Uras, Yeni Asya'da yayınlanan röportajında Bediüzzaman Said Nursi'nin bazı eserlerini okuduğunu da hatırlattı. Röportajın ilgili bölümü şöyle:
ONUN EN TEMEL ÖZELLİĞİ ŞİDDETİ REDDETMESİ
Bediüzzaman Said Nursî’yi ne kadar tanıyorsunuz? Onun Türkiye’de ifa ettiği rol neydi sizce?
Bediüzzaman eserlerinde bir çok konuyu ele alırken onun en temel özelliği şiddeti reddetmesi. Yani bir insanın ancak gönlünü kazanarak, köprüleri yıkarak değil, gönül köprüleri kurararak iletişim kurmayı esas alması önemli. Bu başlık bile başlıbaşına kıymet arzediyor.
Bediüzzaman’ın kavmiyetçiliğe karşı olması, din ve bilim köprülerini buluşturması da yani geleneksel olanla modern olanı hemhal etmesi de çok kıymetli.
EN SON SÖZLER KİTABI’NI BİR KERE DAHA OKUDUM
Eserlerini okuma imkânınız oldu mu? Olduysa sizi en çok etkileyen mesajı hangisi?
En son Sözler Kitabı’nı -evimde vardı- bir kere daha okudum. İtiraf etmem gerekir ki, doktora derslerinde Osmanlıca dersi almama rağmen dil ağır ve ağdalı geliyor. Ama tabiî ki benim için önemli. Çünkü “Bir cümlede nasıl özetlersiniz?” derseniz, dinin verili kabulleriyle bilimsel dünyanın kabullerini buluşturan, bağdaştıran bir insan Said Nursî. İnanç alanıyla bilim alanının asla bağdaşmayacağı gibi pozitivist kabulleri sarsması açısından önemli.
SEKÜLERLER HARARİ, EİNSTEİN OLUNCA KULAĞINI AÇIYOR, BEDİÜZZAMAN OLUNCA GÖRMEZLİKTEN GELİYOR
Türkiye’de şöyle bir bakış açısı var. Bir teziniz var. O tezinizle uygun olmayan bir görüş ileri sürüldüğü zaman onu görmezlikten gelince ortadan kalkmış olmuyor. Meselâ bugünün popüler bilim dünyasında Harari’yi, Einstein’i ve benzerlerini düşünün. Bunlar kitaplarında inanç alanıyla bilim alanının zaten nasıl bağdaştığını, bir zıtlık oluşturmadığını anlatıyorlar. Ama adı Harari, Einstein olunca bizim seküler dünyada herkes kulağını açıyor. Başka bir alandan, başka bir inanç dünyasından gelince, Bediüzzaman Said Nursi gibi inanç dünyasından bir isimden gelince bunu görmezlikten geliyor. Ama siz görmezlikten gelince o ortadan kalkmıyor.
Benim temel kabullerimden bir tanesi, hayatta bilmediklerimizin her zaman bildiklerimizden daha çok olduğudur. Dolayısıyla “Benim bildiklerim bilmediklerimden daha fazla ya da bildiklerim yeterli” dediğinizde aslında siz bir dogmatik alan içinde sınırlı kalıyorsunuz. Dogmatizm bildiğine tutsak olmaktır.
Çünkü ne yaparsak yapalım bu kesintisiz bir süreç. Benim de komşularım ve arkadaşlarım arasında, Nur camiasından epey insan var, dostum var. Oradan biliyorum bu sonsuz arayışın kıymetini.
DİNÎ BÜTÜN BİR AİLEDEN GELİYORUM
Zaten dinî bütün bir aileden geliyorum. Annem, babam hacıdır. Öyle bir aileden geldiğim için benim açımdan Japon turist gibi olma durumu yok. Ama tabiî ki biz de, kendi adıma söyleyeyim, tekamül ediyoruz. Ben de lise dönemlerinde daha reddiyeci bir perspektif içinde bakıyordum. Belli bir süre sonra inanç alanıyla bilim alanının birbirini tamamladığını görüyoruz.
Daha orta yaş döneminde siyasal İslâm, vs. gibi kategorilerle bakıyordum. Sonra bunun da pozitivist kabullerin içerisinde toptancı bir açıklama olması nedeniyle yetersiz kaldığını gördüm. Her şeyi açıklayan bir anlatı aslında hiçbir şeyi açıklayamıyor!