Valinin sözleri çok şaşırtacak

Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar: İçinde demokrasi olmadan cumhuriyet beş para etmez

Fadime Özkan’ın Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar ile yaptığı röportaj:

 

Halil İbrahim Akpınar, Maraşlı bir demiryolları çalışanının oğlu. Bolu valisi. Bir parçası olduğu bürokrasiyi ‘jakoben’ buluyor, halktan uzak, diye eleştiriyor. Fakir sofrasına oturmayı zengin sofrasına oturmaya yeğliyor. Üniversiteye de 4 yıl inşaatlarda çalıştıktan sonra gidebilmiş. 20 yıldır Türkiye’nin dört bir tarafında. Altınekin, Hilvan, Besni, Kaş ve Kazan Kaymakamlığının ardından 2005’te Ağrı, 2008’de Bolu Valisi. ‘Ben hep böyleydim, doğruları söylemekten hiç çekinmedim’ dese de Türkiye onu Bolu Valisi sıfatıyla yaptığı ‘cesur’ konuşmalarıyla tanıyor. Abant Platformunda ‘Darbecileri yargılayamadık, işkencelerin infazların hesabını soramadık. Sivil bir anayasa yapmalıyız’ dedi diye ‘devletin valisi bu konularda konuşmalı mı’ başlıklı hararetli bir tartışmanın ortasında kaldı. Biz de kalktık, Bolu Beyi’nin şerrinden dağlara sığınıp halkın hakkını arayan Köroğlu’nun diyarı Bolu’ya gittik, valisini tanımaya. Sıra dışı bir bürokrat olduğu kesin. Kafası net, ne söylediğinden, niye söylediğinden emin: ‘46 yaşındayım. Birinci sınıf demokrasi istiyorum, şimdi istiyorum. 70’imden sonra demokrasiyi ne yapayım’.

 

Valiler genelde resmi, mesafeli, bildik konuşmalar yapar ama siz ülkenin dertli olduğu konularda da fikir beyan ediyorsunuz. Türkiye buna pek alışkın değil.

 

Başkaları da konuşuyor ama galiba onlar benim gibi doğrudan konuya dalmıyor. Görev gereği ülkeyi dolaşırken sadece güzellikleri değil yokluğu, sıkıntıları, yanlış uygulamaların çıkardığı sonuçları da görüyoruz. Bunları yok sayıp her şey güzel maaşımız güzel deyip oturmak beni rahatsız ediyor. Üstelik bizim sorunlarımız aşılamaz sorunlar da değil, çözebiliriz.

 

Nedir Türkiye’nin asıl meselesi?

 

Demokrasi standardımız batı Avrupa demokrasi standardında değil. Bunun için AB ile müzakere ediyor, toplum olarak gayret gösteriyoruz. Birinci sınıf demokrasiye sahip olursak herkes kendini bu ülkenin en tabi parçası olarak addeder, ancak böyle bir ülke kalkınır. Dünyanın en kalkınmış ülkeleri, en demokratik ülkeleridir.

 

Zengin olup da demokrasiyle alakası olmayan ülkeler de var?

 

Ama halkı ne kadar mutlu, tartışılır.

 

TEK TİP KIYAFET MUTSUZ EDİYOR

 

Türkiye için başka ne istiyorsunuz?

 

Dili, dini, etnik kökeni, mezhebi, inancı, kıyafeti nedeniyle bir kişi ne horlansın ne yüceltilsin, insanımız, Nazım’ın dediği gibi ‘bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine’ yaşasın istiyorum. Herkesi bir örnek giydirmek, örtmek ya da açmak zorunda değiliz. Farklılıkları kabul ederek mutlu olmak mümkün.

 

Farklılıklar söz konusu olduğunda ülkenin özel şartlarından, Cumhuriyetin niteliklerinden bahsedilir. Siz o sınırlar kaldırılsın mı istiyorsunuz?

 

Ben o sınırları benimseyemiyorum. Belçika Parlamentosunda Türk asıllı Mahinur Özdemir göreve başladı. Başka bir parlamenter hanım da askılı elbise giymişti. Demek ki askılılarla türbanlılar yan yana olabiliyor ve demokrasiye zarar vermiyor! İnsanları ilkokul önlüğü gibi tek kıyafete sokmanın bizi mutlu etmediği de aşikár.

