Sosyal Medya Çağında Nuranî Rabıtaların Aşınması: Dijital İletişimin Ruh Üzerindeki Etkileri

Misafir Kalem

Dr. İbrahim Özcan

Bir yanda parmaklarımızın ucundaki sınırsız imkânlar, diğer yanda ise ekranın soğuk ışığında eriyen sıcak kalplerimiz ve sarsılan toplumsal güvenimiz...

I. TEŞHİS: Modernitenin "Hızlandırılmış Yalnızlığı" ve Bediüzzaman’ın Analizi

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bundan bir asır önce Şam Emevi Camii’nde bir sosyolojik kriz tahlili yapmıştı: “Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek.”

Bu teşhis, bugün modern sosyolojinin "atomizasyon" veya "sosyal sermayenin çöküşü" dediği şeyin tam karşılığıdır.

  • Güven Krizi: Francis Fukuyama’nın "Güven: Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması" adlı eserinde belirttiği gibi, yüksek güven toplumları dayanışmayla büyür. Bediüzzaman ise bu güvenin temeline (İman Kardeşliği)’ni koyar. Bu rabıtalar koptuğunda; muhabbet yerini rekabete, dayanışma ise yerini "enaniyet"e bırakır.
  • Bireyselleşmenin Körlüğü: Modern dünya bizi "özgürlük" vaadiyle yalnızlığa itti. Zygmunt Bauman’ın "Akışkan Modernite" kavramında anlattığı gibi, her şeyin geçici olduğu bu çağda, kalıcı manevi bağlar kurmak zorlaşmıştır.

İşte tam bu noktada sosyal medya, bu "hızlandırılmış yalnızlığın" katalizörü olmuştur. Üstad’ın ifadesiyle; “Göz bir penceredir, ruh bu pencereden dışarıya bakar.” (Sözler, 6. Söz) Dijital ekranlar, o pencerenin önüne narsist, hırslı ve "lâya’nî" (boş/faydasız) görüntülerden bir perde çekerseniz, ruhun ışığı söner ve o mukaddes bağlar kopmaya başlar.

II. DİJİTAL TEŞHİRCİLİK: Mahremiyetin İlzamı ve Psikodinamikler

İnsan, sadece et ve kemik değildir; o, "Rabbanî bir latife" olan kalbin ve "emanet-i kübra" olan iradenin birleşimidir. Oysa bugün sosyal ağlar, bu ulvi mevcudiyetimizi "izleyici" ve "tüketici" kategorisine hapsediyor.

Normal şartlarda psikolojik bir sapma olarak görülen "teşhircilik", dijital mecralarda "olağan" bir davranış halini almıştır. Eskiden "sır" dediğimiz, ailevi ve şahsi mahremiyetimiz, bugün bir "beğeni" uğruna ulu orta sergileniyor. Bu durum sadece ahlaki bir aşınma değil, aynı zamanda toplumsal bir "İrade Felci" doğuruyor. Takriben yüzyıl önce Üstad’ın dikkat çektiği o "fenalığın sirayet etmesi" hakikati, bugün bir "paylaş" butonuyla saniyeler içinde milyonlara ulaşıyor. Bir gıybet, bir iftira, bir haram nazar; dijital ağlar üzerinden milyonlarca ruhu zehirliyor.

Burada bir ikazı hatırlatmak boynumuzun borcudur:

“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın...” (Hucurât Suresi, 6. Ayet) Dijital çağda bu ayet, bizim en temel "savunma mekanizmamız" olmalıdır.

III. Tedavi: Teknolojinin Efendisi Olmak

Peki, çözüm dijital dünyayı tamamen terk etmek midir? Asla! Bizim medeniyetimiz teknolojiyi reddeden değil, ona "ruh üfleyen" bir medeniyettir. Mesele aracın kendisinde değil, niyetimizdedir. Ecdadımız sokağını hangi edeple inşa ettiyse, biz de "Dijital Şehrimizi" aynı edeple inşa etmeliyiz. Klavyenin arkasında olmak bizi İslami edep kurallarından muaf kılmaz. Aksine, vebali daha da katlamaktadır.

Üstad Bediüzzaman’ın müjdesiyle: “Şu zamanda bir tek hasene, bazen binler dereceye terakki ediyor.” (Hutbe-i Şamiye) Çünkü dijitalde paylaştığınız bir hakikat, bir ayet veya bir teselli mesajı; coğrafi sınırları aşarak milyonlarca müminin kalbine kuvvet verebilir. Karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmalıyız; ama o mumu yakmak için önce "ekranın kölesi değil, teknolojinin efendisi" olma iradesini göstermeliyiz.

IV. Uygulama: 6 Maddelik "Dijital Amel ve İrfan Planı"

Bu dijital mecraları birer "nuranî anahtar" haline getirmek için şu 6 maddeyi hayat ölçüsü yapalım:

  1. Niyet Ameliyatı: Her ekrana dokunuşta; "Bu rıza-i İlahi dairesinde bir ihtiyaç mı?" diye soralım.
  2. Nazarın İffeti: Haram karşısında "kaydırma" (scrolling) refleksimizi bir iffet zırhına dönüştürelim.
  3. Vakit Emaneti: Her gün en az 1 saat "Dijital İtikaf" yapalım; telefonu susturup kalbimizi dinleyelim.
  4. Dijital Kul Hakkı: Yüzüne söyleyemeyeceğimiz hiçbir sözü dijitalde imzalamayalım. Sosyal medyayı bir "bilgi kaynağı" değil, bir "duyuru alanı" olarak görelim.
  5. Müsbet Paylaşım ve Kavram Bilinci: Dinî terimleri sosyal medyanın sığlığından değil, ehil kaynaklardan öğrenelim. Ekranlarımızı birer hakikat kandiline dönüştürelim.
  6. Kalbi Uyanış: Unutmayalım ki; “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” (Ra’d Suresi, 28. Ayet) Hiçbir takipçi sayısı ruhun o ebedi ihtiyacını karşılayamaz.

V. NETİCE VE DUA: Bir Milat Çağrısı

Sonuç olarak ey istikbalin nurlu gençliği; Gelin, bu panel bir milat olsun. Dijital dünyayı bir "İmanî Hizmet Mecrası"na dönüştürelim. Parolamız şu 3S Formülü olsun:

Sınırlı Kullan,

Seçici İzle,

Sorumlu Paylaş.

Teknoloji bizim hizmetkârımız olsun, efendimiz değil! "Neme lazım" tembelliğini atıp, "himmeti milleti olan" birer iman abidesi olarak bu nuranî rabıtaları yeniden ihya edelim.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.