Suretlerin açılması ve teşahhus

Himmet UÇ

Teşahhus fiilinin çok geniş bir alana yansıdığı görülmekte. Suret, suretler, feth-i suver suretleri açmak, teşahhus yaratmak, halketmek işinin devamını sağlayan bir fiiller grubu.

Ayet’ül Kübra’da fettahiyet hakikati anlatılır. İşte bu fettahiyet de teşahhus fiilinin familyasındandır. Çünkü şahsiyet verilecek bir şeyin, nebat, canlı başkaları fettahiyetin kaleminden çıkıyor. Onun devamı olarak da feth-i suver fiili var, suretleri açmak, biçimlendirmek. Bu sanatın da büyülü kelimelerinden biri, bir taş yığınını bir heykele çevirmek Allah’ın insana verdiği suret açma fiilinden doğuyor.

Bir taş yığınından Selimiye, Süleymaniye’yi ortaya çıkarmak Fettah isminin zihninde azami tecelli ettiği büyük mimarlara nasib olmuş. Araba kullanırken etrafında gördüğü taşların kalitesini sorgulayan bir insan görmüştüm, tıpkı unun kalitesini bildiği için arzu ettiği kalitedeki unu görünce sevinen hanımlar gibi. Sevdiği şeyi hatırlatan ona güç veren nesneleri görünce kendinden geçen insan. Bir romancı İstanbul’da yıkık bir gecekondunun önünde gördüğü ve yüzünde dehrin hadisatının görüldüğü bir yaşlı teyzeden bahisle şöyle der. “Bu teyzeden bir roman çıkar.” Herkes işi ile meşbu olsa neler olmaz neler. Yunus’un da derdi Allah’ı müşahade. “Her nereye baksam dopdolusun seni nere koyam benden içeri” diyor.

“Birinci Hakikat
Fettâhiyet hakikatidir.
Yani Fettâh isminin tecellîsiyle, basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsiz muntazam suretlerin, beraber, her tarafta, bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.”

Şu Fettah ismi varya bunun tarihe, sanata, mimariye, cihada, keşfe, fethe daha nelere yansıyan boyutlarını anlatmak bir koca kitap olur. Esma kitapları yazılmış, habire teorik cümleler duygunun ve örneğin dünyasından kopmuş cansız kitaplar. Bediüzzaman esmaları konuşturan, ona göre kainatı yorumlayan insan. İsimlerle imparatorluk kurmuş, Risale-i Nur imparatorluğu. Her nereye baksa esma, esmasız düşünemeyen bir büyük ihata edilmez zihin.

Yukardaki cümle teşahhusun bir başka ifadesi. Aşağıdaki cümlede Fettah isminin biyografisi gibi. İstanbul’u fetheden o büyük adam Topkapı’dan içeri girerken “Ya müfettihül ebvab” dedi ve seccadesini serdi, ona bu muvaffakiyeti veren Allah-ı Zülcelal’e secde etti. Başına bir avuç toprak aldı üzerinden yere indirdi. “Sen de fanisin” demek istedi, öyle değil mi? Güler misin ağlar mısın Himmet baba. Bağdat’ın kapısını da Genç Osman açmış ya.

Buraya bu marşı almalıyız değil mi huzzar.

Genç osman dediğin bir küçük uşak, 
Beline bağlamış ibrişim kuşak, 
Askerin içinde birinci uşak, 
Allah Allah deyip geçer genç Osman oy oy!!!

Genç Osman dediğin bir küçük aslan, 
Bağdat’ın içine girilmez yastan, 
Her ana doğurmaz böyle bir aslan, 
Allah Allah deyip geçer Genç Osman oy oy!!!

Bağdat'ın kapısını Genç Osman açtı, 
Düşmanın cümlesi önünden kaçtı, 
Kelle koltuğunda üç gün savaştı, 
Allah Allah deyip geçer Genç Osman oy oy!!!

İşte aşağıdaki cümle Fettah ismi ile kainatı okumak. Şu cümle ne kadar muhiti geniş bir cümle, kainat, mevcudat, zemin bahçesi, suret-i mevzune, suret-i müzeyyene. Bin yıldır bu topraklardayız, var mı böyle bir cümlemiz ey sabık ve hazır üdeba?

