Sevgiliye kavuşmak

Misafir Kalem

Bir yaprak daha düştü hayat dalından… 9 kasım 2008’de Ahmet Abiş, namı diğer “Camcı Ahmet” ağabey Hakkın rahmetine kavuştu.

Belki beş on defa geçirdiği krizlerden sonuncusunu yaşarken eşine “Hacer, akşam namazını kıldın mı?” diye sesleniyor bahtiyar ağabey!

Hayat memât mücadelesi verdiği o an, “Gelir misin, bana yardımcı olur musun” ya da “Doktor çağırır mısın, ambulans çağırır mısın” demesi gerekirken, “Akşam namazını kıldın mı?” diye sesleniyor eşine.

Sâliha bir insan olan Hacer hanım, elbette “akşam namazı”nı kılmıştır, ama Ahmet Abiş ağabeyin “zikri” bu!.. “Dervişin fikri neyse, zikri de odur” deyimi, “İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür” gerçeğini ifade eder gibidir.
Sami Cebeci ağabey, Yeni Asya’nın 12 kasım 2008 tarihli nüshasında onu birçok yönüyle tahlil etmiş, tasvir etmiş. Köşesini münhasıran tahsis etmiş. Kendisinden Allah razı olsun. Merhum, acil olarak yetiştirildiği hastanede vefat etti. Ölmemek elde değil ki. Cenab-ı Hak (c.c.) öyle takdir eylemiş. Yani “Ölümü öldürmeye, kabir kapısını kapatmaya” çare yok.

Şair: “Çaresi olsaydı ömür alırdım / Hayat, ne çabuk harcadın beni” demiyor mu?.. Demesine diyor, ama ömür mü bizi, biz mi ömrü harcıyoruz ? Bunun tahlilini iyi yapmalı. Ömrünü ahiret hesabına kullananlara ne mutlu. Dünyasını mes’ud, ahiretini mamur edenlere ne gam…

Cenaze morgda, biz evdeyiz. Fakat ailenin gençlerinde hummalı bir telaş, tekfin işlerini ve defin işlemlerini tamamlamak için yoğun bir koşuşturma…

Düşündüm.

Hayattayken, ayrılıklarına tahammül edemeyeceğimizi zannettiğimiz insanlar vefat ettikten sonra, hızla ayrılış başlıyor. Âdeta onlardan sür’atle uzaklaşmak ister gibiyiz. Ya da, mevta, bir istikamete koşar gibi!
Çünkü:
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hz. Ali’ye (r.a.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Ey Ali üç şeyi tehir etme: Vakti gelince namaz kılmayı, yıkanıp kefenlenmiş ve hazır olmuş cenazeyi defnetmeyi, dengini bulunca kızı evlendirmeyi.” Namaz malûm. Kız evlendirme de söz konusu olmadığına göre, demek ki bu koşuşturmalar bir hikmete dayanıyor.

Yine düşündüm: Mevta için dünya bittiğine göre, yeni bir hayat yani ahiret hayatı başlıyor; yani O’na, Sevgiliye kavuşma kapısı aralanıyor onun için. Musalladaki mevta nasıl Sevgiliye kavuşmayı bin can ile bekliyorsa, kucağını açarak kendisini de bekleyenler var elbet. Kimi hesap için, kimi kitap için…

Ve anladım ki Ahmet ağabeyin bir an evvel yerine teslimi, tehirinden daha hayırlı. Yani, yolcu yolunda gerek.

Ve…

Naaşında, “Camcı Ahmet Abiş” ağabeyin “cam” gibi parlayan gözlerini göremedim, ama dudaklarındaki tebessüm, ötelerdeki sevdiklerine ve “Sevgili”ye kavuşmanın sevincini yaşıyor gibiydi…

Zaten, Üstadı da: “Mahbûb-u Bâkînin”, “Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsunuz.” “Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz” demiyor muydu?..
Hakkında, Cenab-ı Hakkın rahmet ve mağfiretini diliyoruz.

Ali Rıza Aydın

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.