Suriyeliler sınır komşumuz değil, artık kapı komşumuz

Sadece kamplarda yaşamıyorlar, artık İstanbul gibi metropollerde de onlara rastlamak mümkün

Tuğba Mezararkalı'nın haberi:

Suriyeli mülteciler sadece kamplarda yaşamıyor, artık İstanbul gibi metropollerde de onlara rastlamak mümkün. Pazarda, hastanede ya da sokakta karşılaşmanız çok normal. İstanbul’un farklı semtlerine yerleşen Suriyelilerin profili de bir hayli renkli. Eğitimli, meslek sahibi ve varlıklı ailelerin yanı sıra tek göz odalarda hayata tutunmaya çalışanlar da var.

Humus’tan, Şam’dan, Lazkiye’den İstanbul’a zoraki taşınan hayatlar şehrin gündelik koşturmacasına çoktan ayak uydurmuş bile. Dil konusunda zorluk çekseler de artık çocuklarını gönderebilecekleri bir okulları bile var. Ülkelerinde sattıkları mülkleriyle geçinmeye çalışanların birikimleri azalsa da, kimi Arapça dersi veriyor kimi de iş bulup eve ekmek götürmek için Türkçe öğreniyor. Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirince farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Uzmanlar sınır illerde ve İstanbul’da sayıları her geçen gün artan Suriyelilerin mülteci krizine kapı aralayacağı düşüncesinde. İstanbul’da kayıtlı Suriyeli sayısı 20 bin civarındayken pasaportsuz kaçak yaşayanlar bu rakamın neredeyse 3 katı. Emniyetin verdiği bilgilere göre bu sayı da her geçen gün artıyor. Tekstil atölyelerinde, sanayinin yoğunlukta olduğu yerlerde kaçak işçi olarak çalışan Suriyelilerin hiçbir sosyal güvencesi yok. Uzmanlar ilerleyen dönemde bu durumun sosyal sorunlara sebep olabileceğine dikkat çekiyor. İşte, sayıları kamplarda kalanlarla birlikte 400 bini bulduğu belirtilen Suriyeli göçmenlerin hikâyesi:

‘Arapça dersi verebildiğimiz için şanslıyız’

Fatih’in ara sokaklarında adresi bulmakta zorlanıyoruz. Nihayet Suriyeli Arap ailenin kapısını çalıyoruz. Mütebessim çehresiyle 12 aydır İstanbul’da yaşayan iki çocuk annesi Melek Hanım (31) kapıda karşılıyor. Geçtiğimiz yıl Ramazan ayında ülkedeki şartlar daha da kötüleşince çareyi Şam’dan kaçıp İstanbul’a yerleşmekte bulmuşlar. Ülkelerinde hırsızlığın ve yağmalamanın had safhada olduğunu anlatan ailenin reisi Abdullah Bey (35) Şam’da kalanların çok zor şartlarda yaşadığını söylüyor.

Kız kardeşinin 19 yaşındaki oğlu şehit düşen Abdullah Bey, önceden hapishaneye alınanların belli bir zaman sonra çıktığını ancak şimdi içeri girenlerin çıkmadığını ya da kayıp haberlerinin geldiğini anlatıyor. Askerlerin şüphelendiklerini içeri alıp öldürmelerini ise o insanların Sünni olmalarına bağlıyor.

Abdullah ve eşi Melek, İstanbul’da Arapça dersi vererek geçimlerini idame ettirdikleri için kendilerini şanslı buluyor. Melek Hanım Fatih’e yerleşmelerini de şöyle anlatıyor: “Eşim Ebul Nur Üniversitesi’nde akademisyendi ben de ilahiyat hocasıyım. Gelir gelmez burada rahatlıkla iş bulduk. Eşim de ben de Arapça dersleri veriyoruz. Biz bu açıdan şanslıyız, ders veremeyenler uzun çalışma saatleriyle çok az ücretlerle çalışıyor.” 12 ve 4 yaşında iki erkek çocuğu olan genç anne, savaşla birlikte tüm bu yaşananların çocuklarının psikolojisini bozduğunu ve bir hayli asabileştiğini, bu noktada çaresiz kaldığını söylüyor.

Suriyeli çift, Arap ülkelerinin bu süreçte kendilerine yardımcı olmamasından dolayı sitemkâr cümleler kuruyor. “Dil konusunda sıkıntı çekmemek için Arap ülkelerine gidebilirdik; ama onlar bize kucak açmadı.” diyen Melek Hanım ciddi anlamda dil problemi yaşadıklarını, kız kardeşinin tercüman eşliğinde doğum yaptığını anlatıyor. Dişi ağrıyan Abdullah Bey de hastaneye gidince yanlış dişini çekmelerinden korktuğu için ağrısına bile sabrettiğini söylüyor gülerek. Aslında Suriyeli aileler sadece dil problemi yaşamıyor, ev kiralarken birtakım zorluklarla karşılaşıyorlar. İnsanların Suriyelilere ev vermek istemediğini, özellikle de Reyhanlı saldırısından sonra onlara karşı ciddi anlamda bir tepkinin olduğunu söylüyorlar.

