Sen kim oluyorsun

Nurettin HUYUT

Bana bir okuyucum sağ olsun mealen şöyle diyor: “sen mühendissin İslam hukukundan ne anlarsın, bilmediğin konulara girme, bırak o konuları ehil olanlar yazsın.”

Haklı söze ne denir?

Herkes bildiği konularda konuşsa ve yazsa bu karmaşa zaten olmaz. Mesela biz “Baykal’ı ikaz edelim, bilmediği konularda ahkâm kesmesin” derken kendimiz aynı hatayı irtikap ediyoruz haberimiz yok.

Nur Talebeleri kadar ihtisasa saygılı olan bir başka kesim görmedim. Kur’an’dan ve Risale-i Nur’dan aldıkları derse binaen bu konuda gayet hassastırlar.

O nedenle beni ikaz edenlere hak veriyorum. Ve burada yazı yazarken ihtisas alanım olmadığı halde birçok konuda yazı yazdığımı itiraf ediyorum.

“Neden böyle yapıyorum, bana değişik konularda yazma cesareti veren duygu nedir?” diye sordum kendime… Sonra şöyle bir sonuca vardım.

İslami ilimlerin mütehassısları var malum. Mesela hadis alimleri var onlara MUHADDİS deniyor. Ayrıca tefsir âlimleri var, onlara da MÜFESSİR deniyor. Fıkıh ilmini iyi bilenler var onlara da FAKİH deniyor. Mezheplerle ilgili mütehassıslar var. Hatta batıl mezhep mütehassısları ayrıdır, hak mezhep mütehassısları ayrıdır. Ben hepsini sayamıyorum ama biliyorum ki, birçok İslami konu var ve bu konuların mütehassısları var.

Aslında bu tasnif sadece ilim ehli arasında bilinen bir tasniftir. Yoksa sade vatandaş bunları ayırt edemez. Hepsini tek sıfatla ifade eder, “İslam Alimi” veya kısaca “alim” der çıkar işin içinden.

Onlar da sağ olsunlar bu konuda hiç renk vermezler. Her şeyi bilir edasında sorulan her soruya gayet ciddiyetle cevap verirler.

Oysa diğer meslek erbabı öyle davranmaz. Bir göz doktoruna dâhiliye konusunda bir hasta götürün sizi dinledikten sonra kibarca “bunu dâhiliye mütehassısına gösterirseniz daha iyi olur” der. Veya aynı şekilde bir göz hastasını dâhiliye uzmanına götürürseniz o da “gözcüye götürmenizi tavsiye eder.

Tüm meslek erbabı böyledir. Bir inşaat mühendisi, makine mühendisliğini ilgilendiren konularda konuşmadığı gibi, hiçbir fizikçi, başka bir meslek erbabının, mesela kimyagerin sahasına girmez.

Neden din konusunda bu böyle cereyan etmez. Mütehassıs sayılmayacak bir ilahiyat mezunu dinin her konusunda bilirmiş gibi konuşur. “Bu bir fıkhi meseledir bunu filan kişiye sorsanız daha iyi olur” demez. En büyük müçtehit gibi ahkam keser.

Demek sadece bu meselede hata yapan ben değilim. Bu işin uzmanı olmamış veya olmuş insanlarda maalesef yanlış yapıyor. Ve gerçekte ihtisas alanları olmadığı halde her konuda konuşuyorlar.

Belki de bu hastalık onlardan bize bulaşmış. Şayet onlar kendi mesleklerine birazcık olsun saygıları olsa ve kendi alanları olmayan konularda konuşmasalar, lisan-ı halleri ile usul öğretseler bizim gibi hiç bilmeyenler de belki ders alır, konuşmaktan veya yazmaktan imtina eder.

Aslında bu konuda ben onlardan daha az hatalıyım, her ne kadar İslami ilimlerde bir ihtisasım yoksa da, bu asrın müceddidi ve müçtehidi Bediüzzaman Said Nursi’nin yazmış olduğu bu asra hitap eden eserlerindeki konular hakkında hayli şey öğrendiğimi zannediyorum.

Ben acizane kırk senedir Risale-i Nurları okurum, mütalaa ederim, değişik mahfillerde derslere iştirak eder, fikir teatisinde bulunurum. (Biraz bu noktada enaniyeti konuşturmak durumunda kaldık kusura bakılmasın)

Ve Bediüzzaman Hazretleri “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir” diyor.
Ve sanırım beni cesaretlendiren de bu anlayıştır.

Her hangi bir konu hakkında Risale-i Nurlarda bir şey yazılmışsa onu okuyucularla paylaşmak hakkını kendimde bulabiliyorum. Evet, “ben dini konularda mütehassıs değilim ama bahse konu –mesela muaviye hukuku gibi bir konuda- kendi bildiklerimi değil de Risale-i Nurlardaki görüşleri aktarmak hususunda fazla derin bilgi sahibi olmam gerektiğine inanmıyorum.

Yani kendimi bir eczanede çalışan bir eczacı gibi görüyorum. Biri bir soru sorduğunda veya bir konu müzakereye açıldığında “bunun cevabı işte bu kutuda (ilgili bölümde) var” buyurun diyorum.

Kısacası Üstad’ın da ifade ettiği gibi “Çünkü, çok delillerle ve emârelerle tahakkuk etmiş ki, Risale-i Nur eczaları Kur'ân'ın tereşşuhâtıdır; bizler, taksimü'l-a'mâl kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhte edip o âb-ı hayat tereşşuhâtını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz.” (Mektubat sh. 413)

O nedenle hiç tereddüt etmiyorum. Zira bu güne kadar edindiğimiz tecrübelere dayanarak söylüyorum ki, hangi konu olursa olsun şayet o konu ile ilgili Risale-i Nur da bir izahat varsa mutlaka o izahat diğer tefsirlere göre daha isabetli ve daha doğru çıktığını görüyoruz. Buna binlerce şahit gösterebilirim ve daha doğrusu Risale-i Nur’u okuyan herkes gösteriyor.

Hem, Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nurlardaki konularla ilgili olarak, “Bu durûs-u Kur'âniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz.” (Mektubat sh. 413) demesi bu konuda farklı bir yaklaşımın olması gerektiğini gösteriyor.

Biz bunu böyle biliyor ve böyle inanıyoruz. Ama şunu da ifade etmeliyim ki, ihtisas ehli ulema bu meseleleri şerh ve izah etse elbette daha ikna edici ve daha itimat edilir olur. O günler gelecek inşallah o zaman biz de bu şekilde kendi alanımız olmayan konulara girmemiş oluruz.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.