sönmez

Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes"

(Tarihçe-i Hayat, s. 9)

BEDİÜZZAMAN'IN GENİŞ HOŞGÖRÜ YELPAZESİ

Âyette Rabbimiz اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ yani "Mü'minler ancak kardeştirler" buyurmaktadır. Resûl-i Ekrem Efendimiz de şöyle demiştir: "Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun!” (Müslim, Birr, 28) Kur'ân'dan ve Sünnetten ders alıp asrın fehmine sunan Bediüzzaman da: "Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir." (Kastamonu Lâhikası, s. 247) diyerek bize ölçü vermiştir.

Üstâd Bediüzzaman'ın geniş bir hoşgörü yelpazesi vardır. Yanına gelen her İslâmî kesimden kimseye iltifatlar etmiştir, daireyi geniş tutmuştur. Necip Fazıl Kısakürek yanına geldiğinde Üstâd Bediüzzaman ona şöyle der:

"Ben Doğucuları, Risale-i Nur talebesi olarak kabul ettim. Ben seni Risale-i Nur'a yirmi senelik hizmet yapmış olarak kabul ediyorum." Ardından da şu birleştirici ifadelerde bulunur: "Biz bir ağacın meyveleriyiz. Aramızda ayrılık-gayrılık yoktur. Ders almak ve kaynak bakımından aynı yere gidiyoruz." (Bkz. Nakleden: Muhsin Alev, Son Şahitler - 4, s. 308 - 309)

Üstâd Bediüzzaman, Osman Yüksel Serdengeçti için de, "Seni oğlum gibi kabul ediyorum. Oğlum olsaydı senin ismini koyardım." (Bkz. Nakleden: Muhsin Alev, Son Şahitler - 4, s. 309)

Vaazları ile meşhur olan Gönenli Mehmed Efendi için de Üstâd Bediüzzaman, "Risale-i Nur'un hoparlörü" diyerek iltifat etmiştir. (Bkz. Nakleden: Mehmed Ali Çakıcı Ağabey, Ağabeyler Anlatıyor - 6, s. 223) Üstâd Bediüzzaman bir bayram günü Gönenli Mehmed Efendi'yi ziyaret ettiğinde ona hitaben şöyle der: "Kardeşim! Siz olmasaydınız, Kur'ân hizmetini biz yapacaktık. Biz iman hizmetini yapıyoruz, siz de Kur'ân hizmetini yapıyorsunuz." (Bkz. Nakleden: Muhsin Alev, Son Şahitler - 4, s. 315)

Muttalipli Hacı Hilmi Efendi'nin talebelerine de dua ettiğini şu şekilde dile getirmiştir: "Kardaşlarım! Ben önce Risale-i Nur Talebelerine, sonra Muttalipçilere (yani Hacı Hilmi Efendi'nin Talebelerine) (...) dua ediyorum." (Bkz. Nakleden: Ali Demirel, Son Şahitler - 3, s. 259)

Üstâd Bediüzzaman hâfızlar için de şöyle demiştir: "Ben hâfızları kardeş edindim, onlarla mahșerde kardeş olarak hașrolunacağım. Kur'ân'ı Allah rızası için okuyup, okuyuveren hâfızlar benim yanımda bir evliyadan daha üstündür." (Bkz. Nakleden: Mehmed Mandal Ağabey, Ağabeyler Anlatıyor - 6, s. 231 - 232)

İmam Hatipler açıldığı zaman da onlar için, "İmam-Hatip Mektebi talebeleri bizim kardeşimizdir." (Bkz. Nakleden: Suad Alkan, Son Şahitler - 4, s. 224) diyerek sahip çıkmıştır. İmam Hatip okulları için, "Ben o okulları, eski zamanın mübarek medreseleri olarak kabul ediyorum." (Bkz. Nakleden: Ahmet Gümüş, Son Şahitler - 4, s. 152) diyerek ehemmiyetine işaret edip kıymet vermiştir.

Üstâd Bediüzzaman'ın hoşgörü yelpazesi o kadar geniştir ki, bir okul müdürü hakkında menfî konuşulunca; müdürün namaz kılıp kılmadığını sorar. Kıldığı cevabını alınca da, "O, benim kardaşımdır." derler. (Bkz. Nakleden: Yaşar Gökçek, Son Şahitler - 4, s. 290)

Nice insanlara da muhabbet ile yaklaşıp İslâm'a ısındırmıştır. "Kim sakalının teli kadar İslâmiyet'e hizmet ederse, onu kucaklayın ve takdir edin." (Nakleden: Zübeyir Gündüzalp, Ağabeyler Anlatıyor - 2, s. 246) diyen Bediüzzaman'ın gösterdiği yola bugün ne kadar da muhtacız!.. Bediüzzaman'ın şu ifadeleri bize ömür boyu düstûr olacak kıymettedir: "Bir insanın İslâmiyet'e düşmanlığı 100 ise onu 99'a indirmek hizmettir, hatta 101'e çıkartmamak dahi hizmettir." (https://mehmedkirkinci.com/eskisehir-seyahati-ve-zubeyir-agabey-ile-gorusme.html)

BEDİÜZZAMAN VE TÜRKİYE

İlmiyle amel eden bir âlim arıyorsak, işte asrımızda karşımızda Bediüzzaman durmaktadır. İnandıkları uğruna bedel ödeyen, asla taviz vermeyen, 23 defa zehirlenme ve 28 sene boyunca hapis, sürgün, tecrid içinde yaşayarak dâvâsına olan sadakati müseccel/tescilli bir âlim-i Rabbânîdir. Vatanını terk etmemiş, "imanı kurtarmak ve Kur'ân'a hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var." (Emirdağ Lâhikası 1, s. 195) demiştir. Hicaz'a gitmek istediğimi söyleyen, memleketin halini gittikçe daha fenalaşacağını, orada olsa çocuklarının da kendisinin de kurtulacağını söyleyen talebesine cevaben şöyle der: "Kardeşim, ben orada olsam buraya gelirdim. Âlem-i İslâm kapısının kilidi Türkiye'dir. Bu kilit bu kapıyı Âlem-i İslâm üzerine açar. Kat'iyen buradan gitmek için izin yok." (Nakleden: Said Özdemir, Son Şahitler - 4, s. 121)