İstanbul’da Nizam yanlısı ajanların olduğunu, bu yüzden isim ve fotoğraf vermekten çekinen aile, savaş nihayete erince ülkelerine dönmek istiyor. Her geçen gün ülkelerine olan özlemin arttığını söyleyen çift, sözlerini şöyle bitiriyor: “Biz şu anda özgür değiliz. Kurtuluşu bekliyoruz. Biliyoruz ki, Rabb’im sabredenlerle beraberdir.”

Kamplardaki Suriyeli sayısı 200 bini aştı

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) verdiği bilgilere göre bugün için ülkemizde 200 bin 45 Suriyeli vatandaş var. Bunların 403’ü hasta ve yaralı iken 129’u da refakatçi ancak bu sayı sürekli değişiyor. 10 ilde 20 kamp var. Bunların 5’i konteyner yerleşim yeri diğerleri çadır. Suriye’deki iç savaş 26 ay önce başladı. Bu süre zarfındaki doğum sayısı 4 bin 883. Ameliyat sayısı 23 bin 904. Toplam 225 bin 99 hasta da hastaneye sevk edildi. 342 bin 792 kişi de ilk günden itibaren kamplara giriş yaptı. İki yıl içinde 141 bin 147 kişi ülkesine geri döndü. 526 derslikte 27 bin 640 kişi eğitim alıyor. Bin 500’ü aşkın öğretmen bu kamplarda çalışıyor. İlköğretim, lise eğitimlerinin dışında ise meslek edindirme kursları var. 27 bin 200 kursiyer eğitim alıyor. AFAD’dan alınan bilgiye göre kamp dışında olup da kayıt altında olmayan Suriyeliler yapılan çalışmalarla kayıt altına alınıyor. İki yılda Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Osmaniye, Adıyaman, Adana, Mardin ve Malatya’da 20 barınma merkezi kuruldu.

Suriyeli doktor, ayakkabı satıyor

İstanbul Fatih’in yeni sakinlerinden Mustafa K. (34) ile Reşha (30) da, 5 ay önce iki çocuklarıyla birlikte Şam’daki evlerini ve işlerini terk edip yollara düşmüşler. Soluğu İstanbul’da alan bu genç Suriyeli ailenin hikâyesi kamplarda kalan ailelerden biraz farklı. Özellikle eğitimli kişilerin tespit edilip gözaltına alındığını ya da öldürüldüğünü söyleyen Mustafa Bey, dâhiliye uzmanı genç bir doktor… İstanbul’da neler yaşadıklarına değinmeden önce Şam’dan kaçma hikâyelerini anlatıyor: “Suriye’de işler oldukça karışık, ölüm aniden gelebiliyor. Katliamlar oluyor ve buna ‘dur’ diyen yok. Bizim ülkeyi terk etme sebebimiz de bir anlamda aynı; kadınlar ve çocuklar kaçırılıyor. Can güvenliğimizden emin olamadığımız için de buradayız.”

Bu genç aile için zorluk elbette yeni bir hayata alışabilmekten ibaret değil. En büyük problem, dilini bilmediği bir ülkede iş bulabilmek. Dar merdivenlerle çıkılan iki göz odalı evdeki eşyaları komşular almış. Genç kadının komşularıyla arası oldukça iyi, onların sayesinde Türkçeyi ufaktan sökmüş bile. Ailenin reisi, 3 ay iş bulamamış. Yanlarında getirdikleri birikmiş parayla da ancak kira ve faturalarını ödeyebilmişler. Birçok yere iş başvurusunda bulunan Mustafa, “Suriyeli bir doktora iş veremeyiz” cevabını almış. Şu anda tezgahtar olarak çalıştığı ayakkabı mağazasından aldığı 750 TL maaşla ailenin geçimini sağlamaya çalışıyor. Üniversiteyi Moskova’da okuduğu için Rusça ve İngilizce bilen Mustafa, “Günde 13 saat çalışıp ayakkabı satıyorum. Diplomamın hiçbir ehemmiyeti yok. Tabii ki bu durum benim için çok zor; ancak para kazanmak zorundayım. Hiç değilse çeviri yapsam ya da tıbbî konularla ilgili kendi alanımda iş yapabilsem.” diyor.

Mustafa’nın annesi ve erkek kardeşi para olmadığı için Suriye’den çıkamamış. Reşha’nın ailesi ise Halep’ten Mısır’a kaçar; fakat Mısır’da şartlar iyi olmadığı için onlar da İstanbul’a gelmek istediklerini söyler. Ancak genç kadın, “Onlara İstanbul’a gelmeyin diyorum, çünkü İstanbul’da da yaşam mücadelesi var. Kazandığımız parayla ve komşularımızın yardımıyla ayakta duruyoruz. Hatta onlar olmasaydı evimize hırsız girecekti. Sanıyorlar ki, bizde dolar ya da altın var. Oysa biz çok zor şartlarda yaşıyoruz.” diyor. Savaş bittikten sonra Suriye’ye dönmeyi düşünen aile, kimseye güvenmediği için özellikle isim ve fotoğraf vermekten çekiniyor. Hikâyenin bu kısmını isterseniz onlardan dinleyelim: “Eğer Esed (Nizam) düşmezse ülkemize döndüğümüz zaman büyük sıkıntılar yaşayabiliriz. Bu yüzden ciddi anlamda korkularımız var. Hiçbir şey düşünmüyoruz. Tek istediğimiz güvende ve emniyette olmak.”

Zaman

Dünya Haberleri