Üstad Bediüzzaman’ın Cazibesi

Vehbi KARAKAŞ

Yüce Allah, Üstad Bediüzzaman’a büyük bir cazibe vermiş. O kadar ki, onu tanıyan ondan doymaz, eserlerini okuyan ondan uzak duramaz. Çünkü onda Allah’a ve Sevgili Peygamberimize karşı öyle bir sevda var ki tarif edilmez. Onu cazibeli hale getiren de budur zaten. Yani fevkalade marifeti, muhabbeti, ihlası, salahati, takvası, velayeti, istiğnası, şefkati, şükrü, tefekkürü, namazı, niyazı ve ibadetidir.

Risale-i Nur onun bu özelliklerinin meyvesidir. Bu meyve Allah’ın ona bir ikramıdır. Eserlerindeki derinliği, zenginliği, az sözle çok manalar ifade edişini, kâinatı ve içindekileri bir kitap gibi rahat okumasını bilen birisi olarak söylüyorum: Ulema içinde Bediüzzaman’ın, eserler içinde de Risale-i Nur’un emsali yoktur.

Üstad Bediüzzaman’ın en cazibeli yönlerinden biri de hiç şüphesiz orijinal bir şahsiyet olmasıdır. Derin ve geniş ilmiyle, güçlü hafızasıyla, dirayetiyle, işaretiyle, giyimiyle, kuşamıyla, ibadeti, dua ve niyazıyla, konulara fevkalade vukufiyetiyle, siyasetten uzak durup siyasete yön verme siyasetiyle, İslamî ilimlerin tamamını eserlerinde harmanlamasıyla,  İslamî ilimlerin tamamından asra uygun bir ders, bir özet çıkarmasıyla orijinaldir. Kısaca Bediüzzaman mukallid değil, muhakkiktir, müceddittir, Peygamberimizin en son varisi ve vekil-i hassıdır.

Bana öyle geliyor ki Risale-i Nur, kıyamete kadar okunacak çapta, kuvvette, mahiyette bir eserdir. Onun vakti ve modası geçmeyecektir. Çünkü o kuvvetini Kur’an’dan almış ve Kur’an’ın eskimezlik sırrına mazhar olmuştur.

İlahiyatçı olmayan öğretim elemanlarının dersine davet edilmiştim. Asistanlardan tutun, profesörlere varıncaya kadar çok öğretim elemanı vardı derste. Dersimizin ve seminerimizin konusu on birinci sözdü. On birinci söz muhteşem mi muhteşem, mükemmel mi mükemmeldi. Bediüzzaman’ı Bediüzzaman yapan hiçbir şey olmasaydı, bu söz onu Bediüzzaman yapmak için yeterdi. Çok şerh ve izaha muhtaç bir sözdü. Her kelimesinde ve her satırında adeta makaleler saklıydı. Söze baktım, oradaki ilahiyatçı olmayan öğretim elemanlarına ve onlardaki teslimiyete baktım, hayretimi saklayamadım. Dersin ortasında bir ara cümlesi gibi şunu söyledim:

Arkadaşlar! İki şey beni şaşırtmaktadır:

1-İlahiyatçı ve din adamı olmayan birçok öğretim üyelerinin ve büyük halk katmanlarının temelde ilahiyat kültürüne sahip olmadıkları ve alt yapıları müsait olmadığı halde Bediüzzaman’ın bu ilmî eserlerine muhatap ve meftun olmaları, büyük bir teslimiyetle onun eserlerini okumaları!  Bin barekallah bu teslimiyet içinde olanlara ve onu okuyup anlamada payına düşeni alanlara.

2-İlahiyatçı ve din adamı olan birçok öğretim elemanının alt yapıları müsait olduğu halde Bediüzzaman’ın bu harikalar harikası ilmî eserlerine muhatap olmamaları ve müsteğni durmaları.

Bediüzzaman, Allah’a imanı öyle anlatır ki, insan her yerden, her noktadan, her zerreden, her varlıktan Allah seslerini işitir. Allah’ın rahmetinin,hikmetinin, kudretinin izlerini, imzalarını, tecellilerini görür. Esma-i Hüsna’sının cilvelerini seyreder.

“Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam (son derece düzenli) şu memleket hâkimsiz olur?” der.

Yani demek ister ki: Bir iğne ustasız olmazken, üç harfli bir “kuş” kelimesi,beş harfli bir “insan” kelimesi kendi kendine yazılamazken kuşun ve insanın bizzat kendisi nasıl kendi kendine yapılır ve yaratılır? Ve şu insan nasıl başıboş bir varlıktır, denilir?

Bir cümle ile Allah’ın varlığını bu kadar kolay isbat ederken, “Bir köyde iki muhtar olmaz.” şeklindeki çok kısa bir cümle ile de Allah’ın birliğini isbat eder. Allah bir olur, iki olmaz. İki olursa işler karışır, hiçbir şey olmaz, demeye getirir. Ki yüzde yüz doğru olan da budur.

Haşri öyle anlatır ki, 2 kere 2nin dört ettiğine itiraz edemeyen, öldükten sonra dirilişin varlığına da itiraz edemez. Bu konu da sadece bir cümle söyleyeceğim, lütfen dikkat buyurun:“Daimî bir cemâl sahibi, dâima hüsün ve cemâlini görmek ve göstermek ister. Bu ise âhiretin vücudunu ister. Çünkü daimî bir cemâl, zâil ve muvakkat bir müştaka râzı olmaz, onun da devamını ister. Bu da âhireti ister.”

İbn-i Sina’nın “Akılla izah edilmez” dediği haşri, Bediüzzaman işte bu bir iki cümle ile izah ve isbat etti.

Bediüzzaman bir konuyu anlatırken leff ü neşr kaidesini uygular. Yani konuşacaklarını önce bir cümlede toplar, bir formül verir, sonra onu açar. Yukardaki cümle leffdir, yani haşrin özet bir izahı. Haşir Risalesi de neşrdir, yani yukardaki cümlenin açılımı ve geniş isbatıdır.

Cemali ve kemali hiç eksilmeden devam eden Allah’dır. Onun bu devam eden cemaline ve kemaline hayran olma, özlem duyma, takdir edebilme kabiliyeti de insana verilmiştir. İnsan ölüp bir daha dirilmeyecek olsaydı, Allah’ın bu devam eden cemalini ve kemalini kim takdir edecekti?

Allah’ın cemali (güzelliği) ve kemali ebedidir. Onun bu ebedî güzelliğini takdir edenlerin de ebedî olması gerekir. Neden? Nedenini yine ondan bir cümle ile izah edelim: “Zira bekası olmayan ve ölüme mahkûm olan bir takdir edicinin nazarında, cemalin ve kemalin kıymeti sukût eder.” Hiç olur.

Sevgilisi için: “Güzelliğin on par etmez, şu bendeki aşk olmazsa.”diyor Veysel.

Bu sözü hakaret olarak değil, bir gerçeğin tesbiti olarak ele almak lazım. Biz de bu tesbitten dolayı diyoruz ki: Allah olsa, Allah’ın ebedî kemal ve cemali de olsa ama, onu ebediyyen takdir edecek bir varlık olmazsa, bu cemal ve kemalin bir anlamı kalır mı? Allah Teala’nın ebedî cemal ve kemali, hem ebedî hayatın varlığını, hem de insanın ve takdir edenlerinin ebedî olmasını gerektirmektedir.

Üstad Bediüzzaman, Peygamberimizi öyle anlatır ki, tadına doyamazsınız. Peygamberimizi “Kâinatın Ruhu” gösterir. Ruhsuz beden ne ise, Peygambersiz kâinat da odur, demeye getirir. 6000 sayfalık külliyetı içinde nerdeyse Peygamberimizi hayranlık uyandıracak derecede dikkatlere sunmadığı, sayfası ve konusu yoktur. Bir makalemizde bu konuyu işlemiştik. İnşaallah başka bir makalede de yine bu konuyu ele alacağız.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.