Üzgünken dua etmek zorunda hissetmek imandan mıdır?

Her Müslümanın içinde Allah sevgisi var ama en çok mutluyken hissetmek kötü bir şey mi? Üzgünken dua etmek zorunda hissetmek imandan mıdır?

Bunu bir menkıbe ile izah etmeye gayret edelim.

Bir hak dostuna sormuşlar; “Biz yemek bulduğumuz zaman şükrediyoruz, bulamadığımız zaman sabrediyoruz, siz ne yaparsınız?”

O hak dostu da; “Biz de inşallah bulsak ta bulmasak ta her şeyin Allah’tan olduğunun şuuruyla hep şükrediyoruz!” demiş.

Evet.

Elbette ki biz insanlar hep mutlu olmak isteriz. Yani dünyada maddi olsun manevi olsun sıkıntı, dert çekmeyelim, sağlık problemlerimiz olmasın ve bunu sadece kendimiz için değil başta ailemiz, yakın çevremiz, uzak çevremiz, bütün insanlar ve hatta bütün yaratılmışlar için isteriz.

Ancak adetullah gereği Allah, bizi imtihan ettiği için gerek bizi, gerek etrafımızdaki herkesi halden hale, tavırdan tavıra geçirir ve bu bizlere verdiği her tavırda O’nun istediği şekilde ibadet edip etmediğimizi, kulluk vazifelerimizi yerine getirip getirmediğimize bakar.

Evet, devamlı bir şükür halinde olmalıyız. Ama nefsimiz bazen gaflet edebiliyor. Sıkıntı halinde bu elbette ki daha zordur.

Bunu kolaylaştırmak için her şeyin bizi imtihan etmek amacıyla Allah tarafından olduğunun şuurundan gafil olmamamız gerekmektedir.

Sıkıntılı olmadığımız ve tabiri caizse keyfimizin yerinde olduğu zamanlarda, şükretmekle yetinmemeli, mutlaka o esnada sıkıntısı olan insanlara maddi manevi destek vermeye gayret etmeliyiz. Çünkü bizler unutmayalım ki günahlarımızın hesabını vereceğimiz gibi, muktedir olup yapmadıklarımızın da hesabını vereceğiz, belki bu hesap daha çetin olacabilir.

Sıkıntılı olduğumuz zamanlarda da, sualde de belirtildiği gibi, Allah’a iltica edip dua etmeli ve bizden çok daha fazla sıkıntı çeken insanlar olduğunu bilerek, her zorluktan sonra Allah’ın iki kolaylık vereceğine de iman ederek ve ona tevekkül ederek en azından sabır etmeliyiz, hatta “Buna da şükür!”diyebiliyorsak nurun ala nur! Ve tabi ki o sıkıntının bertarafı için de sebeplere sarılmaktan da imtina etmeyeceğiz.

Elbette bunları yapabilmenin en önemli ön şartı da imanımızı her gün, her an arttırmaktan ve böylece her şeyde Allah’ın esmasının tecellilerini okuyabilmekten geçiyor.

Böyle kavi bir imanımız olduktan sonra Bakara Suresi’nin 155-157 ayetlerindeki aşağıdaki muhtasar mealini hakkıyla fehmetmiş ve gereğini yerine de getirmiş oluruz:

“Sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden bir noksanlık ile imtihan edeceğiz. O halde sabredenleri müjdele! O sabredenler ki, kendilerine bir musibet geldiği zaman: "Muhakkak ki biz, Allah’a aidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!" derler. İşte onlara Rablerinden mağfiretler ve bir rahmet vardır. Hidayete erenler de işte ancak onlardır.”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

İslam Haberleri