Türkçe konuşan peygamber gelecek mi?

Araplar anlayabilsinler diye Arapça Kur'an indirilmiş, ama biz Arapça’dan anlamıyoruz, bize de Türkçe Kur'an indirilmeli değil mi

Risale Haber-Zaman zaman birbirinden ilginç sorular ortaya atılabilmektedir. Sorular ne kadar gerekli ise cevapların tatmin edilebilirliği de o kadar gerekli. Sorularla İslamiyet'te yer alan bir soruyu ve cevabı sizlerle paylaşıyoruz.

Soru:
Allah, "Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kuran kıldık” (Zuhruf Suresi, 2-3) ya da “Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kuran olarak indirdik” (Yusuf Suresi, 2) diye konuşmuştur... Kur’an’ı, Arapların anlayabilmeleri için Arapça bir kitap olarak indirdiğini bildirmiş. Araplar anlayabilsinler diye Arapça Kur'an indirilmiş, ama biz Arapça’dan anlamıyoruz, bizim de anlayabilmemiz için o zaman apaçık bir Türkçe Kur'an indirilmeli değil midir?

Cevap:
Konuyla ilgili bu ve benzeri ayetleri, “Biz her peygamberi, kendi kavminin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın”(İbrahim, 14/4) mealindeki ayet çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

Konu, vahiy dilinin gönderilen peygamberin diliyle aynı olması durumundan kaynaklanıyor. O halde soruda yer alan “bizim de anlayabilmemiz için o zaman apaçık bir Türkçe kuran indirilmeli değil midir?” sorusu yerine, “bizim de anlayabilmemiz için o zaman apaçık Türkçe konuşan bir Peygamber gönderilmeli değil midir?” şeklinde olmalıdır. Çünkü, Arapça konuşan ve Türkçe’yi hiç bilmeyen bir peygambere Türkçe bir kitap verilmesinin hiçbir mantığı yoktur.

O halde mertçe “Allah niçin Türklerden de bir peygamber göndermedi?” diye bir soru yöneltmek daha doğru olur. Bunun cevabı çok açık ve çok basittir:

Allah, daha önce aynı asırda değişik milletlere onların içinden kendi dillerini konuşan değişik peygamberler göndermiştir. “Kendilerine uyarıcı bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur”(Fatır, 35/24) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir. Fakat, insanlık, iletişim, bilgi, görgü seviyesi bakımından eskiye göre çok daha mesafe katettiği bir çağda ilahî hikmet, bütün insanlığa tek bir Peygamber, tek bir Kur'an göndermeyi uygun görmüştür. Bu Kur'an da kıyamete kadar insanlığın dünya ve ahiret mutluluğunu netice veren prensipler, hükümler ve hikmetlerle donatılmıştır. Dünyamızın gittikçe bir şehir, insanların da bir şehrin insanları hükmüne geleceğini bilen Allah, onların hepsini aynı kitabın etrafında birleştirmeyi uygun bulmuştur.

Bununla beraber, eğer Türkler Allah'tan ayrı bir peygamber talep etme hakkına sahip ise, dünyadaki yetmiş iki millet de aynı hakka sahiptir. Bu takdirde yetmiş iki millete yetmiş iki peygamber ve yetmiş iki kitap göndermek gerekirdi. Aslında onların her birisinin dilinde bir kitap gelse bile, ruhları kararmış olanlar bununla da yetinmezler, her biri ayrı sahifeler ister. Nitekim aynı kafadarlar Arap oldukları halde, -kendi dilleriyle gelen- Kur'an’la yetinmemiş, her biri kedisine özel bir kitabın gelmesini istemiş, yani herkes peygamber olmaya aday olmuştur. “Bu beyler, bu öğütle/Kur'anla yetinmeyip üstelik her biri kendisine mahsus özel bir kitap, özel bir ferman ister”(Müdessir, 74/52) mealindeki ayette bu kendini bilmez adamların anarşist ruhlarının portresi gözler önüne serilmiştir.

Allah'ın hikmetinin pergeli, insanların heva ve heveslerine göre dönmez. “Resulüm! Biz seni bütün insanlığa -rahmetimizin- müjdecisi ve -azabımızın- uyarıcısı olarak gönderdik. Lakin insanların ekserisi bunu bilmezler. ”(Sebe', 34/28) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah, Hz. Adem'in çocukları olan insanları en son peygamberle aynı vahyin çatısı altında -tevhidin bir simgesi olarak- bir araya getirmeyi ön görmüştür. Ne yazık ki insanların çoğu bu hikmeti bilmez.
 

İslam Haberleri