Sergenekon

Abdurrahman CANBEY

Ergenekon denen terör örgütünde, garip olan hiç “er”in olmaması. Hepsi “ser”, yani baş.
Tepeden inmeci, tepeden dizaynlı, tepeden kurgulu bir çeteleşme, bir örgütleşme.
Aktörlere bakıldığında, daha doğrusu isimleri zikredilip gözaltına alınmayanları da sayarsak, korkunç bir tablo var ortada:

Merkez sağdan, merkez soldan, radikal soldan, devrimciden, hatta dindarından, milliyetçisinden, PKK’sından, Kemalist’inden taa saftirik ve taassup sahibi güruhlara kadar uzanıyor.

İsimler ve resimler ortada.
Mesela Doğu Perinçek.  Sosyalist,aynı zamanda Bekaa vadisinde PKK örgütü ile sarmaş dolaş resimleri var. Aynı zamanda Kemalist ve devrimci.
Mesela  Kemal Gürüz. Türkçü ve Kemalist. 28 Şubat sürecinde akademik kadrolara kan kusturmuş, başörtüsü yasağını sonuna kadar zulümle uygulamış biri.
Gelin Yalçın Küçük’e. İnsanın midesi bulanıyor.
Oradan Cumhuriyet gazetesinde İlhan Selçuk’a. Dün tutuklanan eski Cumhuriyetçi Engin Aydın’a.
Susurlukçu İbrahim Şahin’e. Hani hafızası yerinde değil diye ifade veremeyen, sonra cezası Ahmet Necdet  Sezer tarafından affedilen. Oradan Ağar’a. Belki daha ötesine...

Susurluk, 1996 tarihli bir kaza ile deşifre oldu.
Öncesinde binlerce faili meçhul cinayetler. Resmi kayıtlarda 14700 civarında.
Kürt Ergenekonu ile Türk Ergenekonu ittifak etmiş.
Üstelik cemaatlere de nüfuz eden fikir, telkin ve tevil kalıntıları da işin çabası.
Bana göre Ergenekon, bir “ifsat komitesidir.” Son yüzyılın karanlık mihraklarının farklı ebat ve kalıplardaki uzantılarının toplamıdır.

Kiminin  ahmaklığı, kiminin intikam hırsı, kiminin dinsizliği, kiminin makam ve mansıp derdi, kiminin para ihtiyacı ve en enteresanı da kiminin taassubu işletilmiş.

AB süreci ile birlikte son 10 yılda kılıf değiştirip, gayr-i Müslimlere, Hıristiyanlara, misyonerlere, Kürtlere ya da Türklere, Sünnilere ya da Alevilere, cemaatlere, gruplara ve entelektüel  çevrelere, sermaye sahiplerine ve üst bürokratlarla özellikle gazetecilere nüfuz eden, onların nabzını ve zaafını kundaklayan bir fesat şebekesi işbaşında.

Bu şebekenin adı, bizim literatürümüzde “Zındıka komitesi”dir. Hepsini arkadan planlıyor.
Zihinleri bulandırıyor.
Polemiklerle tevil yapan, Ergenekonu küçümseyen, sırf siyasi ve dini bir husumetle bu operasyonlarda başarılı olan grupları tenkit eden ve etme zaafını gösterenlerin “taassupları”nı işleterek zihinleri müşevveş etme çabasındadır...

Neden İslami hareketler, bir noktadan sonra sıçrama yapamıyor?
Neden her grubu kendi taassuplarına boğduruyorlar?
Neden gelişmeci, sosyal ve inkişafa ait mevzular her kitlenin daralmış kadrolarınca tukaka ediliyor?
Özellikle AB süreci ile birlikte, 28 Şubat’ın manen bunalttığı, 2001 mali krizinin de maddeten çökerttiği ülkemizde, 2000’le başlayan, ülkedeki  şu güzelin inkişaf, imkan ve hürriyetin arttığı devrede, sıranın ifsat komitelerinin deşifresine gelmesi, kaderin bir tecellisi ve Bediüzzaman hazretlerinin beklenen müjdesidir.
Çünkü bu inkişaflar, yüzyıl önceden asra fısıldanmış neticelerdir. Kimin masadak olduğu da konumuz dışında. Üstelik bunlar, siyasi ve siyasetin başarısı değil, imanın ve ondaki tezahürlerin yüzyıllık mirası ile elde edilen sonuçlardır.