“Evet, nasıl ki umum kâinatın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcudatı, çiçekler misillü, Fettâh ismiyle her birisine münasip bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i mümtâze kudret-i fâtıra açmış, vermiş. Aynen öyle de, fakat daha mu'cizatlı olarak, zemin bahçesinde dört yüz bin enva-ı zîhayata dahi, her birisine gayet san'atlı ve hikmetli bir suret-i mevzune ve müzeyyene ve mümtâze vermiş.”

Koca kainatı Kur’an‘a göre okumuş, okur yazarlık bu ya.

يَخْلُقُكُمْ فِى بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِى ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍ ذٰلِكُمُ اللهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لاَ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ فَأَنّٰى تُصْرَفُونَ     1

إِنَّ اللهَ لاَ يَخْفٰى عَلَيْهِ شَىْءٌ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ فِى السَّمَۤاءِ     هُوَ الَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فِى اْلاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لاَ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ 2

Ayetlerin ifadesiyle, tevhidin en kuvvetli delili ve kudretin en hayretli mu'cizesi, suretleri açmasıdır. Bu hikmete binaen, feth-i suver hakikati tekrarla birkaç suretlerde Risaletü'n-Nur'da ve bilhassa bu risalenin İkinci Makamının Birinci Babında, Altıncı ve Yedinci Mertebelerinde ispat ve beyan edilmesinden, onlara havale edip, burada bu kadar deriz ki:

Fenn-i nebatat (biyoloji) ve fenn-i hayvanatın (Zooloji) şehadetiyle ve tetkikat-ı amîkasıyla, (ince araştırmaları ve gözlemleriyle) bu feth-i suverde öyle bir ihata ve şümul ve san'at var ki, (ihata ve şumülü anlatıyor) birtek Vâhid-i Ehadden ve herşeyde herşeyi görebilecek ve yapabilecek bir Kadîr-i Mutlaktan başka hiçbir şey bu cemiyetli (kelimeye bak) ve ihatalı (kelimeye bak) fiile sahip olamaz. Çünkü, bu feth-i suver fiili ise, her yerde ve her anda bulunan, nihayetsiz bir kudretin içinde nihayet derecede bir hikmet, bir dikkat, bir ihata ister. Ve böyle bir kudret ise, ancak bütün kâinatı idare eden birtek Zâtta bulunabilir.”

Teşahhus ile Fettah ismi nasıl birlikte varlıkları yaptıkları onlara şahsiyet giydirdikleri ve biçimlerini ortaya çıkardıklarını gör bak. Kuşların, bütün hayvanatın yüzlerindeki cazibe ve masumiyet insanda daha başka. Sıra insana geldi, en büyük mimari o dar yerde kainatı bir küçük varlıkta hülasa etmek. Secdeye kapan, saatlerce kalkma. Resullallah bir kere kapanıp o kadar kalmış ki Hazreti Aişe validemiz endişe etmiş, acaba öldü mü diye. Secdenin mahiyetini en iyi o bilir ya.

“Evet, meselâ mezkûr âyetlerin ferman ettikleri gibi üç karanlık içinde bütün validelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, ziynetli ve intizamlı olarak, hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan, basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettâhiyet;

(Bundan sonrası da, yer yüzündeki yansımalar)

ve umum rû-yi zeminde aynı kudret, aynı hikmet, aynı san'atla umum insanları ve hayvanları ve nebatları ihataeden bu feth-i suver hakikatı, vahdâniyetin en kuvvetli bir burhanıdır. Çünkü, ihata etmek bir vahdettir; şirke yer bırakmaz. Ve Birinci Babda vücub-u vücuda şehadet eden on dokuz hakikat, nasıl ki vücutlarıyla Hâlıkın vücuduna delâlet ederler; öyle de ihatalarıyla da vahdete şehadet ederler.”

İşte teşahhus, işte fethi suver, İşte Allah’ımız, bütün esma-yı Kudsiye ile müsemma.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.