Suret sîretin aynasıdır

Habibi Nacar YILMAZ

Bu aralar Mesnevî-i Nuriyeyi, ilk çevirisi merkezli, üç çevirisinden de okuyorum. Abdülkadir Badıllı ve Ümit Şimşek çevirilerini daha önce de okumuştum. Ama bu sefer üçünü de karşılaştırarak okumaya, farklarını, birbirinde olmayan kısımları da tespit etmeye çalışıyorum. Daha önceki okuyuşlarımızda değil ama bu okuyuşumuzda, ilk çevirisinin sadece Hubab kısmının "fihristinde"  geçen "Bu harika risale bir "İ'leminde" medenî mümin ile medenî kâfirin suret ve sîret ve zâhir ve bâtın farklarını gayet beliğ bir tarzda beyan ediyor. Ve neticede bu farkı, körlere de göstermek için diyor ki:

"Eğer istersen hayâlinle "Nurşin" karyesindeki Seyda'nın meclisine git, bak; orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyede göreceksin. Sonra Paris'e git, en büyük localarına gir; göreceksin ki akrepler, insan libasını giymişler ve ifritler adam suretini almışlar." kısmını, altını çizmeme rağmen yeni fark ettim, diyebilirim. Daha doğrusu ilk çevirinin fihristi, Mesnevi'nin Arabî aslının fihristi olduğundan, fihristte çeviride olmayan kısımlara da yer verilmişti. 

İç haletimizi, ahlakımızı, kalbimizi ve niyetimizi temsil eden sîret, insanın simasına, görünüşüne, yüz, göz ve sözüne yansır mı? Yani bir insanın suretine, simasına, yüzüne, gözüne hatta gülüşüne, duruşuna, tebessüm ve bakışına bakarak içi, ahlâkı, yaşayışı, hâl ve gidişi hakkında bir fikir edinebilir miyiz? 

Üstad, siret ve suret, zâhir ve bâtın farklarını anlatmak; hatta bunu körlere de göstermek için günlük hayattan "Nurşin karyesini ve Paris locasını" karşılaştırarak vermek istediğine göre, demek bunun hem Kur'an'da hem beyan-ı Peygamberi'de hem beşerin nazarında ve kendi hayatımızda bir karşılığı ve izahı vardır. Koca üstad, bunu anlatmak için belki bulunduğu zamanın örnek azlığından karşılaştırmanın bir tarafı için hayalimizi Paris locasına kadar götürüyor. Evet, bunun en çarpıcı örneklerini belki o zaman Paris locaları ve Nurşin karyesinde bulurduk. Fakat şimdi az dikkatle yanımızda yöremizde bunun örneklerini bolca görebiliriz, bulabiliriz artık. Şimdi sel gibi akan zaman nehrinde, loca misali yerlerden çıkanlarla, belki az ötede Nurşin karyesinin emsali yerlerden çıkan, hatta karışanların simalarına, yürüyüşlerine az dikkatle baktığımızda; beyan-ı Kur'an'ın ifadesiyle "Secde izini, simalara yansıyan nişanlarından" anlayabiliriz. Aslında her şey içini yansıtır, içte ne varsa, dışına o taşar. Bu bir kanun. 

Yine Kur'an'î tâbirle "Bir gün nice yüzler ağaracak ve mutlulukları yüzlerinden belli olacak.( Ali İmran 106) Demek bu yüz ağarmasının bir yönü de dünyaya bakmaktadır. Ağaracak yüzler, dünyada da bu aklıkları ile bilinecek, görünecek az bir dikkatle anlaşılacaktır. Yani dünyada başların Allah'a eğilmesi sonucu, fıtrî olarak meydana gelen yücelik, vakar, takva kendini daha dünyada iken yüzde gösterecek; insanın ruh dünyası simalarda okunacaktır. Çünkü İslam fıtrat dinidir. Fıtrata yerleşen mütevazilik, iyi niyet, iffet, edep gibi sevimli haller simaya da yansıyacaktır.

Simaların farklarını anlatmak için de çok çarpıcı bir tespit var Sünuhat'ta. Hevanın (nefse uymanın) tesiri ile melekiyet derecesinden, kelbiyet derekesine inen ve maneviyatını sıfırlayan insanların insan görünmelerine bakmayın. Medenî diye görünen ve bilinen Paris localarında insan libasındaki insanlar ve onların taklitçilerinin "çoğu eğer içi dışına çevrilse kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postunda görünecekler." Gerçekten bunun insanlık tarihinde de gerçek örnekleri de olmuş. Rabbimiz Maide Suresinin 60. Âyetinde "maymunlara ve domuzlara çevrilen tağutlardan" haber veriyor ve bir ibret levhası olarak önümüze asıyor. Aynı haber, Araf Suresinin 166. ve Bakara Suresinin 65. Âyetlerinde  "aşağılık maymun olun" emriyle kısa süreliğine maymun suretine dönenlerden haber veriliyor. Kazılarda maymuna yakın insanlar bulduk, diye sevinenler bunlardan birkaçını bulmuş da olabilirler belki. Çünkü haber doğru, ihbar katidir. 