BEDİÜZZAMAN VE VAN

Bugün burada Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde bulunmamız hasebiyle Bediüzzaman'ın hemşehrileri sayılırız. Çünkü Bediüzzaman Van için "şirin vatanım" (Bkz. Lem'alar, s. 248) demiş, "Madem öleceğim, vatanımda öleyim diye Van'a gittim." (Lem'alar, s. 247) diyerek Van'ı kendine vatan kabul etmiştir. Van'daki talebelerine yazdığı mektubunda ise şunları ifade eder: "Benim için Van çok kıymettardır. Lillahi'l-hamd sizler o kıymettarlığı gösterdiniz. Ve Van'a karşı şedit hissiyatıma tam mukabele ediyorsunuz." (Barla Lâhikası, s. 121)

«[Üstâd Bediüzzaman] Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'nı kastederek, "Bu adada on sene kalarak elli talebe yetiştirsem, o talebelerle İslâm'ı bütün dünyaya yayıp dünyayı fethedebilirim."» (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, s. 264) demiştir.

NEDEN RİSALE-İ NUR? NEDEN BEDİÜZZAMAN?

Her asrın mücedditleri o asra göre reçeteler, kitaplar yazmışlardır. Mevlânâ Mesnevî'de, İmam-ı Rabbânî Mektubat'ta, İmam-ı Gazâlî İhyaû' Ulûmi'd-Dîn'de, Bediüzzaman Risale-i Nur'da bulundukları asrın soru ve şüphelerine Kur'ân ve Sünnet'ten çözümler bulup çareler sunmuşlardır. Asrımızda da Risale-i Nur Külliyatı gibi bir hazine varken istifade etmek elzemdir.

Hadîste geçtiği üzere, Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddit gönderecektir." (Ebû Dâvûd, Melâhim, 1) Cenâb-ı Hak, dini tecdit etmek için mücedditler gönderiyor, bu âhir zamanın müceddidi de Bediüzzaman ve yazdığı yaşayan eserleri olan Risale-i Nur'lardır. Bu tecdit; insanları Kur'ân'a ve Sünnete yönlendirmek, Kur'ân-ı Hakîm'in o asrın insanlarının fehmine dersini sunmak şekliyle oluyor. Bize de düşen, bu 130 eserden müteşekkil 14 ciltlik Risale-i Nur Külliyatı'nı anlayarak okuyup hayatımıza tatbik etmektir. Ömrümüzün üniversite hayatı kısmını yaşarken, bugün burada şu anda niyet edelim. Bu eserleri okumaya başlayalım. Daha önceden okumaya başladı isek, başkalarına da ulaştırmaya vesileler bulalım. Mesela İlim ve Fikir Topluluğu, Kur'ân ve İman hakikatlerini insanlara ulaştırmada bir vesiledir. Yeter ki biz isteyelim. Cenâb-ı Hak bu vesileleri kullanıp asıl maksadımız olan rıza-yı İlâhî'ye ulaşmayı nasip etsin. Aradan 1 asır geçmesine rağmen iman meselesi hâlâ gündemdedir. Mesela Haşir Risalesi 1926'da yazılmıştır. Aradan 100 sene geçti ve hâlâ öldükten sonra dirilme meselesi güncelliğini korumaktadır. Ateizm, Deizm, Agnostisizm ve benzeri -izm'lere makbul, muknî cevaplar Risale-i Nur eserlerinde mevcuttur. Demek ki 1 asır evvel yazılan eserler, kıyamete kadar her zaman ihtiyaç duyulan meseleleri içermektedir. Bu konferansımız inşaAllah Nurlar'ı okumaya, anlamaya, yaşamaya vesile eylesin. Risale-i Nur eserleri kaynağını Kur'ân ve Sünnet'ten alır.

KURUCU METİNLER VE KURUCU METİNLERİ YAZAN MEDENİYETİ OLUŞTURANLAR

Tarihte "kurucu metinler" ve "kurucu metinleri yazan medeniyet oluşturan önderler" olmuştur. Asrımızda "Risale-i Nur" eserleri o "kurucu metinler"dendir ve Üstâd Bediüzzaman da "kurucu metinleri yazan medeniyet oluşturan önderler"dendir. Risale-i Nur, İslâm medeniyeti inşasını gösteren bir proje ve Bediüzzaman da bunun bânisi olan bir zâttır. Nurlar'ı ve Bediüzzaman'ı hakkıyla anlamak için eserleri teenni ile/acele etmeyip düşünerek ve anlayarak okumak gerekir.

TEFSÎR İKİ KISIMDIR

«"Risale-i Nur Kur'ân'ın çok kuvvetli, hakikî bir tefsîridir" tekrar ile dediğimizden, bazı dikkatsizler tam mânâsını bilemediğinden bir hakikatı beyan etmeye bir ihtar aldım. O hakikat şudur:

Tefsîr iki kısımdır:

Birisi: Malûm tefsîrlerdir ki, Kur'ân'ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyan ve izah ve ispat ederler.

İkinci kısım tefsir ise: Kur'ân'ın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve ispat ve izah etmektir. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsîrler, bu kısmı bazen mücmel bir tarzda dercediyorlar. Fakat Risale-i Nur; doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid feylesofları susturan bir manevî tefsîrdir.» (Tarihçe-i Hayat, s. 603)

"...hakaik-i imaniyenin tefsîri olan Risale-i Nur..." (Emirdağ Lâhikası 2, s. 75)

RİSALE-İ NUR; BİR TÂİFENİN DEĞİL TÜM ÜMMET-İ MUHAMMED'İN (ASM) MALIDIR!

