ABD ve İsrail'in saldırıları sonrası İran'ın misillemelerinde ABD merkezli teknoloji şirketi Amazon Web Service'in Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki tesisleri vurulurken şirketin bulut hizmetlerinde de kesintiler yaşanıyor.
SETA araştırmacısı ve Azerbaycan Hazar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Gloria Shkurti Özdemir, dijital altyapının artık yalnızca jeopolitik bir kaldıraç değil, doğrudan fiziksel çatışmanın hedefi haline geldiğini belirtti.
Tarihsel olarak savaşlarda petrol rafinerileri, limanlar, köprüler ve enerji santrallerinin hedef alındığını anımsatan Özdemir, "Bunlar sanayi çağının ekonomik ve lojistik omurgasını oluşturuyordu. Dijital çağda ise veri merkezleri benzer bir stratejik konuma yükselmiş durumdadır. Çünkü modern ekonomilerin, finansal sistemlerin ve kamusal işleyişin veri akışı üzerine kurulu olduğu bir dönemde, bu merkezler kritik düğüm noktaları haline gelmiştir." şeklinde konuştu.
YURT DIŞINDAKİ VERİ MERKEZLERİ ABD İÇİN STRATEJİK İŞLEV GÖRÜYOR
Özdemir, hedef alınan tesislerin Amerikan şirketleri tarafından işletilen veri merkezleri olduğuna değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"ABD tarihsel olarak gücünü yurt dışındaki askeri üsler üzerinden projekte etti. Hava üsleri, deniz üsleri ve lojistik merkezleri bu stratejinin temel unsurlarıydı. Bugün ise yurt dışındaki büyük ölçekli veri merkezleri benzer bir stratejik işlev görüyor. Bu yapılar bir tür 'dijital üs' niteliği taşıyor. ABD’nin teknolojik varlığını genişletiyor, Amerikan şirketlerini bölgesel devlet kapasitesine entegre ediyor ve finansal sistemleri, kamu altyapılarını hatta bazı durumlarda savunma mekanizmalarını ABD kontrolündeki dijital altyapıya bağlıyor. Bu nedenle söz konusu tesisler salt ticari yatırımlar olarak değil, ileri konuşlanmış stratejik altyapılar olarak da algılanmaktadır. Sivil sistemler, devlet veritabanları ve hassas operasyonel süreçler bu merkezlere bağımlı hale geldiğinde, bu altyapılar fiilen çift kullanımlı bir karakter kazanır. Uluslararası çatışma tarihinde ise çift kullanımlı altyapılar sıklıkla meşru hedef kategorisine dahil edilmiştir."
Savaşın geleneksel alanları olan kara, deniz ve havanın artık dijital alanın fiziksel altyapısıyla kesiştiğine vurgu yapan Özdemir, "Veri altyapısı jeopolitik rekabetin bir aracı olmaktan çıkarak doğrudan savaş alanının bileşeni haline gelmiştir. Bu, 21. yüzyılda gücün örgütlenişine ve icrasına dair yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir." dedi.
ABD TEKNOLOJİYİ IRAK VE AFGANİSTAN'DA DA KULLANDI
Özdemir, yapay zekânın uzun süredir savaşın bir parçası olduğuna işaret ederek, bugün yaşanan gelişmelerin yapay zekanın savaşa yeni girmesi değil, karar alma mimarisine daha derin ve yapısal biçimde entegre edilmesi olduğunu ifade etti.
ABD'nin askeri operasyonlarını uzun zamandır ileri teknoloji şirketleriyle yakın iş birliği içinde yürüttüğüne vurgu yapan Özdemir, "Irak ve Afganistan savaşları sırasında Palantir, sahadaki verilerin birleştirilmesini ve isyancı ağların analizini mümkün kılan istihbarat platformları sağladı. Google’ın Project Maven programı insansız hava araçlarından gelen görüntüleri analiz etti. Microsoft Azure ve Amazon AWS savunma bulut altyapılarını destekledi. Lockheed Martin, Raytheon ve Northrop Grumman gibi savunma şirketleri ise füze savunma sistemlerine, ISR platformlarına ve otonom araçlara makine öğrenmesi uygulamalarını entegre etti." şeklinde konuştu.
YAPAY ZEKA SAVAŞ ALANLARINDA OPERASYONEL SEÇENEKLER ÜRETİYOR
Özdemir, bu sistemlerin o dönem ağırlıklı olarak analitik ve destekleyici nitelikte olduğuna değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Örüntü tanıma, lojistik optimizasyon, görüntü analizi ve veri sınıflandırma gibi daha dar işlevlere odaklanıyorlardı. Bugün fark yaratan unsur, OpenAI ve xAI gibi şirketlerin geliştirdiği büyük ölçekli temel modellerin devreye girmesidir. Bu modeller yalnızca veri analiz etmekle kalmıyor, çoklu alanlarda muhakeme yürütebiliyor, senaryo simülasyonları üretebiliyor ve yapılandırılmış karar destek sağlayabiliyor. Artık mesele sadece görüntü tanımak değil, operasyonel seçenekler üretmek, rakip davranışlarını modellemek, stratejileri stres testine tabi tutmak, farklı istihbarat kaynaklarını sentezlemek ve olası tırmanma senaryolarını öngörebilmek haline gelmiştir."
