Topyekûn bir eğitim reformunun felsefi alt yapısı nasıl olmalı?

Halim ULAŞ

Sayın Cumhurbaşkanımızın 19 Ekim tarihli konuşması, eğitimle ilgili herkeste büyük bir heyecan uyandırdı. İlk cümlesinden son kelimesine kadar özenle hazırlanmış bu konuşma aslında bir milletin feryadı idi. Evet, Ak Pakrti hükümeti döneminde birçok alanda muhteşem değişim ve dönüşümlere imza atılmış, ancak eğitim politikaları maalesef hiçbir zaman aynı oranda parlak olmamıştı.

İlk kez en yetkili ağızdan dile getirilen ve bir anlamda öz eleştiri mahiyetinde olan bu gerçekler hakkında ilim, irfan sahibi kişilerin oturup kısa, orta ve uzun vadede politikalar ürütmesi ve bunların derhal hayata geçirilmesi, mevcut kazanımların varlık ve devamı için zaruri bir ihtiyaç halini almıştır. Zira son kale aile artık su almakta ve gençlik bir uçurumun eşiğine gelmektedir.

Bu bağlamda;     

1-Batı dünyası ilim ve fende kabul edilir derecede ileri gitmiştir. Bu ilhamı, bizden aldığı da ayrı bir gerçektir. Fakat batı dünyasının bireysel haz odaklı siyaseti, dünyayı 5’ten küçük görme olarak ifade edilen ve kendileri hariç tüm dünya insanlığını felakete götüren bir neticeyi ortaya çıkarmıştır. 

Bu vesile ile, aklın ışığının fen ilimleri olduğu kadar vicdanın ziyasının da dinî ilim ve hakikatleri olduğu gerçeğine uygun bir ilim, irfan ve medeniyet tesisini etmek, özelde ülkemiz, genelde tüm insanlığın saadeti için kaçınılmaz bir hal almıştır.

2-Fütüvvet neslini, sera ya da laboratuvar ortamında yetiştirmek, sosyolojik gerçeklere zıttır. Bu sebeple bu neslin gelişip payidar olması için evvel şart, uygun bir zemin ve doğru rol-model/ rehber kişilerdir. Öncelikle bu vasatı hazırlamak ve rol-model öğretmenleri yetiştirmek fevkalade önem arz etmektedir. 

Bu açıdan, okullarımız yeniden tasarlanmalı ve öğretmen yetiştirme politikamız tekrar gözden geçirilmelidir. Her şeyden önce öğretmen veya daha doğru bir tanımlama ve konumlama ile muallime yeni bir medeniyet inşaa edecek, maddi-manevi donanım, heyecan ve motivasyon verilmelidir. (Yusuf Kaplan hocanın Medeniyyet Tasavvuru Okulu örneğinde olduğu gibi.) 
Bunu yapacak insan kaynağımız mevcuttur. Yeter ki akıl ve yüreğini ortaya koyacak yerli, milli Anadolu İrfanı sahipleri bir araya getirilsin…

3-Aklı medeniyet fenleriyle aydın, vicdanı mutlak hakikatle münevver muallimler, öğretmenler yetiştikten sonra ikinci merhale veya eşgüdümlü merhale, ders kitaplarını pozitivist, determinist, ateist, seküler bakış açısından kurtarıp, eserden müessire, sanattan sanatkâra ulaştıracak, yaratılanı yaratandan ötürü sevecek gerçek anlamda evrensel bakış açısına yükseltmektir. Fikrî iktidar da, hakiki muktedirlik de ancak bunun gerçekleşmesi ile mümkündür. Yoksa davul bizim boynumuzda tokmak ecnebinin elinde maskara olmaktan kurtulamayacağız.

4-Bir sonraki aşama, eğitim modeli ve müfredatla ilgilidir. 

İlgi, merak, keşif, özerklik… temelinde olmayan hiçbir eğitim/öğretim kalıcı hedeflerine ulaşamaz. Atalarımız merak ilmin hocasıdır, der. Merak yoksa öğrenme yoktur. Merak eden öğretmenler ancak meraklı dolayısıyla, tecrübe eden, deneyen, öğrenen öğrenciler yetiştirebilir. 

Sistem, rekabete dayalı, kapitalist vahşetin eğitim öğretimi kuşatmasından kurtarılıp, sükunetle, yüksek farkındalıkla, hedeflerine odaklanan, ilgi duyan, merak eden, işbirliğine dayalı yüksek insani seciyeleri netice verecek şekilde yeniden planlanmalıdır.

5-Eğitim, olay, kişi ve durumlara verdiğimiz tepkilerden ibarettir sözünü, ser levha yaparak, tüm bilişsel-zihinsel süreçler üzerindeki etkin ikna/öğrenme faaliyetlerinin davranışa dönüşmesi sonucunda kalıcı karakteristik davranışlar elde edebileceğimiz prensibi asla unutmamalıdır.

6-Özellikle, okul öncesi ve erken çocukluğun, kişilik ve kimlik oluşumunun önemli ölçüde geliştiği bir süreç olması bakımından bu dönemin vicdan, karakter ve değer eğitimi açısından çok iyi değerlendirilmesi, doğru yöntem ve uygulamalarla yani fıtrat ve Anadolu pedagojisi ile sağlam temellerin atılması hayati önem arz etmektedir. Zira bir birey küçüklüğünde kuvvetli bir vicdan ve fıtrat eğitimi almazsa insani seciye ve değer açısından ilerleyen zamanlarda bu becerileri kazanması aşırı derecede zorlaşır.

7-Sonuç olarak, hem mazlum milletlerin hem de âlem-i İslam’ın umudu olan Türkiye, tarihi misyonu gereği olarak savunmadan sağlık alanına yaptığı atılım ve gelişmeleri eğitim alanında da gerçekleştirip kültürel kapitülasyonlardan kurtulmalı, Ayasofya ile kırılan zincirleri ciddi bir kazanım bilerek milletler muvazenesinde hak ettiği şerefli konumu tekrar ele geçirmelidir.

"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada İslamiyet'in olacaktır."

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (7)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.