"Bediüzzaman, Risale-i Nur'u hiçbir makam ve meşrebin tesiri altında kalmadan, maddî-manevî hiçbir menfaat ve hissiyat karışmadan, doğrudan doğruya Kur'ân-ı Hakîm'in umûmun istifade edebileceği ve umûma hitab eden hakikatlarını tefsîr etmiş, bu hakikatların tercümanlığını yapmıştır. Te'lif ettiği âsârından herkes istifade edebilmektedir. Bir tâifeye, bir sınıf halka mahsus değildir." (Tarihçe-i Hayat, s. 28)

Risale-i Nur sadece bir kesimin değil, tüm Ümmet-i Muhammed'in (asm) ve insanlığın malıdır. Üstâd Bediüzzaman da sadece bir kesimin değil hepimizin Üstâd'ıdır. Şuurlu birer Mü'min, Muvahhid ve Müslüman olarak bu eserlerden istifade etmemiz elzemdir.

Üstâd Bediüzzaman şöyle demektedir: "Risale-i Nur’un dairesi geniştir, darlaştırma." (Gayr-ı Münteşir Kastamonu Lâhikası; https://www.kastamonur.com/risale-i-nurun-dairesi-genistir-darlastirma/)

Mehmed Feyzi Efendi “Risale-i Nur’u da hususileştirmemek lazım. Mâl-i umûmîdir” şeklinde tavsiyelerde bulunmuştur. (https://www.google.com/amp/s/www.risalehaber.com/service/amp/risale-i-nuru-hususilestirmemek-lazim-mal-i-umumidir-394235h.htm)

Mustafa Acet'in ifadesiyle: "Bediüzzamân, bir İslâm müellifidir; müfessirdir. Te’lifatı olan Risale-i Nur eserleri de Kur’ân’ın tefsîridir. İman ve İslâmiyet yolunu gösterir." (Müdâfaalar, s. 486)

İlâhî hakikatleri, İslâm'ın düstûrlarını ve Kur'ân'ın esrârını ders veren bir külliyat olarak önümüzde bu eserler durmaktadır: Nurlar'daki ifade ile: "Risale-i Nur, bütün Sözler'i bütün Lem'a ve Şuâ'ları ve bütün Mektubat'ıyla hakâik-i İlâhiye ve desâtir-i İslâmiye'yi ve esrâr-ı Kur'âniye'yi ders veriyor." (Şuâlar, s. 554)

RİSALE-İ NUR, FİKİR KOMANDOLARI YETİŞTİRİR!

İnsanın kelime hazinesi ne kadar geniş olursa tefekkürü de o kadar derin olur. Derin tefekkür sahipleri İslâm dinini hakkıyla îfâ ve müdafaa edebilir. Nurlar'da geçen kelimeler, aynı zamanda bizi fikrî olgunluğa eriștirir. Unutmamak gerektir ki; Risale-i Nur, fikir komandoları yetiştirir.

Bediüzzaman'ın talebelerinden Mustafa Sungur'un ifadesiyle: "Kardeşim! Gençler artık kitap okuyorlar, kitapla muhatap oluyorlar. Şahısların tahakkümü ve istibdadı zâil olacak. Çünkü gençler kitapla muhatap." (Nakleden: Abdulkadir Nurzade; Nakli Kaydeden: Abdulkadir Çelebioğlu; Kayıt Tarihi: 07.10.2023)

Risale-i Nur eserlerinin bir başka hususiyeti de şudur ki; mühim hususları kısa, öz ve vecîz bir tarzda ifade eder.

KISACA ALLAH'IN VARLIĞININ İSPATI

"Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?" (Sözler, s. 49)

ISACA ALLAH'IN BİRLİĞİNİN İSPATI

"Küçük bir köyde iki muhtar bulunsa, köyün rahatını ve nizamını bozarlar. Bir nahiyede iki müdür, bir vilayette iki vali bulunsa, herc ü merc ederler. Bir memlekette iki padişah bulunsa, fırtınalı bir karmakarışıklığa sebebiyet verirler." (Sözler, s. 683)

"Bu azîm kâinatı bir saray gibi, bir şehir gibi kemal-i intizamla idare edip tedbirini gören, Allah'tan başka kim olabilir? Madem Allah'tan başka olamaz; koca kâinatı bütün ecramıyla gayet kolay idare eden kudret o derece kusursuz, nihayetsizdir ki, hiçbir şerik ve iştirake ve muavenet ve yardıma ihtiyacı olamaz. Koca kâinatı idare eden, küçük mahlukatı başka ellere bırakmaz. Demek, ister istemez 'Allah' diyeceksiniz." (Sözler, s. 416 - 417)

KISACA PEYGAMBERLİĞİN LÜZÛMU

"Bir Zât'ın cevahirle, zîkıymet eşya ile dolu hazinelerini açıp halka göstermek ve arz etmekle o Zât'ın kudretini, zenginliğini, saltanatını ilân etmek için ancak o Zât'ın müsaadesiyle ve iradesiyle emir ve tayin edilmiş bir memur lâzımdır. İşte o memur resûldür." (Mesnevi-i Nuriye, s. 37)

KISACA CENNET VE CEHENNEM'İN LÜZÛMU

"Bir sultan, itaat edenlere mükâfat ve isyan edenlere de mücazat etmezse saltanatı inhidama yüz çevirir. Ve keza bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükâfat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister. Mükâfat ve mücazat menzilleri âhirettir." (Mesnevi-i Nuriye, s. 38)

KÂFİRLERİN EBEDÎ CEHENNEMDE KALMASININ İZAHI

"Çendan, kâfir az bir ömürde bir günah işlemiş, fakat o günah içinde nihayetsiz bir cinayet var. Çünkü küfür, bütün kâinatı tahkirdir, kıymetlerini tenzil etmektir ve bütün masnuatın vahdaniyete şehadetlerini tekzibdir ve mevcudat âyinelerinde cilveleri görünen esma-i İlâhiyeyi tezyiftir. Onun için, mevcudatın hakkını kâfirden almak üzere, mevcudatın sultanı olan Kahhar-ı Zülcelal'in kâfirleri ebedî cehenneme atması, ayn-ı hak ve adalettir. Çünkü nihayetsiz cinayet, nihayetsiz azabı ister." (Mektubat, s. 43)

KISACA PEYGAMBER EFENDİMİZ'İ TAVSİFİ

"1- Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, resûldür.