SİVİL VE ASKERİ TEKNOLOJİ ARASINDAKİ SINIR GİDEREK DAHA GEÇİRGEN HALE GELİYOR
Bu durumun yapay zekanın analiz katmanından savaşın bilişsel katmanına doğru ilerlediğini gösterdiğini anlatan Özdemir, modern savaşta belirleyici unsurun çoğu zaman hız olduğunun altını çizdi. Özdemir, şu ifadeleri kullandı:
"Askeri teoride OODA döngüsü, gözlemle, yönlendir, karar ver, uygula, temel çerçeve olarak kabul edilir. Bu döngüyü daha hızlı işleten taraf operasyonel üstünlük sağlar. Önceki dönemde ABD’nin üstünlüğü büyük ölçüde donanım kapasitesine dayanıyordu, ancak karar süreçleri hâlâ insan hızında ilerliyordu. İleri yapay zeka sistemleri yönlendirme ve karar aşamalarını hızlandırarak bu dengeyi dönüştürmektedir. Bu nedenle bazı analistler mevcut eğilimi 'hızlandırılmış savaş' olarak tanımlamaktadır.
Bu dönüşüm caydırıcılık hesaplarını da yeniden şekillendiriyor. Bir taraf tırmanma senaryolarını daha hızlı analiz edebiliyor, rakibin muhtemel tepkilerini simüle edebiliyor ve operasyonel planlamayı optimize edebiliyorsa, stratejik avantaj elde eder. Karar alma temposundaki bu fark, çatışmanın seyrini doğrudan etkileyebilecek bir unsurdur. Ayrıca bu gelişme, Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki ilişkiyi de yapısal olarak dönüştürmektedir. Savunma inovasyonu artık yalnızca geleneksel savunma yüklenicileri üzerinden şekillenmemekte, ticari amaçlarla geliştirilen temel yapay zeka modelleri doğrudan ulusal güvenlik mimarisine entegre edilmektedir. Bu süreç, sivil ve askeri teknoloji arasındaki sınırın giderek daha geçirgen hale gelmesine yol açmaktadır."
"İSRAİL’İN YAPAY ZEKADAN SAĞLADIĞI ASKERİ FAYDA AZIMSANACAK DÜZEYDE DEĞİL"
Özdemir, İsrail'in de uzun süredir yüksek teknolojiyle entegre çalışan bir askeri yapıya sahip olduğuna işaret ederek, bu nedenle yapay zekanın İsrail için yeni bir unsur olmadığını söyledi.
ABD merkezli bulut altyapısına erişimin bu kapasitenin ölçeğini ve hızını belirgin biçimde artırdığına dikkati çeken Özdemir, "Gazze savaşı sırasında Lavender, Where’s Daddy ve Gospel gibi sistemlerin hedef üretimi ve önceliklendirme süreçlerinde kullanıldığına dair bilgiler kamuoyuna yansıdı. Bu sistemler büyük hacimli istihbarat verisini işleyerek geniş hedef listeleri oluşturdu. Bu, İsrail’in istihbarat toplama ile operasyonel karar arasındaki süreyi ciddi biçimde kısaltabildiğini göstermektedir." dedi.
Gloria Shkurti Özdemir, sistemin daha fazla veri, daha hızlı analiz ve daha kısa onay süreçleri konusunda avantaj sağladığına değinerek bunun da hedef üretiminin hacmini ve operasyonel yoğunluğunu artırdığını belirtti. Özdemir, şunları kaydetti:
"Ancak bu avantaj yalnızca teknik bir üstünlük değildir, aynı zamanda ciddi riskler içermektedir. Hedef üretiminin algoritmik sistemler üzerinden ölçeklenmesi, insan denetiminin fiilen zayıflaması anlamına gelebilir. Gazze bağlamında bazı sistemlerin ürettiği hedef listelerinin sınırlı bir insan kontrolünden geçtiği iddiaları, karar sürecindeki ağırlık merkezinin algoritmalara doğru kaydığını göstermektedir.
Bu nedenle İsrail’in yapay zekadan sağladığı askeri fayda azımsanacak düzeyde değildir. Özellikle istihbarat işleme, hedef önceliklendirme ve operasyonel hız açısından belirgin bir avantaj söz konusudur. Ancak bu hızlanma aynı zamanda hata riskini, sivil zarar ihtimalini ve hesap verebilirlik sorunlarını büyütmektedir."
aa