Ali Akkuş'un yazısı
TÜBİTAK, 'Cinayet günü bozuktu' denen Danıştay kameralarının aslında bozuk olmadığını; görüntülerin geri gelmeyecek şekilde silindiğini ortaya çıkardı. Bu işlemin 'bilinçli olarak' yapıldığını tespit etti. Ahmet Altan'ın ifadesiyle bu gerçek, Ergenekon örgütünün deşifresi konusunda Ümraniye'de bulunan el bombalarından 'daha büyük balık.'
Bugüne kadar soruşturmalara mesafeli duran birçok isim, ortaya çıkan gerçek karşısında şok olmuş durumda. Eski Danıştay Başkanı Nuri Alan, "Dışarıdan bakınca bir organizasyonu düşündürüyor." diyor ve ayrıntılı bilgi konusunda dönemin Başkanı Sumru Çörtoğlu'nu adres gösteriyor. Ama o dönemin ilgilileri derin bir sessizlik içinde. İlginçtir aynı sessizlik cinayetten rejim krizi çıkaran gazetelerde de var. Resmi raporla ortaya çıkan gerçeği 'tek satıra' sığdıran bazıları 4'üncü günde tavır değiştirmişe benziyor. Danıştay cinayetinden haber veriyormuş gibi yapıp, yalanlanmış bilgileri gündeme yeniden taşıyorlar. Neymiş, Alparslan Arslan'a Akit gazetesinin Danıştay manşetini veren isim Fethullah Gülen'in yeğeni Kemalettin Gülen'miş. Arslan cinayetten 6 gün önce biriyle görüşmüş. Bu kişi cinayetin hemen sonrasında Avukat Gülen'i aramış. Aynı iddialar Eylül 2006'da gündeme gelmişti. O gün, Fethullah Gülen'in avukatları, ilgili kişinin yeğeni olmadığını belirterek şu açıklamayı yapmışlardı: "Haberde ileri sürülen iddianın doğru olup olmadığını hukuk ortaya çıkaracaktır. Bununla birlikte, kim olursa olsun hal ve hareketlerinden müvekkilimin sorumlu tutulamayacağı evrensel hukuk kurallarının bir gereğidir. Aksi söz konusu olsaydı, suç işleyen kişinin sadece kendisi değil, bütün akrabalarının ve dostlarının cezalandırılması gerekirdi.'' Silivri'deki duruşmayı sanık avukatları üzerinden izleyen gazeteci bunu görmüyor tabii.
Gerçeğin ortaya çıkmasında katilin telefon görüşmeleri çok önemli. Sonuna kadar soruşturulmalı. Fakat kimse karartma ve sulandırma yapmamalı. Alpaslan Arslan'ın Muzaffer Tekin ile cinayetten önce 30'dan fazla telefon görüşmesi var. Tekin, soruşturma sürecinde 'kilit isim' olarak gündeme geldi. Son olarak İzmir'de yakalanan ve İbrahim Şahin'le ilişkili kişilerle aynı masa etrafında fotoğrafları yayınlandı. Haberi manşet yapan Milliyet gazetesine itiraz eden Muzaffer Tekin, "Aynı masada bulunmak suç mu? Benim Aydın Doğan'la da fotoğrafım var." deyince birçok gazeteci 'nasıl?' sorusunu yöneltti. Tekin, fotoğrafın düğünde çekildiğini söyledi ama şimdilik kamuoyuna göstermedi. Bu fotoğrafın yanına Doğan'ın itiraz ettiği bilgileri yazmak incitici olmaz mı?
Ergenekon soruşturmasına Hürriyet'in dünkü haber mantığı ile bakılacak olursa, çok isim zan altında kalır. Sevil Atasoy ile Ümit Sayın arasındaki msn yazışmaları mesela. Ertuğrul Özkök'ün "ŞATO"ya gittikten sonra Sevil Atasoy'a yazarlık teklif ettiğini Ümit Sayın uzun uzun anlatıyor. Ergenekon Operasyonu'nda tutuklanan Türk Ortodoks Kilisesi Sözcüsü Sevgi Erenerol'un Hürriyet gazetesine yaptırdığı haberler de dinlemeye takılmıştı. Bu iddialar, kamuoyundaki 'Hürriyet' markasını epey yıpratmıştı. TÜBİTAK raporunu görmeyip, 4 yıl önce yalanlanmış bilgilerden haber derlemek yakışmıyor.
Zaman