2- Ekmelü'r-Rusûldür.

3- Hâtemü'l-Enbiyadır.

4- Risaleti, âmmedir.

5- Şeriatı, sâir şeriatların mehâsinini cem' ile onların nâsihidir." (İşârâtü'l-İ'câz, s. 51)

"Sath-ı Arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber... O bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatib, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkeb bir halka-i zikrin serzakiri.." (Mektûbât, s. 197)

Risale-i Nur, Resûl-i Ekrem'i (asm) anlamak ve tanımak için okunacak müstesna eserlerden biridir. Zira O, Fahr-i Âlem'i (asm) birçok farklı açıdan ve yönden ele alarak sıfatlarını detaylıca ele almıştır. O'u tarif eden, tespit edilebilen 185 sıfat vardır. (Bkz. https://www.facebook.com/100002647378672/posts/26276749995329888/?mibextid=rS40aB7S9Ucbxw6v)

NURLAR'DAKİ YERLERİN ÂYETLERLE İRTİBATI

«Âyette meâlen "Güneşi ziyâlı, ay'ı nurlu kılan... Allah'tır." (Yûnus, 10/5) geçmektedir. Bu âyet meâlini okur okumaz aklıma Münâzarât eserindeki şu vecize geldi; "Vicdanın ziyâsı, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir." (Münâzarât, s. 86) Vicdan ifadesi ile ziyâ kullanılmış ve dinî ilimler güneşe benzetilmiş. Çünkü güneş ışığını başka yerden almıyor, dinî ilimler bu şekilde ifade edilmiş. Akıl için ise nur denilmiş ve fennî ilimler de ay'a benzetilmiş. Mâlûm olduğu üzere ay ışığını güneşten alır, oradan gelen ışığı yansıtır. Nurlar'da geçen bu cümlenin âyet ile bağlantısını görünce ve böyle nüansları bile çok dakîk ifade ettiğini idrak edince anladım ki; Kur'ân - iman hakikatleri sonu olmayan bir umman gibidir ve me'hazi Kur'ân olan bir şaheserdir.»

ZOR ŞARTLARDA FEDAKÂRLIK

Bediüzzaman bu eserleri kalorifer başında, sıcak koltuğunda, rahat döşeğinde yazmadı. Hapislerde, sürgünlerde, tecritlerde ve zorunlu ikâmete mecbur bırakıldığı yerlerde yazmıştır. Hapiste bazen bir kibrit kutusunun içine dahi bu hakikatler yazıldı. O zorlu süreçlerde Nur Talebelerine kağıt kalem dahi satmadılar, lâkin bu yoldan kimseyi alıkoyamadılar.

GENÇLİĞİMİZİ EBEDÎ GENÇLİK YAPMAYA ÇALIŞACAĞIZ!

Cenâb-ı Hak gençliği vermiş ki, bu gençlik ile ebedî bir gençliği kazanabilelim. Bize verilen gençliği iffetle hayırlı işlere sarf edersek, Allah bize ebedî bir gençlik vaad ediyor. Bu hususta Meyve Risalesi’nin Beşinci Meselesi’ne bakabilirsiniz. Şu zamanda yaptığımız hatalar tüm hayatımıza ve âhiretimize menfî/olumsuz tesir edeceği gibi, şimdi yaptığımız hayırlı faaliyetler de tüm hayatımıza ve âhiretimize müsbet/olumlu tesir edecektir. İnsanız, hata ederiz lâkin unutmayalım ki tevbe kapısı açıktır.

BEDİÜZZAMAN; KUR’ÂN’A ÇAĞIRMIŞ, CAMİYE DAVET ETMİŞ!

Ahmed Galib’in Barla Lâhikası’nda geçen Arabî ifadesinde meâlen şöyle denir:

“Ey Üstâd çekinme, Kur’ân’a çağır, insanları Hakk’a et dâvet.

Mükâfatı müjdele, kalbleri sevindir, Allah’tandır hidâyet.” (Barla Lâhikası, İhlas Nur Neşriyat, s. 99)

TAVİZSİZ ŞERİAT-I GARRA MÜDÂFİİLİĞİ

Üstâd Bediüzzaman “en mukaddes maksadım, şeriatın ahkâmını tamamen icra ve tatbiktir.” (Divan-ı Harb-i Örfî, s. 25) diyerek şeriat hususundaki hassasiyetini net bir şekilde ifade etmiştir. Divan-ı Harb’de “Sen de şeriatı istemişsin?” dediklerinde, mahkemede yargılanırken şu şekilde mukabelede bulunur: “Şeriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım! Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir.” (Divan-ı Harb-i Örfî, s. 11) Asla İslâm şeriatini müdafaa etmekten geri duymayan Bediüzzaman şeriata bağlılığını şöyle haykırmıştır: “Yaşasın Şeriat-ı Garra!..” (Divan-ı Harb-i Örfî, s. 81) Tüm hayatı boyunca şeriattan asla taviz vermemiştir.

Mahkemelerde şecaat kahramanı olan Bediüzzaman şöyle demistir: “Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa her gün biri kesilse, hakikat-ı Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem.” (Şuâlar, s. 351 – 352)

“Yazdığım hakâik-i imaniyeyi doğrudan doğruya nefsime hitab etmişim. Herkesi davet etmiyorum. Belki ruhları muhtaç ve kalbleri yaralı olanlar, o edviye-i Kur’âniyeyi arayıp buluyorlar.” (Mektûbât, s. 70)

«Gençlik sarhoşluğunda sermaye-i hayâtımı dünyâ ve âhiretime faydasız derecede isrâf ile geçirmiş ve bâzı uygunsuz ahvâl, bende maraz bir ibtilâ hâlini almıştı. Ancak bu dînî ve îmânî ve ahlâkî ve içtimâî eserleri okumuş olmaklığımdır ki tehzîb-i ahlâk yoluna dönebilmişimdir. [Taşköprülü Sadık Demirelli]» (Müdâfaalar, s. 179)

