Tarihçe-i Hayat eksik mi?-2

Abdurrahman İRAZ

Üç gün önce çıkan yazımın başlığını  TARİHÇE-İ HAYAT EKSİK Mİ? Diye atmıştım yazıyı yazmaya başlamıştımki, laptop’un tuşları ile hissiyat bir olup iradem dışında yazının seyrini değiştirmiş ve dünyadaki iman ve Kur’an hizmetini yani hiç bir şeyi ona perde ve setre yapmadan mücerred olarak Risale-i nur hizmetini hakkıyla ifa eden ve kendi ifadeleri ile “en büyük zevkimiz Risale-i nur okumaktır. Bu zevkin tadı ve neticesi ise bir gayri müslimin şehadet getirmesidir ki bunu hemen hemen her gün tadıyoruz. Haza mın fazlı rabbi” diyen adanmış ruhları, vakıfları, vâkıfları yazmıştım. Oysa ilk iki paragrafta maksadımın girişini bile yapmıştım ama iradem dışında gönülden başka kelimeler dökülmüştü. Eğer o yazının ilk iki paragrafını size hatırlatıp yazmaya başlamasam yine vakıfları yazmaya devam edeceğim zira fakirin en zayıf tarafı vakıflar. Onları hatırlayınca hele Risale-i nurun fetih ordusunun komutanları olmuş Azeri vakıflar… hepinizi yüreğimin size açık aguşu ile kucaklıyorum…

“’Tarihçe-i Hayat’ demek bir insanın sergüzeşti hayatı demek yani biyoğrafi demek. Yani bir insanın doğumundan vefatına kadar olan hadisat-ı hayatiyesinin derci demek. Fakat Üstadımızın Tarihçe-i Hayatına baktığımız zaman, görüyoruz ki doğumundan başlıyor kronolojik olarak mübarek hayatının bütün safhalarını anlatıyor. Sonuna doğru geldiğimizde “Üstadın Barla’ya gidişi” diyor. Bir kaç mektuptan sonra “RİSALE-İ NUR VE HARİÇ MEMLEKETLER” diye bir başlık açılıyor.
 
Oysa böyle muazzam bir Üstadın muazzam tarihçesinin sonlarında artık Urfa’ya nasıl gittiği ve Urfa’daki bir kaç günlük ömrü, sonra da rahmeti rahmana vuslatı anlatılması beklenirdi. Fakat öyle değil. Bu hususu uzun zamandır düşünüyordum lakin cehaletim ortaya çıkmasın diye kimseye de bir şey söyleyemiyordum. Yıllardır kafamdaki bu sorunun cevabını önceki gece dünya vakıflar okuma proğramında Asya pasifik bölgesindeki hizmetlerin önemli bir rüknü olan Muhammed Rıza Dalkılıç’tan aldım.”

Evet bugün yazmayı düşündüğüm konu Tarihçe-i Hayatın sonu neden Üstadın hayatı ile devam etmeyip “Risale-i nur hariç memleketlerde” diye devam etmektedir gerçi bir önceki yazının altına yazdığı değerli yorumlarıyla yıllarca Zübeyir ağabeyle yaşamış daha sonra Ankarada yine yıllarca Bayram ağabeyle yaşamış ve Ankarada kaldığı 27 numara ismiyle bilinen dersaneden namını alan muhterem ağabeyim Ömer yirmiyedi (çiçek) bir kısım açıklamalarda bulunmuştur. Ömer ağabeyin dediği gibi Tarihçe-i Hayat Bediüzzaman'ın değil belki Risale-i Nurun Tarihçe-i Hayatıdır. Dolayısıyla Üstadımızın vefatından çok, Risale-i Nurun neşir seyrini havidir.

Evet Üstadımız rahmeti rahmana kavuşmuştur fakat vazifesi ortada durmaktadır. Dünyanın dört bir yanında gün yoktur ki bir medrese, bir nur merkezi açılmasın! Tasarruf devam etmeseydi bu hareket de “gelmiş vazifesini yapmış ve devrini kapatıp gitmiştir” sözleriyle ifade edilecekti. Fakat Risale Haber okuyucuları okuyup görmektedirlerki, nur hizmeti hergün biraz daha gelişmekte, hergün biraz daha büyümekte ve farklı farklı memleketlerde teşaub etmektedir. Uzak asyanın bilmem hangi kabilesinin düşünün ki yerel bir dili var fakat o dil ile yazılmış tek bir kitap veya broşür olmasın; Risale-i Nur hariç. Tek başına bu missal dahi nur risalelerinin artık Türkiye'nin, ya da bir kıtanın değil, cihanın malı olduğunu bize anlatmaktadır.

1990 yılında Üstadımızın vefatının 30. Yılı münasebetiyle Mustafa Sungur (r.a) ağabeyimizle bir röportaj yapılırken “Bediüzzamanın 30. Vefat yıldönümü hakkında ne diyeceksiniz?” sorusuna merhum ağabeyimiz “ne vefatı kardeşim ne 30 yılı? Daha Risale-i Nur Amerika'ya, Afrika'ya, Asya'ya, Avrupa'ya, dünyanın dört bir yanına gidecek ve oralarda okunacaktır. Hazreti Üstadımızın hayatiyeti gençleşerek devam ediyor. Medreselerle, Risale-i Nurlarla dünyanın dört bir tarafına gidecek, işte Üstadımızın hayatı maneviyesi bu hakaikle devam ediyor” diye cevap vermişti.

Bazı dostlardan işitiyorum bana diyorlarki “yahu gerçekten bu Risale Haber'de yayınlanan haberler (ihtida haberleri) gerçek mi?” Haklıdırlar çünkü artık gün geçmiyorki üç-beş ülkeden böyle güzel haberler gelmesin. Alışkanlık olduğu için kimisi de artık habere bile bakmıyor. Fakat haksızdırlar zira elimizdeki servetin ne maddi ne de manevi kıymetini kudretini bilmiyoruz. Nur risalelerinin kıymetini anlamamız için, bizim o külliyatın içine girmemiz ve hangi sokağın hangi caddeye, yani hangi cümlenin hangi manaya ve devamının nerede olduğunu anlamamız lazım.

Sözün özü elbette Tarihçe-i Hayat eksik değil ve elbette Tarihçe-i Hayat vazifesini eksiksiz yapmıştır. Zübeyir ağabeyden Ömer 27 naklediyor, Bayram ağabeyden de Ispartada yanında kalmış vakıflar. Bir milletvekili Üstadı ziyarete geldi. Üstad ona bir Tarihçe-i Hayat verdi Ankarada birisine verilmek üzere ve dedi bu "Tarihçe-i Hayat benim Tarihçe-i Hayatım degil Risale-i Nurun tarihçe-i hayatıdır.Bu millete on ordu ve yirmi mecmua kadar hizmet etmiştir.."

 Saadet ve muhabbetle kalınız.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.