 

Parçası olduğunuz bürokrasiyi de eleştiriyorsunuz. Nesini beğenmiyorsunuz?

 

Halktan uzak olmasını. Bir araştırmaya göre mülki amirlerle hakim savcıların yüzde 99’u fakir ve dar gelirli ailelerden geliyor. Bürokrasi, halkın içinden gelen insanlardan oluşmasına rağmen halka uzak.

 

Bir halk deyimi var; yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmemek, diye.

 

Durum sanki uyuyor tabire. (gülüyor)

 

MEYHANEYİ DE BİLİRİM CAMİYİ DE

 

Sizin durumunuz ne?

 

Babam demiryolu çalışanıydı. Çocukluğumuz zenginlik içinde geçmedi. Köken olarak Türk Hanefi Sünni bir aileden geliyorum. Çalıştığım hiç bir yerde farklı olanı, mesela Alevi ya da Kürt olanı, çarşaf veya mini etek giyeni tehlike görmedim. Sadece camiyi bilenler meyhanedekinden, sadece meyhaneyi bilenler camidekinden korkuyor. Ben iki tarafı da biliyorum, ne meyhaneden korkuyorum ne camiden.

 

Peki, bürokratlarımıza ne oluyor da kendi toplumlarına yabancılaşıyorlar?

 

Üst düzey bürokraside bir rahat, refah, devletin sağladığı imkanlar var. Arabaları lojmanları, yazlıkları kışlıkları, bedavaya yakın fiyatlarla yeme içme kalma mekanları var. Ülkede tam demokrasi, şeffaflık olursa imkanlar böyle devam etmez rahatımız kaçar gibi bir endişeleri olabilir.

 

Abant’ta ‘darbecileri yargılayamadık’ dediniz, takdir de aldınız, eleştiri de.

 

İspanya Başbakanı Zapatero, Honduras’taki darbe için ‘Ülkeyi mağara devrine mi götüreceksiniz’ dedi. Bizde de her darbe demokratik hayatımıza büyük zararlar verdi. Başımızda Demoklesin kılıcı gibi bekleyen kurum ve kurallarıyla, darbecilerin anayasalarıyla yönetildik. O zihniyetten kurtulmamız lazım. Türkiye’nin gitmesi gereken yer mağara devri değil, antik dönem de değil. Hedefimiz AB, orada da darbelere, darbe anayasalarına yer yok.

 

Sivil anayasa AB için mi gerekli?

 

Halkın iradesinin meclise, meclis iradesinin hükümete yansıması; ülkeyi halkın iradesinin yönetmesi için gerekli.

 

CUMHURİYET YIKILSIN DİYEN Mi VAR

 

Valiler cumhuriyete vurgu yapar, siz ise sürekli demokrasi diyorsunuz!

 

Padişahlık gitti cumhuriyet geldi tüm sorunlarımız çözüldü gibi bir yanılgı var. Halbuki demokrasiyi içermeyen cumhuriyet beş para etmiyor. Saddam Irak’ı da cumhuriyetti. Libya da, İran da, K. Kore de cumhuriyet! Demokrasisiz cumhuriyet ne kadar anlamlı, aslında herkes biliyor. Fakat öyle bir şey yutturuluyor ki topluma, sanki cumhuriyet geldi her şeyi düzelttik, bir takım insanlar da bu cumhuriyeti yıkmak istiyorlar. Peki, Abdülhamid’in torununu başımıza padişah dikelim diyen mi var? Yok. Bazılarına göre demokrasiyi içermeyen cumhuriyetten totaliter rejim çıkar.

 

Türkiye’de olan ne?

 

Cumhuriyet hedefteki değermiş gibi gösterilip onun üzerinden birilerini dövmek için kullanılıyor. Ben zaten Türkiye’yi bölmek isteyen Kürdü, Cumhuriyeti yıkmak isteyen Kürt ya da Türkü görmedim.

 

Şeriat gelsin diyenini gördünüz mü?

 

Varsa da belki, çok çok az ve marjinal.

 

Teyakkuz gerektiren bir şey var mı?