HEPİMİZ DERECEMİZE GÖRE MES’ÛLÜZ

Her birimizin vazifesi, yalnız kendi imanınımızı kurtarmak ile iktifa etmek değildir. Aynı zamanda başkalarının da imanlarını kurtarmaya, muhafaza etmeye vesile olmakla mükellefiz. Her birimiz derecemize göre mes’ûlüz. İman var, imkân var, faaliyetler için zemin var, o hâlde bize de “aşk, şevk, gayret ve durmadan yorulmadan çalışma azmi” gerektir. Risale-i Nur eserleri doğrudan doğruya imanı kendine esas almaktadır. Bu iman meselesi o kadar mühim bir meseledir ki, hiçbir zaman gündemden düşmez ve güncelliğini kaybetmez. Sizlere soruyorum: Kader meselesi tarihin hangi sürecinde güncelliğini kaybetmiştir ki? Yirmi Altıncı Söz olan Kader Risalesi ile Kader meseleso çok güzel ele alınmıştır. Sırr-ı Kader ve cüz’-i ihtiyarînin halli için, koca Sa’d-ı Taftazanî gibi bir allâme; kırk-elli sayfada, meşhur Mukaddemat-ı İsna Aşer namıyla Telvih nam kitabında ancak hallettiği ve ancak havassa yani üst tabakadakilere bildirdiği aynı meseleleri, kadere dair olan Yirmi Altıncı Söz’de, İkinci Mebhasın iki sayfasında tamamıyla, hem herkese bildirecek bir tarzda Kader Risalesi’nin beyan etmesi, Cenâb-ı Hakk’ın inayet/yardım eseri olmazsa nedir? (Bkz. Mektubat, s. 372)

HAŞİR RİSALESİ’NİN TESİRİ

«[Sudanlı Dr. Beşir Abdülvahid] Hoca “Haşir Risalesi”ni okudu, şok geçirdi. Dedi ki: “Biz haşre eskiden iman ederdik, o kadar. Kur’ân’ımız, dinimiz bahsetmiş; inanırdık. Ama Said Nursî’nin bu Haşir Risalesi’ni okuduktan sonra âdeta cenneti, cehennemi, âhireti gözlerinle görüyor, ellerinle dokunacakmış gibi sana hissettiriyor. Somutlaştırıyor.”» (Nakleden: Dr. Sadık Tanrıkulu, https://youtu.be/vDp41ubRnAI?si=zP4fHyhxBX9fHd37)

İSALE-İ NUR NEYİ İSPAT EDİYOR?

“İspat ediyor!.. Akla gelen bütün istifhamları... Zerreden Güneş’e kadar iman mertebelerini... Vahdaniyet-i İlahiyeyi... Nübüvvetin hakikatını...

İspat ediyor!.. Arz ve Semavat’ın tabakatından, melaike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatından, haşir ve âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennem’in varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar... Akla gelen ve gelmeyen bütün imanî mes’eleleri en kat’î delillerle aklen, mantıken, ilmen ispat ediyor... Pozitif ilimlerin müşevviki... Riyazî mes’elelerden daha kat’î delillerle aklı ve kalbi ikna’ edip, merakları izale eden bir şaheser...” (Tarihçe-i Hayat, s. 681- 682)

BÂTILI TASVİR ETMEDEN HAKKI GÖSTERMEK

Bediüzzaman’ın bir başka mümeyyiz vasfı ise, bâtılı tasvir etmeden hak ve hakikati ifade etmesidir. Çünkü “Bâtılı iyice tasvir etmek, safî zihinleri idlâldir.” (Tarihçe-i Hayat, s. 691) Bâtıl olan şeyleri ayrıntılı şekilde tasvir edip sûrete büründürmek, safî zihinleri dalâlete düşürür. Günümüzde maalesef her türlü bâtıl fikir insanlara boca ediliyor ama hak ve hakikatin neler olduğu hususu açıkça dile getirilmiyor. Mesela Kelâm ilmi hususunda güncel ve gündemden uzak durulur ise Kelâm Tarihi yapılmış olur. Hangi mezhep, hangi görüş neyi demiş diye tümü nakledilerek bırakılmamalıdır. Hak olan Ehl-i Sünnet neye nasıl cevap vermiş diye öğrencilere belirtilmelidir ki, zihinler karışmasın ve istikamet şaşmasın. Bu sebeple Risale-i Nur eserleri basta gençler olarak herkesin el kitabı olacak mahiyette Kur’ân ve iman hakikatleri manzumesidir. Bizlere Kur’ân ve Sünnet yolunu gösterir.

MEŞHURLARIN İFADELERİYLE BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR

Kendisi ile yapılan bir röportajda Mütefekkir Cemil Meriç şunları ifade etmiştir: “Risale-i Nur milletimize Rabbanî bir iltifattır. Risale-i Nur’un bizim ülkemizde çıkması Allah’ın bir nimetidir. Risale-i Nurlar haysiyetimizin bir müdafaasıdır. İslâm dünyasında ihraz etmiş bulunduğumuz mevki-i bülendin hakkı olduğunu ispat eden bir hüccettir. Yani Risale-i Nur, bizim namusumuzu kurtarıyor.” (Son Şahitler – 6, s. 210 – 211)

Dârü’l-Hikmet’te Üstâd Bediüzzaman ile birlikte bulunan Mehmed Âkif Ersoy, “Bediüzzaman’ın konuştuğu yerde bize ancak sükût düşer.” (Mufassal Tarihçe-i Hayat, c. 2, s. 906) diyerek hayranlığı ifade etmiştir. İşârâtü’l-İ’caz eserini de şu ifadeleri ile takdir etmiştir: “Eğer kendilerine ‘Biz âlimiz’ diyorlarsa; Bediüzzaman’ın yazdığı bir İşaratü’l-İcaz’ı anlayabilsinler.” (Son Şahitler – 6, s. 267)

Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır da Üstâd Bediüzzaman ile İstanbul’da görüşen âlimlerden birisidir ve Bediüzzaman hakkında şöyle demiştir: “Bediüzzaman berrak sular gibi temiz bir vicdana, çok güzel bir ruha sahip bir zât idi. İstanbul’un âlimlerinin gözü öyle bir âlim görmemiştir.” (Mehmed Kırkıncı, Hayatım-Hatıralarım, s. 26)

Ömer Nasuhi Bilmen Hoca da, Bediüzzaman Hazretleri’nin eserleri için şu ifadeyi kullanmıştır: “Onun eserleri, ileride İslâm dünyasında tek me’haz olacak değerdedir.” (Bkz. Nakleden: Galip Gigin, Son Şahitler – 4, s. 426)

Ahmed Hamdi Akseki, Risale-i Nur eserleri için yanına gelenlere şöyle demiştir: “Risale-i Nurları hiç çekinmeden okuyunuz, yegâne okunacak eserdir.” (Bkz. Nakleden: Abdullah Yeğin, Mufassal Tarihçe-i Hayat, c. 2, s. 909)

Merhum Sezai Karakoç şöyle demiştir: “Risale-i Nur, tek başına bir İslâm kültürü külliyatıdır.” (İslâmın Dirilişi, s. 41)

Tarihçi Yazar Yavuz Bahadıroğlu’nun ifadesiyle “Said Nursî’nin fikirleri, maddeci felsefeyi ezerek geçen mânâ tankıdır.” (Aydınlar Konuşuyor, s. 56)

Risale-i Nur eserlerinin kıymeti hususunda Timurtaş Uçar Hoca şu ifadeleri kullanmıştır: “Vallahi benim elime bir santim fırsat geçse, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin bütün eserlerini; ilkokuldan üniversiteye kadar okumayı mecbur eder, ders haline getiririm.” (youtu.be/4l1Y-A2192Y)

Mahmud Es’ad Coşan Hoca da İstanbul’daki İlk Risale-i Nur Medresesi olan Kirazlı Mescid’den bahsederken şöyle demiştir: “Türkiye’de İslâmî hizmetlerin inkişafında Kirazlı Mescid’in hakk-ı tekaddümü (öncelik hakkı) vardır.” (http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=3400&ctgr_id=37)

NAMAZIN VE TESBİHATIN EHEMMİYETİ

Namaz ve namaz tesbihatının ehemmiyetine dâir Bediüzzaman’ın talebesi ile olan bir hâtırasını Çelebioğlu şöyle nakletti:

«Üstâd Bediüzzaman, Mustafa Sungur Ağabey’i Risale-i Nur ile alâkalı mühim hizmetler için Ankara’ya gönderiyor. Geri Emirdağ’a geldiğinde namaz vakti girmiş, ezan yeni okunmuş. Üstâd Bediüzzaman o vaktin namazını kılmış. Namaz vaktinin çıkmasına daha çok var. Mustafa Sungur Ağabey, Üstâd Bediüzzaman’a o hizmeti anlatıp ardından namazını kılacak.

Üstâd Bediüzzaman “Hoş geldin kardaşım. Namaz kıldın mı?” diyor. Sungur Ağabey, “Kılmadım” deyince Üstâd Bediüzzaman “Git namazını kıl” diyor.

Sungur Ağabey namazını kılıyor geliyor. Tam bu mühim hizmetleri anlatmaya başlayacakken Üstâd Bediüzzaman “Tesbihatını yaptın mı?” diyor. Sungur Ağabey “Yapmadım” deyince Üstâd Bediüzzaman “Tesbihatını yap” diyor. Tesbihatını yapıyor.

Sonrasında Üstâd Bediüzzaman, Mustafa Sungur Ağabey’in anlattığı o hizmetleri “Maşâallah kardeşim” deyip şevkle dinliyor.»

(Nakleden: Mustafa Sungur Ağabey; Nakli Aktaran: Abdulkadir Nurzade; Kayda Alan: Abdulkadir Çelebioğlu; Kayıt Tarihi: 24.11.2025)

«Üstâd Bediüzzaman Hazretleri Japonya’ya bir talebesini göndermek istediği zaman, talebelerinden birisi

-“Üstâd’ım tahsilli bir kardeşin oraya gitmesi daha muvafık olmaz mı?” demiş.

Üstâd Bediüzzaman Hazretleri de cevaben şöyle demiştir;

-“Kardeşim, tahsil değil ihlâs hizmet eder.”

Ve Kore’ye Bayram Yüksel Ağabey gittiği zaman Japonya’ya geçip, oraya Risale-i Nur Külliyatı’nı götürüyor.» (Nakleden: Mustafa Sungur Ağabey; Nakli Aktaran: Abdulkadir Nurzade; Nakli Kaydeden: Abdulkadir Çelebioğlu; Kayıt Tarihi: 19.11.2020; Âyetler ve Hadîsler Aynasında Bediüzzaman Diyor Ki!, s. 134)

Demek ki tahsilli olmaktan daha mühim bir şey varsa, o da ihlâslı olmaktır. Çevremizde de gördüğümüz üzere nice tahsilliler var ama Allah dini ve dâvâsı için çalışmıyorlar.

MANEVÎ ATOM BOMBASI

“...şimdi tahribat manevî olduğu için ona mukabil tamirci manevî bir atom bombası lâzımdır. İşte bu zamanda tahribatın manevî olduğuna ve ona karşı mukabelenin de ancak tamirci manevî atom bombasıyla” (Emirdağ Lâhikası 2, s. 186) olacağı açıkça ortadadır. İşte “Hakaik-i Kur’âniyenin lemaatı olan Risale-i Nur manevî tamirci bir atom bombası olarak, bu dalâlet cereyanına mukabele edebilir ve etmiştir.” (Emirdağ Lâhikası 2, s. 196)

“En son silâh, mitralyoz gibi Risale-i Nur bürhanlarını gördüğümüzden, mecburiyetle ona sarılıp iktifa ediyoruz.” (Kastamonu Lâhikası, s. 183) diyen Bediüzzaman, Risale-i Nur eserlerini küfre karşı mücadele eden makineli tüfeğe benzetmiştir. Bu eserleri okuyup anlayıp neşrederek iman cephesine destek, bâtıla ise bomba tesirinde zarar vermiş oluruz.

