Sekizinci mukaddimeye kendimce yorum-7

Nurettin HUYUT

(Muhakemat- Bediüzzaman Said Nursi)

 

Hattâ o derece oluyor, bunlardan biri taassup ve safsatasını terk ederek nâsın icmâ ve tevatürünü tasdik ettiği gibi, birden mezhep ve mesleğini tebdil etmeye muztar kalıyor.

 

Mezhep veya meslek önderlerinden bir kısmı ümmetin birleştiği bir meslekte gittiğini bildiği halde ve “icma-ı ümmet, şeriatta bir delil-i yakin” (Munazarat sh. 40) olduğuna inanmasına rağmen ve kendisinin de ittifak edilen noktayı tasdik ettiği halde orada durmayıp farklı bir kulvara girmesidir.

 

Nedeni müritlerini veya taraftarlarını başkasına kaptırmamaktır. Buna en çarpıcı örnek cemaatlerin bölündüğü 80’li yıllarda rastladığım bir uygulama bana bu meseleyi anlamamda güzel bir örnek teşkil etmişti. O da şudur; bir cemaat önderi Risale-i Nurları okurken okumanın daha iyi anlaşılması için yeni bir tarz geliştirmişti. Yani, daha klasik ders tarzlarından farklı bir yöntem oluşturmuştu.

 

Kendisine  “Üstad zamanında bu tarzda bir okuma şekli yoktu sen neden bu şekilde bir yöntem uyguluyorsun” diye sorulduğunda. O Zat, çok açık ve net bir ifade ile “herkes bir şekil bulmuş gidiyor ben de düşündüm bu şekli buldum ve uyguluyorum ne zararı var.” Demişti. Anlaşılan kendisinin ve cemaatinin farklı olduğunu vurgulamak ve müntesiplerini bir arada tutmak için belli bir yönteme ve tarza ihtiyaç duymuştu ki, böyle bir uygulamayı başlatmıştı,

 

Yaptığı iş batıl bir iş değildi ama bir fikir veriyordu. Ayrı olmak, ayrı bir cemaat oluşturmak ve kendine has bir mürit kitlesi geliştirmek için bu ve buna benzer yöntemler gerekli idi. O da üşenmeden buna tevessül etmişti.

 

Bu durum her zaman bu kadar masum bir tarzda olmamaktadır. Geçmişte birçok batıl mezhep bu şekilde ortaya çıkmış olduğu müellif tarafından ifade ediliyor. Meslek ve meşrebinin farklı olduğunu göstermek ve taraftarlarını diğer mezhep liderine kaptırmamak amacıyla yanlış bir tarzı uygulamaya koymak zorunda olan mezhep liderlerinin geçmişte yaşadığını ifade ediyor.

 

Halbuki taassup yerinde hak ve safsata yerinde bürhan; ve tadlil-i gayr yerinde tevfik ve tatbik ve istişare ederse, dünya birleşse, hak olan mezhep ve mesleğini bir parça tebdil edemez.

 

Halbuki böyle davranmayıp hakkı her şeyin üstünde tutsa ve her meselede burhan ve delile yapışsa başkasını kötüleyerek kendini yüceltmek yerine meşveret ve şura ile gitse hiçbir zaman böyle durumlara düşmeyecek ve haktan ayrılmayacak, batıl yollara sapmayacaktır.

 

Yukarıda ifade edilen ve Şeriatın kötülediği ve reddettiği üç temel yanlıştan da kurtulmuş olur.

 

1-     Taassuptan, yani, hak olmayan batıl düşüncelere körü kötüne inanmaktan kurtulur. Hak mezhebe girer.

 

2-     Akla mantığa uymayan, icma’ı ümmetin üzerinde ittifak etmediği uydurma fikirlere inanmaktan kurtulur ve burhana dayalı, ümmetin üzerinde ittifak ettiği hak mezhebe inanır.

 

3-     Meslek ve meşrebinin veya mezhebini yayarken diğer mezhep liderlerini veya taraftarlarını kötüleme ihtiyaç duymaz. Başkasının batıl olduğunu anlatmak suretiyle kendisinin doğru olduğunu ifade tarzını seçme yoluna girmez. Başkasının dalaletini sayıp dökme gibi gıybeti de kapsayan yanlış bir tarza bulaşmaz.

 

Yani özetle batıl bir yola girerek ahiretini yakma gibi bir yanlışı da irtikâp etmemiş olur.

 

Nasıl ki, zaman-ı saadette ve Selef-i Salihîn zamanlarında hükümferma hak ve bürhan ve akıl ve meşveret olduklarından, şükûk ve şübehatın hükümleri olmazdı.

 

Bu duruma en güzel misal asr-ı saadet dediğimiz sahabeler asrından verilebilir. O asırda insanlar Peygamberden aldıkları terbiye ile her işlerini meşveretle yaptıklarından hiçbir zaman batıla düşmemişlerdir.

 

Bu iş ne zamana kadar sürmüş? Bu durum beş yüz sene devam etmiş; ne zaman ki, istibdadın katı uygulaması her tarafa kök salmış, istibdadı insanlar iliklerine kadar hisseder olmuş işte o zaman bu batıl mezhepler de ortaya çıkmış. Yani, istibdat meşvereti yok etmiş meşveretsizlik de batıl mezheplerin türemesine neden olmuş.