 

Cumhuriyet konusunda yok. Alfabemizi değiştirip Arap ya da Uygur alfabesine veya hicri takvime geçelim diyen yoksa cumhuriyeti yıkalım diyen de yok.

 

Demokrasiyi bekleyen tehlike var mı?

 

Var tabi. Çıkıyor işte, ayışığı günışığı, sarıkız karakız. (gülüyor) Ama demokrasi isteyenler daha güçlü ve haklı. Belki biraz uğraştıracaklar bizi ama sonuçta bu ülkeye tam demokrasi hákim olacak. Ümitliyim. 46 yaşımdayım, 70’imden sonra demokrasiyi ne yapayım? Şimdi istiyorum.

 

Cesaretim haklılığımdan

 

Siz AK Parti’nin valisi misiniz, devletin mi?

 

Kanundaki tabirle valiler ‘devletin, hükümetin her bir bakanın ildeki temsilcisidir’. O eskidendi, Cumhuriyetin ilk yıllarında valiler aynı zamanda CHP il başkanıydı. Ben hiçbir partiyi hedef alır veya destekler mahiyette konuşmuyorum. Demokrasiyi savunmak parti yandaşlığı değildir.

 

Bakanlıktan uyarı aldınız mı ya da ‘sayın valim aman ha’ falan diyen oldu mu?

 

Bürokrasiden de partilerden de tebrik aldım. Eleştiren de niye orada konuştun, valiyken niye konuştun diyor ama şu sözün yanlış demiyor.

 

Bir vali kişisel fikirlerini kamu oyunun önünde bu netlikte ifade etmeli mi?

 

Ben bu tarzı seçtim. Eskiden beri böyleyim.

 

Mevzuat nasıl, valiler şunu konuşur bunu konuşamaz gibi bir tanım, sınır var mı?

 

Bilakis demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri yasaklayan kanun maddesi de yok. TCK da, evrensel hukuk da kanunsuz suç ve ceza olmaz, der.

 

Valilerimizi bu konularda beylik laflarla sınırlayıp susturan teamül nasıl oluşmuş peki?

 

Demokrasideki eksiklik nedeniyle oluşmuş. ‘Herkes sussun’ veya ‘ört ki ölem’.

 

Anlamadım.

 

Yani; her ne olursa olsun; görmedim, duymadım, bilmiyorum.

 

Sizin cesaretiniz nereden kaynaklanıyor?

 

Haklılığımdan. Doğru bildiğim şeyi söylediğim için. Hukuk içinde kalarak demokrasiyi ve evrensel hukuku savunuyorum ben.

 

Başka valiler fikir beyan etmediği için daha az demokrat ve daha az cesur mu oluyor?

 

Ben kendimle ilgili kısımları dile getiriyorum. Onların duruşlarına da saygı duyuyorum tabi.

 

Sizin için siyasetçi gibi davranıyor diyorlar!

 

Hayır, siyasetçi gibi davranmıyorum.

 

Nasıl bir terfi sizi şaşırmaz?

 

Ne taltif edilmeyi bekliyorum, ne başka bir şeyi. Felsefem şu: Bugünü yaşıyoruz, yarına garantimiz yok. Şimdi söylemeyeyim, 5 yıl sonra rahat ortamda söylerim demenin anlamı yok. 20 yıl önce de işkence karşıtıydım. O zaman cesaret istiyordu. Şimdi de sivil anayasa istiyorum, darbeciler yargılansın demek zor çünkü 5 yıl sonra bunlar zaten olacak. Ama bunu bugün söylersek olacak.

 

Kenan Evren bar basan kovboy gibi

 

Kenan Evren, Baykal’ın 12 Eylül ile hesaplaşalım sözünden sonra bunu halka sorsunlar ama yargılanmayı beklemeden intihar ederim dedi. Ne dersiniz, blöf mü yapıyor?

