Ali Akkuş'un haberi;
Bunlardan birincisi basınla olan ilişkisi, diğeri ise 'her şeyi hukuk içinde yapacağız' vurgusu.
Hal böyle olunca Paşa'nın tutuklanması, medya ve hukukçular arasında ciddi tartışmalara neden oldu. Belgeye 'kâğıt parçası', LAW'a 'boru' demesiyle hatırlanan Başbuğ'un konuşmaları; Balıkesir'de parmak sallaması, savaş gemisinden tehdit etmesi ve komutanları arkasına alarak sivil savcılara talimat vermesiyle sınırlı değil. Onu tam manasıyla değerlendirmeye tabi tutabilmek için gazetelere verdiği röportajlara da bakmakta fayda var. Görülen o ki, komutanın orada söyledikleri, savcılıkta 'haberim yoktu' savunmasını çürütür nitelikte.
Mesela, 2010'un Şubat ayında Habertürk gazetesine söyledikleri. Süren davalar için, "Böyle rezillik olur mu, yeter yahu!" diyen Başbuğ, Koç Müzesi'ndeki denizaltının denge merkezindeki hassas noktaya yerleştirilen patlayıcılarla ilgili soruşturmayı 'saçmalık' olarak görüyor. "Denizaltılarda patlayıcı bulunur. Bazen düşmanın eline geçmesin diye denizaltıyı batırmak için kalmış olabilir." diyerek iddianameyi değersizleştirmeye çalışıyor. Başbuğ döneminde TSK, muhalefet partilerinden daha çok kullanıyordu medyayı. 15 Mart 2010'da Hürriyet gazetesine manşet oldu. General Saldıray Berk'in Erzincan'daki Ergenekon davasında 'bir numaralı' sanık olarak yargılanmasına karşı çıkıyor. "Saldıray Berk'le görüştüm. Bizlere çeşitli defalar iddia edilen olaylarla hiçbir ilişkisinin bulunmadığını ifade etti." diyor. 'Şüpheli' generali, "Gerçekler bunlar. Gerçeğin ve Saldıray Berk'in arkasındayız." sözleriyle savunuyor. Saldıray Berk, şu anda CHP'den milletvekili olan İlhan Cihaner'le birlikte Yargıtay'da yargılanıyor. Davanın Yargıtay'a gitmesi skandallarla dolu. Fakat Erzurum'da hazırlanan iddianamede ağır suçlamalar var. Cihaner'in başsavcılık yetkisini kötüye kullanarak, İsmailağa cemaati soruşturmasını gerekçe gösterip Başbakan Tayyip Erdoğan'dan, bakanlara hatta Yeni Şafak Gazetesi patronu Ahmet Albayrak'a kadar dinlemediği isim kalmamış. Cihaner, neler yaptığını şu cümleyle itiraf ediyor: "Başbakan'ın da içinde olduğu bu konuşmaları (basına) vermiş olsaydım, Türkiye'de siyasî kompozisyon değişir, yer yerinden oynardı."
ADLİYE ÜZERİNDE SAVAŞ UÇAKLARI UÇTU
İlker Başbuğ, Berk'i Fatih Altaylı'ya da anlatıyor. "TSK ile ilgili iddiaları soruşturuyor musunuz?" sorusuna, Erzincan üzerinden cevap veriyor: "Biz gerekeni yapıyoruz ve yapacağız. Ama bakın bütün bunlar benim askerimin moralini bozuyor. Ben askerimin moralini bozan herkesle savaşırım." Bu röportaj Şubat 2010'da yayınlanıyor. Röportajdan üç ay sonra mayıs ayında Erzurum'da, bahsedilen davanın yargılamasını yapan mahkemenin üzerinde iki savaş uçağı alçak uçuş yapıyor. Bütün Türkiye'nin 'gözdağı' diye nitelendirdiği uçuşlar için Genelkurmay 'rutin'di diyor. Tıpkı 28 Şubat'ta Sincan'da sokakta yürütülen tanklar için dendiği gibi. Başbakan Erdoğan'ın evinin üstünde alçak uçuş yaparken Aksa Camii'nin minaresine çarpan Fantom'lar da Balyoz planının rutinleriyle aynı döneme rastlamıştı nedense.
Türkiye, faili meçhul cinayetlerle de yüzleşiyor. Eski Başkan Başbuğ buna karşı çıkıyor. Uğur Dündar'la konuşurken hakkında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi olan emekli Albay Cemal Temizöz'ü savunuyor: "Terörle mücadelede görev yapmış, canını feda etmekten kaçınmamış subayların haksız yere suçlanmaları beni çok rahatsız etti. Bir terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar. Cemal Temizöz, buna bir örnek.''
İlker Başbuğ, savcılıkta İnternet Andıcı'nın kendisine sunulmadığını belirtip haberinin olmadığını söylüyor. Bu doğru olabilir mi? "Bakın burası Türk Silahlı Kuvvetleri. Muz cumhuriyeti ordusu değil. Burada disiplin tamdır. Emir-komuta zinciri tamdır... İşte benim dönemime bakın. Bir tek ses çıktı mı Silahlı Kuvvetler'den? Bir çıt çıktı mı? Olmadı. Olmaz." Bu ifadeler de aynı röportajdan. İnternet Andıcı ve 'AK Parti'yi Bitirme Planı' davasında yargılanan sanıklar, Başbuğ'un karargâhında bulunan isimlerden oluşuyor. Albay Dursun Çiçek örneğin. Erzincan'daki dava başta olmak üzere ıslak imzalı plan ve İnternet Andıcı davasında da kilit isim. Davaya delil olan belgelere bakınca hükümeti yıkmak için hazırlanan her planın 'medya ve hukuk' üzerinden kurgulandığı görülüyor. Albay rütbesindeki birinin Karargâh'ta bu kadar etkili olmasının arkasındaki 'dinamikler' Silivri'de ortaya çıkacak gibi görülüyor.
Zaman