 

Bunu şu veciz ifade ile Bediüzzaman Hazretleri Münazarat adlı eserinde şöyle ifade ediyor. “Mutezile, Cebriye, Mürcie, Mücessime gibi dalâlet fırkalarını İslâmiyetten intâc eden mesâil-i dîniyedeki istibdâd-ı ilmîdir” (Münazarat sh. 32)

 

Devletin katı yönetimi her yere sirayet etmiş ta medreselere kadar ulaşmış ve orada bu durum ilmi istibdada dönmüştür. İlmi, yani âlimlerin istibdadı da yukarı da beyan edildiği gibi batıl mezheplerin ortaya çıkmasına, batıl mezhepleri doğurmasına neden olmuştur.

 

Baskıdan kurtulmak için farklı kulvara girmek isteyen cemaat önderleri müntesiplerini tutabilmek için batıla bile bile girmek durumunda kalmışlardır. Hürriyet ortamı olmadığından insanlar fikirlerini hür iradeleri ile ifade edemediklerinden yanlış ve şüpheli fikirler doğru ve sağlam düşünceler gibi yayılma istidadı göstermiştir.

 

Bu durumdan kurtulmanın tek yolu meşveret ortamını alabildiğine hür bir ortama taşımaktan geçmektedir. Her işin meşveretle yapıldığı ortamlarda yanlış düşünceler makes bulmaz kaybolur gider.

 

Kezalik görüyoruz ki: Fennin himmetiyle, zaman-ı halde filcümle, inşaallah istikbalde bitamamihî hükümfermâ, kuvvete bedel hak; ve safsataya bedel bürhan; ve tab’a bedel akıl; ve hevâya bedel hüdâ; ve taassuba bedel metanet; ve garaza bedel hamiyet; ve müyûlât-ı nefsaniyeye bedel temayülât-ı ukul; ve hissiyata bedel efkâr olacaklardır.

 

Bu uzun cümle gelecek için ümit veren bir cümledir. Hem buraya kadar anlatılanlara baktığımızda müellif -başta da dediğimiz gibi- İslamiyet’in her tarafa kök salacağını ispat babında mükemmel bir noktaya ulaştırmıştır.

 

Geri kalmışlığın, parçalanmanın, cehaletin gerçek kaynağını bir güzel ispattan sonra bulunduğumuz asrın eğitim metotlarından kaynaklanan bir sonuç sayesinde hak ve hakikatin, doğru İslamiyet’in hükümferma olacağı konusunda şüphe bırakmayacak bir şekilde ispat etmeyi başarmıştır.

 

İnsanlar fen eğitimi aldıklarından artık akıllarını kullanacaklardır. “Akıl için yol birdir” kaidesince de her meselede akla ve fenne müracaat edecek, aklın ve bilimin kabul etmediği bir hakikati de kabul etmeyecektir. İnsanlar şu sekiz meselede artık doğru olandan yana olacaktır.

 

Onlar da şunlardır:

 1-     Kuvvete bedel hakkı kabul edecek, hukukun üstünlüğüne inanacak, hakkı tutup kaldıracak. Devletler seviyesinde bile haklıdan yana olacak haksızlığın karşısına dikilecektir.

 

2-     Yalan yanlış fikirlere körü körüne inanmak yerine ispatlanmış ve doğruluğu onaylanmış ve bilimin kabul ettiği doğru şeylere inanacak ve takip edecektir. Yani hak dine sahip çıkacaktır.

 

3-     Teb’a olmayacaktır. Sadece bir liderin peşinden gitmek yerine. Hak kimin elinde ise ona inanacak ve onunla beraber olacaktır. Aklın gereğini uygulayacaktır.

 

4-     Hevasına uymayacak, nefsin kötü isteklerine boyun eğmeyecektir. İlahi vahye uyacak ve hidayeti Allah’tan isteyecektir. Hüdaya (Allah’a) tabi olacaktır. Allah ne istemişse ona boyun eğecek ve Abdullah olduğunu gösterecektir.

 

5-     Körü körüne bağlanmak yerine hakta metaneti tercih edecektir. Savunduğu fikirden dolayı zarar da görse bir santim ayrılmayacak. Doğru olan noktada duracaktır. Doğruyu, İslamiyet’e ait doğruları savunmaktan çekinmeyecektir. Önder kabul ettiği kimse nereye giderse gitsin ne kadar büyük bir zat olursa olsun yanlışını çekinmeden yüzüne savuracak doğruyu söylemek ve uygulamaktan imtina etmeyecektir.

 

6-     Garazkâr olmayacak, hamiyetli olacaktır. Himmetini doğru yerde ve doğru kişilerle beraber kullanacaktır.

 

7-     Nefsin meyillerine göre değil aklın gereklerine göre hareket edecektir. “Canım istiyor” demeyip, Canım diye tarif ettiği nefsin isteklerine karşı “Ey nefs-i emmârem! Sana tâbi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana musahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelâle abd olurum.” (Mesnevi-i Nuriye sh. 94) diyecektir.

 

8-     Hislerin kölesi olmayacak, duygusal davranmayacak, kalbinin sevdiğine değil aklının gösterdiğine, bilimin işaret ettiğine doğru gidecek ve ona tabi olacaktır.

 

İşte bu sekiz kıyaslama ile de anlaşılacağı gibi bu asır ve gelecek asrın insanı hakkı ve hakikati, yani hak dini kabul ve tasdik edecek ve yolundan gidecektir.

 

nurettinhuyut@risalehaber.com

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.