DOKTOR, BEDİÜZZAMAN’DIR; REÇETE DE RİSALE-İ NUR’DUR!

Bediüzzaman âhir zaman müceddidi olarak bu asrın doktorudur. Risale-i Nur eserleri de âhir zamanın yaralarına devâlardır, Kur’ânî ve Nebevî reçetedir. Bizlere düşen manevî yaralarımıza karşı bu ilaçları istimal etmektir, kullanmaktır. Risale-i Nur eserleri bu asrın insanının akıl ve kalbindeki şüphelere muknî, makbul cevaplar veren; komprime hülâsalar nevinden hap bilgiler içermektedir. Bu Nurlar, her kesime hitap eden eserlerdir.

Müdâfaalar eserinde geçtiği üzere: “Risale-i Nur ise ism-i Hakîm ve ism-i Rahîm’e mazhar olduğu için, en ehemmiyetli bir esâsı da şefkat olduğundan büyük bir manevî doktordur.” (Müdâfaalar, s. 106)

NURLAR BİZİM ÖZ MALIMIZDIR!..

Batılı yazarları okumadan entelektüel olunamayacağını zanneden kimseler, kendi içimizden çıkan bir değerimize sahip çıkıp eserlerini okumaktan uzak kalıyorlar. Bizler kendi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Ön yargılardan uzak bir şekilde Risale-i Nur eserlerini okumayı herkese tavsiye ediyoruz.

«[Üstâd Bediüzzaman, yanına gelen ehl-i ilimden kimselere] “Risale-i Nur medreseden çıkmıştır. Ehl-i medresenin malıdır. Bu zamanda Kur’ân’ın hakikî bir tefsîri olup, bu asrın tehlikeli ve zehirli yaralarını tedavi ediyor. İlmen, mantıken bütün şüpheleri izale edip, iman-ı tahkikiyi kalbe koyuyor, talebelerine kazandırıyor. Sizler de âlim ve hoca olduğunuz için bu eserlere malınız gibi sahip çıkmalısınız. Bunların neşrine çalışmalısınız.” [derdi].» (Nakleden: Hüsnü Bayramoğlu, Son Şahitler – 6, s. 241)

BİZLER NE OKUYALIM? EHEMM – MÜHİM VE OKUNACAKLAR

Bu âhir zamanda manevî hastalıklar var. O hastalıklara karşı da bizlerin Kur’ân, Sünnet ve Nurlar’ı iyice okuyup anlayıp yaşamaya çalışmamız gerekir.

Anlattıklarımız havada kalmasın diye hangi alanda hangi eserlerin okuması gerekir diye bir tane liste hazırladık. “İFT TAVSİYE ESERLER LİSTESİ” ismiyle paylaştık. Ehemm yani en mühim meselelere öncelik verip ona göre okumalarımızı yapmamız, bizim ilerlememize katkı sunar. Ömür içinde ömür mü istiyoruz? O hâlde Allah’ın dinine yardım edelim, gayret edelim, bu dini kendimize dâvâ edinelim. Kur’ân ve Sünnet üzere bir hayat geçirip iki cihanda bizi aziz edecek, elzem olan eserlere yoğunlaşalım.

“Evet, mâdem ölüm öldürülmemiş ve kabir kapısı kapanmıyor ve hayât-ı dünyeviye sür‘atle hiçliğe gidiyor; elbette Risâle-i Nûr gibi kudsî ve kat‘î bir esere eşedd-i ihtiyâç vardır.” (Müdâfaalar, s. 108)

RİSALE-İ NUR ESERLERİNİ ANLAMAK HUSUSUNDA TAVSİYE

«Bir zaman bizim bu evde bir sohbetteydik. Ahmed Feyzi ağabey de buradaydı. Allah rahmet eylesin, Çapak’tan bir arkadaş vardı, o Ahmed Feyzi ağabeye bir soru sordu; “Ben Risale-i Nur’u pek okuyup anlayamıyorum. Neden anlayamıyorum, onu öğrenmek istiyorum?” dedi. Ahmed Feyzi ağabey ona dedi ki; “Şimdi kardeşim, çok oku tahsilli ol anlarsın desem çok okumuş, tahsilli olmuş öyle profesörler var, hâlâ anlamıyorlar. Arapça- Farsça öğren de anlarsın desem, çok Arapça Farsça bilen hocalar da bunları anlayamıyor.

Ben sana iki şey tavsiye edeceğim;

1-Çok istiğfar edeceksin; “Ya Rabbi! Hangi günahlarım mani oluyorlar da, bunları anlayamıyorum” diyeceksin.

2-Mideye giren lokmaya dikkat edeceksin. Haram lokma mideye girdi mi, nasıl bir havuzun içine bulanık su girerse etrafındaki çeşmelerin hepsi bulanık akar. Mideye de haram lokma girdi mi, göz hakikatı göremez, kulak hakikatı duyamaz, bütün azalar bulanık olur” dedi.» (Nakleden: Musa Yukarı, Ağabeyler Anlatıyor – 1, s. 41)

“Risale-i Nur Külliyatı’nı Okuma ve Anlama Usûlleri” ismiyle neşrettiğimiz kitabı da okuyabilir, bu hususta zihninizde okuma ve anlama hususunda taslak oluşturabilirsiniz. Bu eser sadece okumaya yeni başlayanlar için değil, yıllardır okuyup da ‘daha iyi nasıl istifade edebilirim?’ diyenlere de el kitabı mahiyetindedir.

NURLAR’IN İNSANLARA TESİRİ

Risale-i Nur eserlerini okuyan hemen hemen herkes hayatını Nurlar’dan önce ve Nurlar’dan sonra diye 2 kısma ayırır ve Risale-i Nur eserlerini okumasının hayatında bir dönüm noktası olduğunu ifade eder. Risale-i Nur eserleri ile tanışmadı isek tanışmayı, tanıştı isek de bihakkın anlayıp yaşamayı Rabbim bizlere nasip ve müyesser eylesin.