Dün dersimize iyi çalıştıysak, bugün ise yeterince çalışmıyorsak, sınıfın tembelleri de ders çalışarak sabahlayıp sınava girdilerse, kimin muvaffak olacağını söylemeye gerek var mı?
Bu gelişmelerden rahatsız olmayı  anlamış değilim.
Yalnız anladığım tek şey var: Ehl-i  imanın bile Ergenekon konusunda arkadan çevrildiği ve yoğun bir telkin ve psikolojik iğfal altında tutulduğu.

Etrafınıza bu gözle bakın, çok şeyi fark edeceksiniz.
PKK, Kemalizm, terör, antidemokratik uygulamalar, hepsi sırayla  bitiyor.
Bundan memnun olmak, keyif almak, lezzet tatmak her ehl-i vicdanın görevidir. Bunları “kem küm”le, ”fakat”, ”ama”, ”ancak” ile tevil eden her bilgi şüphelidir. Çünkü, söyleyenin bizzat kaynağı olmadığı bilgi, bu konularda şaibelidir. Bize düşen, görünen neticeler  üzerinden  kamuoyuna mal olan vakıaları, Risalenin hürriyetçi prensipleri ışığında  basiretle doğru anlamaktır. Gerisi fesat bilgidir.
Varsın bu başarı hanesi, bir başkasına, ehl-i gayrete ait olsun.
Bundan da memnun oluruz.

Çünkü Risaleyi doğrulayan her hadiseden sınırsız sevinmek mecburiyetindeyiz. Kimin yaptığı değil, ne yaptığına bakarız.
Kader, hakedene verir. Neyi hak ediyorsa.
Ergenekoncu “Ser”lere dikkat.
Şükür ki, vatandaş daha şuurlu bu konuda.
Problem, komplo okuyan ve kirli bilgi  ile iğfal olup şapla şekeri, tuzla buzu karıştıran mutsuz, münekkit, tutunamamış ve baş olamayınca “ser”genekon olmaya yatkın ne kadar memba varsa iş başında.

Şükür ki, süfyanın dördüncü devresindeyiz. “Adileşir ve kendini muhafazaya çalışır, muhafaza edemez.” Dördüncü devre, bu işe meyleden, siyaseten körelen ve ahmakça sessiz kalıp seyreden gölgeleri de tasfiye edecek bir şekilde hürriyetçi dalgalarla büyüyor.
Alevilerden özür dilercesine güzel programlar yapan, Kürtçe kanal açan, demokratikleşmenin siyasi tarihimizdeki virüslerini çözen programları ile son zamanlarda dikkat çeken TRT bile başlı başına bir müspet inkişaf.

Sergenekonu çözen, bu konuda risk alan ehl-i hamiyeti yürekten kutluyorum. Dualarımız onlarla.
Demokrat, hürriyetçi ve meşruiyet içinde atılan her adım takdiri hak eder. Bu, insaflı ve hakperest olmanın esasıdır.

Sıra herkesin kendi sergenekonlarını çözmeye geliyor.  Aksi halde nefsin hileleri aldatmaya devam edecek. Aldatarak iş görenler, bilgiyi çarpıtanlar ve teville nefsanileştiren hal ve tavırlar,  nefsin ergenekonuna teslim olmaya mahkumdur. 

Bu anlamda, “Zülumatlı ve zulümlü hakiki irtica” Sergenekondur.
Allah bizi Sergenekondan ve bir zerre bile olsa tevil edip meyledenlerin şerrinden korusun.
“Zalimlere meyletmeyiniz” İlahı fermanı, en büyük emirdir.

canbey@risalehaber.com

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.