Şehir, Medeniyet ve Kültür Retoriği

Unutulmamalıdır ki, gelenek, medeniyet merkezli bakış açısının hareket noktası, modernizm karşısında yaşanan travmadır

Mükemmel bir geçmiş olarak gelenek, hem sığınılacak bir melce hem de Müslümanların kendilerini ifade edebilecekleri bir zemin sağlamış oldu. Modern olanın ellerinden aldığı her şeyi gelenek cömertçe sunuyordu: İyi ve güzel şeyleri; el değmemiş hatıraları saklayan çeyiz sandığı gibi. Mimarinin, musikinin, edebiyatın en güzel eserleri; ahlakın, adaletin, hukukun en güzel timsalleri hep orada, kullanıma hazır bekliyordu.

Mükemmel bir geçmişin, daima "mükemmel bir gelecek" fikrini de doğurup beslediğini söylemeye bile gerek yok. Gelenekte örneklerini gördüğümüz her güzelliği, gelecek güzel günlere de taşıyabilirdik. Bugünü, bugün ortaya konanları toptan kötü, değersiz gösteren bu kötücül bakış açısı, az önce andığımız bilinç yarılmasının da temel nedenlerinden biridir.

Müslümanların yakın tarihimizde şehir, medeniyet, kültür gibi konuları daima kendilerini dışlaştırarak, bir kenara ayırarak ele alışlarında; şehir hayatından söz ederken hep şikâyetçi bir üslup kullanmalarında, entropik bakış açısı ve elbette buna bağlı olarak yaşanan bilinç yarılması etkili olmuştur. Betonlaşmadan, asfalttan, otomobilden şikâyet edip atalarımızın evlerini bir ömürlük ahşap malzemeden yaptığından, evlerin sokakların önce insan gözetilerek konumlandırıldığından söz ederken; hiç birimiz ahşap evler yapmayı göze alamadık. Bu göze alamayış geçmişin güzelliğinden söz etmeyi sadece romantikleştirdi ve şimdiden, şimdinin sorunlarından da kaçışı sağladı. Dahası şimdiyi değiştirmeye, dönüştürmeye yönelik bir tutum almaya, sorumlulukları kuşanmaya dönüşmediği için de gelenek vurguları retorikleşti.

Dünyabülteni

Güncel Haberleri