Seyda Melle Celaleddin Yolcu: Risale-i Nur cevherdir

Bir asra yaklaşmış bir bereketli ömrüyle imrar-ı hayat eden değerli bir âlimimizle yaptığımız kısa bir mülakatı istifadenize sunuyoruz

Seyda Molla Celaleddin Hocamız 96 yaşında bir pir-i fani. Kendisi Van’da ikamet ediyorlar. Hocazâde tabir edilen bir sülaleden. Ecdadından bu yana hep alimler yetiştiren bir ailede yetişmiş. İlmini inkişaf ettirmek için Suriye’ye kadar hicret etmiş asil bir insan.

1950'lerde Doğu Anadolu’da meşhur merhum Molla Nadir Efendi’den ders okumuş. O sırada merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi de Molla Nadir Efendi’den ders okuyormuş. Bu vesile ile çok samimi olmuşlar.

Hocamızın damadı Seyda Molla Fadıl Sizcan hocamız, yaz tatilinde memlekete gittiğinde, bizi kırmayarak, muhterem kayınpederinden bazı hatıraları bizim için kayıt altına aldı. Bunları yazıya geçirerek istifadenize sunuyoruz. Hem Seyda Molla Celaleddin Hocamıza, hem muhterem damadları Fadıl beye çok teşekkür ederiz. Salih Okur/cevaplar.org

-Seyda, Siz Kırkıncı Hocaefendi ile nerede beraber okudunuz? Ne kadar beraber okudunuz?

İki sene, Ağrı’nın Kargalık köyünde Seyda Molla Nadir’in yanında beraber okuduk. Kırkıncı Hoca sükuti bir insandı. Herkesle konuşmazdı. Daima kendi kendine mütalaa ederdi, dersini okurdu. Herkesin yanına yanaşmazdı. Bizim Nadir Hoca da sukuti (sessiz) olduğu için onu çok seviyordu. Ama benimle konuşmak çok isterdi. Zira ben Türkçe biliyordum. Talebelerin ekserisi Türkçe bilmezdi. Kırkıncı Hoca da Kürtçe bilmiyordu. Ben Türkçe bildiğim için, daima benimle konuşmak istiyordu. Ben de onu daima sever, sayardım.

-Siz o zaman Risale-i Nur’u tanıyor muydunuz?

Evet, beraber Risale okurduk. Nadir Hoca’nın yanına gider, Risale okurduk. Nadir Hoca diyordu; “eğer bu asırda bu risale olmasaydı, benim ne kadar ilmim de olsa, bana fazla fayda vermezdi. Ama Risale-i Nur elimize geçince, her şeyimiz tenvir olmuştu.” Biz üçümüz bir araya gelir, sair derslerden başka Risale-i Nur’dan da ders yapardık. Anlayamadığımız bazı yerleri Molla Nadir’den öğreniyorduk.

-Sene kaçtı acaba?

1953… Hatta babamdan kalma teksir Osmanlıca Mektubat vardı. Onu da medreseye bağışlamıştım.

-Babanız da alim miydi?

Hem de nasıl bir alimdi. İsmi Molla Kasım’dı. Büyük bir alimdi. Her sene kendisinden en az kırk-elli talebe Arapça okurlardı. O Tutak tarafında insanların hepsi onu tanıyorlardı, ziyaretine gelirlerdi. Kendisinden dua beklerlerdi. Bizim atalarımız, dedelerimizden bu yana alim olarak gelmişler. Onların en küçüğü, en acizi benim.

-Seydam siz bilebildiğim kadarıyla Suriye’de de okudunuz. Suriye’de nerede okudunuz?

Kamışlı’da. Orada Şeyh Ahmed-i Haznevi hazretlerinin medreseleri vardı. Her bir medresede 100-150 kadar talebe okuyorlardı.

-Ne kadar okudunuz orada?

Orada üç seneye yakın kaldım. Medresede okurken Suriyeli Ahmed Hoca ve Mardin Kercüşlü Molla Salih ile de devamlı beraberdik. Onlar da Risale-i Nur’u okuyorlardı. Hiç risalesiz kalmazlardı. Risale-i Nur bu zamanın, bu asrın cevheridir. Bu cevher herkesin eline geçmiyor. Bu cevher kimin elinde varsa, inşallah onun hiçbir zararı olmaz. Hoca, sen de biliyorsun, bizim ailemiz hâlihazırda da elhamdülillah, risalesiz kalmıyorlar, hepsi Risale-i Nur’u okuyorlar.

- Evet biliyorum seydam.. Ta merhum babanızdan beri bu böyle… Seydam, inşallah bizlere de dua edin…

Büyüklerin duası olsun, siz de bize dua edin. Hani Üstad diyor ya, “Dua bir şirket-i maneviyedir, âlem-i İslam o şirkete ortaktır, inşallah…”

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Nur Talebeleri Haberleri