Burada yine Araf Suresinin 164. ve devamındaki âyetler çok önemli ve ağır bir mükellefiyetin ipuçlarını da veriyor bize. Sözü edilen Yahudiler hakkında cumartesi yasağına uymayarak "aşağılık maymunlara dönün" hitabına muhatap olanlar olduğu gibi; bu emr-i İlâhiye riayet edenler de olmuş. Riayet edenlerden birkısmı uymayanları uyarmış, birkısmı da uyaranları "Allah'ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir azap ile cezalandıracağı kimselere ne diye öğüt veriyorsunuz?" diyerek ikazın gereksizliğine inanmış. İşte burada asıl kurtulanlar, emr-i marufu yapan uyarıcılar olduğunu, Rabbimiz bize bildiriyor. Yani susan, seyreden, kötülüğü men için gayret göstermeyen, hatta gösterenleri de boş iş yapmakla suçlayanlar da suç işleyenlerle aynı akıbeti paylaşacaklarını âyetlerden anlıyoruz. Öyle ya onlar, emr-i marufu yapanlarla bir olmazlar elbette.

Fakat Yasin Suresinin "Eğer dileseydik, dünyada da onların gözlerini büsbütün kör ederdik." mealindeki 66. Âyeti de gösteriyor ki imana zorlama olmasaydı, hakikati görüp imana yanaşmayan insanları Rabbimiz, dünyada da görmez kılar ve âyetin devamında da gördüğümüz üzere "Onların mahiyetlerini oldukları yerde değiştirirdik de taş gibi, artık ne ileri ne de geri dönebilirler." olurlardı. 

İmana zorlama olmasaydı, kaydı önemli. Bazen kader sohbetlerinde özellikle anlattığımız ve tekrâren ifade ettiğimiz "şahane serbestiz" ifadesi var. Gerçekten zorlama yok, şahane hürüz. Fakat ifadeler o kadar kesin, ferman sahiplerinin ihbarları ve gördüklerimiz o kadar kat'i ki inkârda hiçbir özür kalmıyor, âdeta akıl kabule mecbur oluyor. 

İşte imanın alametlerinin yüze yansımasını anlatmaya çalışıyoruz. İmanın, ilmin, fikrin, zikrin, şefkatin, merhametin, hikmetin, adaletin güzelliği müntesiplerini de güzel yapıyor. Yani suret sîreti gösteriyor. İhtirasat-ı hayvaniyede terakki ettikçe daha da şiddetli bir hayvaniyet mertebesini alarak şeytanlaşanların batnındaki(içindeki) çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki simalarıyla sanki içlerinde tohumunu sakladıkları zakkum-u cehennemin habercisi olmuşlardır.

Simanın, duruşun, yürüyüşün, dokunuşun, bakışın,  gezişin, seslenişin yumuşaklığının dahi insanı rahatlatan, fırratındaki hakkı arama meylini harekete getiren çok önemli cihetleri var. Çok da örnekleri var bunun. Bunlardan biri de özellikle Japonya'da İslam'ı tanıtmaya çalışan Rusya'daki Türkler üzerinde müessir olmuş 1945'te Tokyo'da defnedilen Abdurreşit İbrahim'dir. Gittiği yerlerde tavrı ve faaliyetleri o kadar müessir oluyor ki onunla tanışan ve buluşanlar, siması ile karşılaşanlar, "Bunun dini haktır." deme noktasına geliyorlar. Hâl, tavır ve sözün yanında, simadaki fıtrî müessiriyetin yerini başka bir şeyle kaşılayamazsınız.

İşte bunun en büyük misali Resul-ü Ekrem Efendimizdir (ASM). Onun mucizelerinden başka, dikkat edildiğinde her hâli, fiili, tavrı, ahlâkı, ciddiyeti, sıdkı risaletine delil olduğu gibi, Yahudi âlimlerinden Abdullah İbn-i Selam gibi pek çok zâtlar, yalnız o Zât-ı Ekrem'in (Aleyhisselam) simasını görmekle "Bu yüzde yalan yok, bu simada hile olmaz!" diyerek imana gelmişlerdi.

Aynı durum sahabeler için de olurmuş. Sahabelerin çehrelerindeki takva ruhu, onları hemen belli edermiş. İmam-ı Malik "Suriye topraklarına giren sahabeleri gören ve duyanlar, onların simaları karşısında hayranlıklarını ve teslimiyetlerini özellikle ifade etmiştir."diye özellikle belirtmiştir.

Simalardaki bu nuraniyet, zâhirde kendini gösteren iç âlemindeki nuraniyettir. Riyakârlıkla kendi  enaniyetine dayanan ve çağıran kimselerin, çevreleri ile birlikte yedikleri, içtikleri, çektikleri oyalandıkları âlemlerin hepsi, sanki simalarında birikmiş, adeta sahibini "Ben buyum." deme noktasına getirmiştir. Bunların bazen bir araya gelip alayiş nümayiş yaptıklarını gördüğümüzde, Yasin Suresinin 59. Âyetinde hitabın sanki bu dünyada gerçekleştiğini görüyorum.

Evet dostlar, din ve hesap gününde "ağaran yüzler, ve sevinen fertlerden" olmak için tedbili bizim elimizde olan sîretimize dikkat edelim ki onun yansıtıcısı olan suretimiz de güzel olsun.

Selam ve dua ile.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.