Sevgili Psikoloğum Bediüzzaman'a 17. Mektup

Selahattin GEZER

Miadı dolmayan kanser ilacı: HUTBE-İ ŞAMİYE

Sevgili Psikoloğum, içinde nisan barındıran bir haziran yaşıyoruz; gözyaşları bol, güneşe peçe çekilmiş bulutlar… Ramazan kucağında bir deste serinlikle, yağmurlarla kısaca rahmetle geldi… Yeryüzünden gökyüzüne ihanetler ve küffarın oyunları yağarken, hararet yapmış muzdarip ruhlara, yüreklere Allah’ın merhameti ile ramazan rahmetle serinlikle geldi. Haziranın 7’sinde ehli imanın yüreği kavruldu, akşamında eller semaya kalktı… Gözler buğuluydu ama zerreden galaksiler ötesi tüm varlığa hükmeden İrade’nin sahip çıkacağına umut doluydu yeise inat…

Dert, dinleyen ve anlayanla dertleşilir… Öyle biriyle dertleşmeli ki yüz yıl önceden Allah’ın inayeti ile Şam’da irad ettiği hutbede, bugünleri görüp, ta o zamandan alarma basan biri olmalı. Öyle biriyle dertleşmeli ki, derdi Ümmet-i Muhammed olmalı. Öyle biriyle dertleşmeli ki her asırda Kur’an hakikatlerini tüm iman fedaileri gibi kâinata haykıranlar gibi olmalı. Ve bundandır ki yine siz sevgili Psikoluğumla dertleşmeye geldim, hakikatler eczanesinden elimde Hutbe-i Şamiye ile… Miadı dolmayan ve kıyamete kadar İslam Âleminin maddi ve manevi hastalıklarından kurtulması için gerekli olan ilaç: Hutbe-i Şamiye. Böyle bir hutbe, ancak hayatını Kur’an müdafaasına adamış bir insanın iman kimyagerliği ile İslam Âlemine sunulur…

Sevgili Psikoloğum, yeisle değil naz ve dua makamında feryatlarımız var: Yetmedi mi Allah’ım kirli oyunlar; Doğu Türkistan, Filistin, Myanmar, Irak, Suriye bilumum İslam âleminin çektiği işkence, gördüğü ihanetler… Her yerde zulüm azmış, her yerde Müslüman muzdarip. Mevsimler bile taaccüp içinde. Tüm bu azgınlıklar içinde ramazan imdat etti, dua için açık kapıları ile… Hiç bu kadar duaya kavrulmadı gönüller, hiç bu kadar karşılığa sabırsız olmadı âminler… Biliyoruz hatalar çok, kusurlar tazyikle yeryüzüne akıyor… Fakat teraziye vurulduğunda mazlumun gözyaşları, derileri soyulmuş Doğu Türkistanlı, imanda sarsılmaz sebatlı kahramanlar var… Onların gördüğü zulüm merhametini ağır bastırmaz mı?

Sevgili Psikoloğum, bu mübarek ramazan ayında, ehli iman üzerine çöreklenen oyunlar büyük, zulüm büyük. Her taşın altından, her kovuktan İslam Âlemi üzerine gaddarlık fışkırıyor… İhanetlerin büyüklüğü, şaşkınlık deryasında küreksiz bırakmış… Allah yardım etmez ise küffar zulümde her geçen gün terakki ediyor…

“Yeis, ümmetlerin, milletlerin "seretan" denilen en dehşetli bir hastalığıdır. ”

Efkârlıyım, çünkü Lut kavminden daha da iğrençleşmiş eşcinseller, İslam beldesi İstanbul’da üç aylarla dalga geçercesine, mübarek ramazanda yürüdüler… Efkârlıyım, ahlakın, doğruluğun, güzel şeylerin, kanunun yanında olması gereken siyasiler destek verdi bu çirkin yürüyüşe; vücutların sahibi olan Allah’a inat… Ahlaksızlığa yürüyenler, Doğu Türkistan, Filistin, Myanmar, Irak, Suriye mazlumlarına ve orada fitneyi diri tutanlara, emperyalizme, alçak kapitalizme protesto için yürümediler… İçimizdeki Çinliler, Bizanslılar bilumum ayaklı cehennemler ateş saçıyorlar Müslümanlar üzerine, mazlumlar üzerine... Bu efkârla…

Hutbe-i Şamiye'yi okuyorum, hakikatler atlı ben yaya. Efkârımı dağıtıp nefes nefese yakalamaya, anlamaya çalışıyorum... Yakaladıklarımla ruhumda bayram sevinçleri yaşıyorum. Bu uzun ramazan günlerinde takatimizin fevkinde her yönden tüketilmeye çalışılan sabrımıza takviye oluyor sağlam teşhis, sağlam hakikatler…

Sevgili psikoloğum, hutbenden bizi maddi cihetten orta çağda tuttuklarını anlıyoruz ve akılların tam olarak başlara alınmasını… Bizi tevkif eden altı hastalığı, hekim titizliği ile ortaya koyuyorsunuz:

1- Ye'sin, (ümitsizliğin) içimizde hayat bulup dirilmesi.

2- Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.

3- Adâvete muhabbet.

4- Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek.

5- Çeşit çeşit sarî hastalıklar gibi intişar eden istibdat.

6- Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek.

Tedavi edecek ilacı ise eczahane-i Kur'âniye'den beyan ediyorsunuz… Bu şifalı ilacın tedavi etmesi ile başkalarının da kurtuluşuna vesile olunacağını: “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef'âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler…” diye bildiriyorsunuz…

Ey şefkatli Psikoloğum, “İslâmî medeniyetin kemal-i haşmetle meydana geleceğini ve zemin yüzünü pisliklerden temizleyeceğini delâil-i akliye ile ispat eden, müjde veren çok kıymettar, bütün Müslümanlara, hattâ insanlığa şâmil bir ders” olan bu hutbenizin devamındaki hakikatler, asırlık var olan maddi ve manevi hastalığa reçete olacağı sadece üzerimdeki efkârın infilak etmesinden bile anlaşılıyor.

Kışın ayazında, kombinin kapatılması derece derece soğuğun hükümranlığını başlattığı gibi, İki ders ve iki okuma arası boşlukta ise içerde manevi ayaz başlıyor. Bizi daire içine alan sırtlanlar, zayıf anımızı bekliyor, mengene gibi çeneleri ile yok etmek için... Sadece sırtlanlar mı? Sizin dediğiniz gibi bir sürü manevi ejderhalar, şeytani üflemeler insanı tehlikeler içine atıp, yutmak için her daim hazırda beklemekteler…

Verdiğiniz müjdeleri ruhu canımızla yeisin inadına bekliyoruz…

“Evet, bakınız, zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki, mebde ve müntehâsı birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazan terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazan tedennî içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşaallah. Hakikat-i İslâmiyenin güneşiyle, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz…” Ve şu ifadeleriniz:

“Evet, Avrupa'nın medeniyeti fazilet ve hüda üstüne tesis edilmediğinden, belki heves ve hevâ, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden, şimdiye kadar medeniyetin seyyiatı hasenatına galebe edip ihtilâlci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle, Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medar, bir delil hükmündedir. Ve az vakitte galebe edecektir. ” diyorsunuz ve bu moral ile istiridye kabuğu gibi olan hüzünlü gecede hakikat incilerinin avcısı olduk…

Yeis'te cimri, Allaha güvende cömert olma dileği ile…

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.