Eylül 1992’de, dönemin Britanya Dışişleri Bakanı Douglas Hurd, Mogadişu’yu ziyaret etmişti. Görevi ondan teslim alacak olan meslektaşlarından birinin, bir daha bu topraklara yirmi yıl boyunca ayak basmayacağı aklına bile gelmemiştir. Hurd’ün ziyaretinden kısa süre sonra Britanya’nın büyükelçiliği kapatılmış ve Somali, o zamandan beri ülkeyi yiyip bitiren acı ve şiddet girdabının daha da derinliklerine sürüklenmiştir. Bugün tekrar ayakları üzerinde durmaya çalışan bu ülke, dünyanın en zorda olan ülkesi konumundadır.
Bu hafta Somali’nin başkenti Mogadişu’yu ziyaret ettim. Mogadişu, yakın tarihe kadar halkının ‘yaşamak’ olarak değil, ancak ‘hayatta kalmak’ olarak adlandırılacak biçimde varlığını sürdürdüğü bir şehirdi. Belediye başkanının da bana söylediği üzere 20 yaşındaki bir Somalili, savaş ve şiddet dışında hiçbir şey görmedi. Havalimanından şehir merkezine giderken kullandığımız yol metruk ve kurşunlarla delik deşik olmuş, eskiden birilerinin yuvası olan evlerle ve yine eskiden bir yerlere ulaşırken şimdi çatışmalarla yıpranmış dönemeçlerle doluydu.
Suç ve terör için cennet
Bu 20 yıllık süre zarfında, ortalama nüfusu 9 milyon olan ülkede 1 milyon insan hayatını kaybetti. Ülkede, kelimenin tam anlamıyla açlıktan ölmemek için, yemek yardımına muhtaç durumdaki insan sayısı ise Edinburgh, Manchester, Sheffield, Leeds ve Liverpool’un toplam nüfusundan çok daha fazla. Bugün Somali’de doğmuş olsaydınız, ancak 48 yaşına kadar yaşama beklentiniz olabilirdi ki bu, Britanya’da insanlar için 1880’lerde belirlenen yaşama oranıydı. Somali’nin büyük bölümü, aşırılıkçılar ve militanların kontrolü altında. Birçok insan, adalet ve insan haklarından faydalanamıyor ve Somali, dünyanın en korkunç suç ve terör olaylarından bazıları için bir cennet haline geldi. Korsanlık canlandı ve masum Britanyalı tatilciler, aralarında Kenya ve Seyşeller’in de bulunduğu komşu ülkelerde ve çevre sularda korsanların eline geçti.
Ziyaretim sırasında Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmed, Somali sivil toplum üyeleri ve Mogadişu Belediye Başkanı Muhammed Nur ile görüşme imkânı buldum. Bu yetkililerin, çeşitli konulardaki fikirlerini ve dünya görüşlerini öğrenmek istedim. Dirayetlerinden ve barışla bir nebze de olsa normalliği tatmak için yola devam etme konusundaki istekliliklerinden çok etkilendim.
Hem bizim ziyaretimiz hem de Uluslararası Kalkınmadan Sorumlu Bakanımız Andrew Mitchell’ın geçen hafta Somali’nin diğer bölgelerine yaptığı seyahat, büyük heyecanla karşılandı. Britanya’nın Somali’ye yeni atanan büyükelçisi de ziyaretimde bana eşlik etti ve yerel koşullar izin verir vermez Mogadişu’daki elçiliğimizi yeniden açma sözü verdim. Şu anda bunun için aktif hazırlıklar yapmaktayız.
Yeni bir siyasi süreç
Somali’den ayrılırken, ülkenin düşüşünü engellemek için elimizden gelenin en iyisini yapmak gibi bir sorumluluk taşıdığımız bilincini, her zamankinden daha net biçimde hissettim. Bu ülkenin halkı, daha iyi bir geleceği hak ediyor ve bizim güvenliğimiz için de ülkelerinin daha istikrarlı olması gerekiyor.