50 SENE SONRA GELECEK NESİL İÇİN GAYRET ETMEK

“Risâle-i Nûr ve hakikî şâkirdleri, elli sene sonra gelen nesl-i âtîye ğâyet büyük bir hizmet ediyoruz ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmaya çalışıyoruz.” (Müdâfaalar, s. 192)

“Allah/Rabbim yeryüzünü benim için -her tarafı görünür şekilde- dürüp topladı. Onun hem doğu taraflarını hem batı taraflarını gördüm. Muhakkak ki, benim ümmetimin mülkü/hükümranlığı bana dürülüp toplanan (gösterilen) yerlere kadar ulaşır.” (Müslîm, Fiten, 19; Ebû Dâvûf, Fiten, 1; Tirmizî, Fiten, 14)

Bu ümmete tüm yeryüzünün mülkü ve hükümranlığının verileceği.

“Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah, nûrunu tamamlayacaktır!” (Saff, 61/8)

“Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.” (Münâzarât, s. 48)

«Bana “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müdhiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, imanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler!» (Tarihçe-i Hayat, s. 629)

Ümmeti sevmek zorundayız. Sevmediğimiz bir ümmetin derdiyle dertlenemeyiz, dâvâsını güdemeyiz.

“Bugün, dünyada hangi bir aile reisi -manen- Bedîüzzaman Hazretleri kadar mes’uddur? Hangi bir baba, milyonlarla evlâda sahib olmuştur? Hem de nasıl evlâdlar!.. Ve hangi bir üstad, bu kadar talebe yetiştirebilmiştir?” (Tarihçe-i Hayat, s. 12)

“...fıtratımda rikkat-ı cinsiye ile acımak hissi ziyade bulunduğundan, kendi elemimden başka binler kardeşlerimin elemlerini de o şefkat sırrıyla çektiğimden, yüzler sene yaşamış gibi ihtiyarım. Ve siz ne kadar firak belasını çekmiş iseniz, benim kadar o belaya maruz kalmamışsınız. Çünkü oğlum yoktur ki yalnız oğlumu düşüneyim. Bendeki fıtrî olan bu ziyade acımaklık ve şefkat, binler Müslüman evlâdlarının, hattâ masum hayvanların teellümlerine karşı dahi bir rikkat, bir elem, o sırr-ı şefkat ile hissediyordum. Hususî bir hanem yoktur ki fikrimi yalnız ona hasredeyim; belki bu memleket ile ve belki âlem-i İslâmın kıt’asıyla hanem gibi, hamiyet-i İslâmiye noktasında alâkadarım. Ve o iki büyük hanedeki dindaşlarımın elemleriyle müteellim ve firaklarıyla mahzun oluyorum!..” (Lem’alar, s. 252)

Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Said Nur ve Talebeleri” yazısında dediği gibi: “Şimdi Türkiye’de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve Talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırtısı, nutku, alayişi, nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, imanlı, inanlı kalabalığıdır.” (Tarihçe-i Hayat, s. 632)

“...millet ve vatanı sevenler Risale-i Nur’u serbest bıraksınlar ve okusunlar ve okutsunlar.” (Emirdağ Lâhikası 1, s. 25)

Zübeyir Gündüzalp ‘in ifadesiyle: “İmanlı, iradeli, çalışkan ve müspet düşünceli istikamet sahibi bir gençlik mi istiyorsunuz? Risale-i Nur’u okutunuz.” (Bir Dava Adamının Notları 2, s. 9)

Bir zamanlar aleyhinde propagandalar yapılan Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında, bugün burada üniversitede bir program yapabiliyorsak; Elhamdülillah bu gelişmelerin olduğunu daha da olacağının bir göstergesidir. İstikbâle ümitle bakıyor, bu konferanslarımızın her sene yapılıp geleneksel hâle gelmesini Rabbimden niyaz ederim.

“Üstâd Bediüzzaman’ın işidir hikmet.

Dâvâsı, yolu; Allah, Kur’ân ve Sünnet.

Gayesi milletin bulmasıydı selâmet.

Hak uğrunda kimseye etmedi minnet.

Zulme sükûtu görür azîm bir zillet.

Rabbim mekânını eylesin cennet.”

Bir önceki sene olan konferasnta “Önümüzdeki yıl da ilk 3’e girene Kur’ân-ı Kerîm ve Külliyat hediyemizin olacağı bir yarışma düşünüyoruz. Şimdiden bunu da belirtmiş olalım.” denilmişti. Elhamdülillah sponsor olanlar vesilesi ile yarışmamız bu sene de düzenlendi. “Ödüllü Düşünce Yazısı Yarışması”nda ilk 3’e girenlere ödülleri takdim edildi.

(Not: Önümüzdeki yıllarda “Ödüllü Düşünce Yazısı Yarışması” için Kur’ân-ı Kerîm, Risale-i Nur Külliyatı ve Risale-i Nur’dan eserler için sponsor olmak isteyenler ilimvefikirtoplulugu65@gmail.com mail adresimize yazabilirler.)

Ödül takdimi sonrasında da “İslâm Prensipleri Ansiklopedisi’nde Allah”, “Risale-i Nur Okuma ve Anlama Usûlleri” kitapları ile çeşitli İslâmî meselelere dâir broşürler katılımcılara verildi.

Konferansın video kesitleri YouTube kanalı https://youtube.com/@ilimvefikir65?si=QhP2jdj-rAyyZ3iM başta olmak üzere instagram: https://www.instagram.com/ilimvefikir65/, X (eski ismiyle Twitter): https://x.com/ilimvefikir65, Next Sosyal: https://sosyal.teknofest.app/@ilimvefikiir65 hesaplarında da paylaşıldı. Kanal ve sayfalardan takip edebilirsiniz. Bu sene içinde de www.ilimvefikir.com ismiyle İlim ve Fikir Topluluğu’nun sitesinin de açılacağını haber verelim. Cenâb-ı Hak hayırlara vesile eylesin.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.