 

Kovboy filmlerinde vardır: Kovboyların ileri geleni kasabanın barını basıp ‘İtiraz eden var mı’ diye soruyor. Biri ayağa kalkınca onu vuruyor. Sonra yine soruyor: ‘Başka itirazı olan var mı?’ diye. 12 Eylülde 650 bin kişi göz altına alınmış, işkenceden geçmiş, hemen her aileden biri gitmiş. Sonra da sorulmuş: itirazı olan var mı? Evren’in yargılanması gerekir ama 90 yaşındaki birinin yargılanması değil amaç. Bugün de aynı yola tevessül edenlerin yargılanması, bunun önünün alınması, Türkiye’nin salimen demokratik huzurlu bir ülke olması.

 

Ne Köroğlu’yum ne de Bolu Beyi

 

Siz devletin, yani merkezi gücün temsilcisisiniz fakat sisteme de itirazlarınız var; Bolu beyi misiniz, Köroğlu mu?

 

Bolu beyi de Köroğlu da tarihte kalmış. Ama ben kendimi pazarda köyünden getirdiği iki sepet sebzeyi satmaya çalışan teyzeye, gariban amcaya hep daha yakın hissettim. Zengin sofralarına oturmaktan ziyade köy evinde, yufka ekmek, peynir yemeği önemsedim. Öbürünü yapanları kınamıyorum ama benim duygum bu.

 

Fazıl Say Bolu’ya gelmiş ve siz konserine gitmemişsiniz!

 

O gün Ankara’daydım yoksa niye gitmeyeyim. Say da bu ülkenin bir rengi.

 

Oktay Ekşi konuşmalarınızı eleştirdi?

 

Kendisine gönderdiğim cevabı yayınlamadı. Ben de hafiften bir cevap verdim, sitemde. Ekşi’nin kullandığı birkaç tabir vardı; çıkıntı, somon pehlivanı, gibi. Yakıştıramadım. 77 yaşındaki biri daha kaliteli eleştirebilirdi, çamur atmasına gerek yoktu. Hakaretlerine devam ederse dava ederim.

 

Rejimin bekçisi 71 buçuk milyon insan

 

Sizin devlet tanımız nedir?

 

Devlet ülkedeki 71 buçuk milyon insan ve ülkeye gelip giden herkesin huzurunu mutluluğunu sağlayan onlara hizmet eden, işlerinin yürümesini sağlayacak mekanizmaları oluşturan, hakka hukuka aykırı durum varsa müdahale eden, bunun dışında insanları mümkün olduğunca özgür bırakan bir aygıt olmalı. İnsanları tek tipleştirmeye çalışmayıp olduğu gibi kabul eden, bunu da zenginlik gören bir aygıt olmalı.

 

Devlet babamız mıdır?

 

Herkesin anası babası var, başka babaya gerek yok.

 

Malumunuz, rejimi kim bekleyecek tartışması sürüyor. Rejimin bekçisi kim sizce?

 

Millet. Kanaatimce Türkiye Cumhuriyetinin bekçisi 71 buçuk milyon insan ve bu insanlar bu devlete düşman falan değil. Bu millet bu rejimi beğenmiyorsa, hiç kimse koruyamaz. Ben iyimserim. Rejim başka, toplum başka gibi görür, sürekli bu rejimi bu toplumdan koruma kaygı ve korkusuyla yaşarsak ne idareciler huzur bulabilir, ne de toplum.

 

Bolu il sınırı içindeki Abant’ta yapılan toplantıda konuştuğunuz için Fethullah Gülen cemaatiyle bağlantınız olduğu imaları oldu. Öyle misiniz?

 

Abant toplantısına katılınca böyle bağlantı kuruluyor ama oraya agnostik, ateist ya da gayri Müslimler de katılıyor. Şimdi onlar da mı cemaatten oluyor? Türkiye’de bir yaftalama hep olmuş. Çocukluğumuzda komünistler gelecek tavukların 10 yumurtasından 5’ini, her şeyin yarısını devlet alacak, denirdi. Sonra baktık ki hepsi palavraymış. Sonra bir ara Kürt olmak, bazı dönemlerde dindar olmak tehlike olarak görüldü. Yaftalamak kolaycılık. Bana bazı arkadaşlar, niye orada konuştun, diyor. Ne yapayım yani, okul müsameresinde yahut biçki dikiş sergisinde de konuşulmaz ki böyle şeyler. Başka bir platformda da aynı sözleri söylerdim. Ağrı valisiyken de söylüyordum bunları.

 

Star

Güncel Haberleri