Üç hafta içerisinde Britanya, Londra’da bir Somali konferansına ev sahipliği yapacak. Bu konferans, bugün Somali’nin içinde bulunduğu kötü durumu tersine döndürmek için uluslararası ve Somali halkına ait yeni bir strateji konusunda anlaşmak üzere 50 ülkeyi ve örgütü bir araya getirecek.
Bu girişim için şu anın doğru zaman olduğunu gösteren iki neden var:
İlk olarak Somali’deki Afrika Birliği askerleri, şehri direnişçilerin kontrolünden kurtarmak için Mogadişu’nun neredeyse tamamıyla boğuşarak bazı önemli ilerlemeler kaydetti ve güvenlik alanında başka kazanımlar sağladı.
İkinci olarak ise Somali’nin Geçici Federal Hükümeti’nin yetkileri ağustos ayında bitmiş olacak. Bu, tüm Somalilileri kucaklayacak ve merkezden atanan daha güçlü ve daha fazla temsil özelliğine sahip hükümetin yanı sıra bölgesel yönetişime desteğin daha çok vurgulanacağı yeni ve daha geniş kapsamlı bir siyasi süreç başlatmak için iyi bir fırsat sağlıyor.
Bu fırsat hissi, görüştüğüm ve Britanya’nın katılımını olumlu karşılayan Somalili liderlerin ve vatandaşların ortak hissiydi.
Londra Konferansı, Somali’nin bölgelerine yardım sağlanması, Afrika Birliği askerlerinin finansmanı, korsanlık ve terörle mücadelede daha etkin düzenlemeler yapılması ve insani yardım çalışmalarında eşgüdümün arttırılması gibi alanların yanı sıra yeni bir siyasi süreci desteklemek için gereken uygulama adımlarını kararlaştırmayı amaçlayacak. Bu konferans, önceki konferanslardan farklı olacak çünkü sadece kendi güvenliğimizi değil, Somali halkının da ihtiyaçlarını ön plana alacak ve sadece semptomlar üzerinde odaklanmak yerine, çatışmanın temel nedenlerini ele almaya çalışacak.
Tek konferansta çözülmez
Somali’nin sorunları, sıradışı biçimde karmaşık ve tehlikeli ve sadece tek bir konferansta çözülebilecek sorunlar değil. Somali, pek çok yürekli yardım çalışanı, diplomat, yardım kuruluşu ve şahsın da desteğiyle, bu sınamalarla yıllardır mücadele etmekte. Diğer 15 milletin gemileriyle birlikte, Kraliyet Ordusu’na ait deniz taşıtları korsanlıkla mücadeleyi sürdürüyor. Ülkeye büyük boyutlarda uluslararası yardımlar yapıldı, fakat bu tür çalışmalarda ancak önerdiğimiz gibi eşgüdümlü bir yaklaşım, çözümleri uzun vadeli ve gerçekten etkin kılabilecektir.
Somali, çok daha büyük bir sorunun parçası aslında. Uluslararası camianın, çatışmaların önlenmesi ve zayıf devletlerin desteklenmesi konusunda daha etkili olması gerekiyor. Bu, Britanya dış politikasında bugün en çok vurgulanan noktalardan biri. Ulusal Güvenlik Konseyimiz aracılığıyla dış politikayı, geçmişte olduğundan daha etkili biçimde taşıyabilmesi için kendi ulusal kaynaklarımızı seferber etmekle kalmıyor, aynı zamanda uluslararası camiadan da bir bütün olarak daha iyi eşgüdüm bekliyoruz. Somali, diğer tüm vakalardan daha zorlu bir vaka olabilir, fakat dünya üzerinde barışa ve güvenliğe yatırıma, Somali’den daha fazla ihtiyaç duyan ya da uluslararası çabaları bu kadar hak eden pek fazla ülke yok.
Diplomatik zamanımızı ve çabalarımızı bugün Somali’ye adayarak, önümüzdeki yıllar için kendi güvenliğimize ve refahımıza yatırım yapmış oluyoruz. Bu konuda Britanya, sadece Londra Konferansı’yla değil, önümüzdeki yıllarda da üzerine düşeni yapmaya kararlı.
Radikal