Ramazân Okumaları-2

Salahattin ALTUNDAĞ

“Şeâîrin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazân-ı Şerîfe dâir olan bu ikinci kısımda, bir kısım hikmetleri zikredilecektir.”

Mektûbât 398: Yirmidokuzuncu Mektûb/İkinci Risâle olan İkinci Kısım
(Ramazân Risâlesi’nden)

Şeâîr:

"Şeâîr" kelimesi, genellikle İslâm'ın sembollerini, göstergelerini veya dışa vurumlarını ifâde eder. Bu terim, Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs literatüründe, İslâm'ın dışsal ibâdet şekilleri, kutsal işâretler ve dinî ritüelleri belirtmek için kullanılır. Şeâîr, Allâh'ın varlığına ve birliğine, İslâm'ın temel inânç ve ibâdetlerine işâret eden, bu inânçların toplum içinde görünür kılınmasını sağlayan dinî semboller ve ritüeller olarak anlaşılabilir.

Şeâîr, özellikle toplumsal bir kimlik ve aidiyet hissi oluşturmak, Müslümânların dinî inânçlarını ve değerlerini ifâde etmek, aynı zamânda bireyler arası ve toplum ile Allâh arasındaki bağı güçlendirmek amacıyla önemlidir. Şeâîr, Müslümânların inânçlarını ve ibâdetlerini toplum içinde bir arada ve uyum içinde yaşamalarını sağlayan, dinî değerlerin ve prensiplerin korunması ve nesilden nesile aktarılmasında kilit bir role sâhip olan pratiklerdir. Bunlar, aynı zamânda dinî duyguları, takvayı ve Allâh'a olan bağlılığı pekiştiren, Müslümân topluluğunun mânevî ve sosyal yapısını güçlendiren önemli unsurlardır.

İslâmiyetin Şeâîrleri:

İslâmiyet'teki şeâîr (dini semboller ve ritüeller) çok çeşitlidir ve bunların önem sıralaması yapmak, çeşitli faktörlere göre değişebilir. Ancak, genel olarak İslâm'ın temel ibâdetlerini ve dinî pratiklerini, genel kabûl görmüş bir önem sırasına göre sıralamak mümkündür. Bu sıralama, İslâm'ın beş temel şartını temel alarak yapılabilir, çünkü bu şartlar İslâm'ın en temel ibâdet ve inânçlarını temsîl eder ve Müslümânların hayâtında merkezî bir yer tutar:

  1. Şehâdet: İslâm'ın ilk şartı, Allâh'tan başka ilâh olmadığına ve Hazret-i Muhammed'in (asm) Allâh'ın elçisi olduğuna şâhitlik etmektir. Bu, bir Müslümân'ın inâncının temelini oluşturur ve İslâm'a girişin ilk adımıdır.
  2. Namâz: Günlük beş vakit namâz, Müslümânların Allâh ile olan bağlarını güçlendiren, düzenli bir ibâdet ve rûhsal disiplindir. Namâz, bir Müslümân'ın gününü düzenleyen ve mânevî bir bağlılık gösteren temel bir şeâîrdir.
  3. Oruç: Ramazân-ı Şerîf ayında tutulan oruç, yılın belirli bir zamânında gerçekleştirilen ve Müslümânların sabır, disiplin ve Allâh'a olan bağlılıklarını gösteren bir ibâdettir.
  4. Zekât: Malların belirli bir kısmının ihtiyâç sâhiplerine verilmesi, sosyal adâletin sağlanmasına katkıda bulunan ve toplumdaki zenginlik dağılımını düzenleyen bir ibâdettir.
  5. Hac: hayâtında en az bir kez, maddî ve fiziksel olarak gücü yeten Müslümânların Kâbe’yi ziyâret etmeleri gereken bir ibâdettir. Hac, İslâmi birliği ve kardeşliği simgeleyen, tüm dünyâdan Müslümânların bir araya geldiği büyük bir toplanmadır.

Bu beş temel şart, İslâm'ın en önemli şeâîrleridir ve her biri, Müslümânların inânçlarını ifâde etme ve yaşama şekillerinde merkezî bir rol oynar. Yukarıda bahsedilenler dışında, İslâm'da şeâîrin daha geniş bir yelpazesi bulunmaktadır. Ancak, tüm şeâîrleri kesin bir önem sırasına göre sıralamak zordur, çünkü her birinin önemi, bireyin mânevî hayâtındaki rolüne ve toplumsal bağlamına göre değişiklik gösterebilir. İslâmiyetteki başka şeâîrler arasında şunlar da bulunmaktadır:

  1. Ezân ve İkâmet: Namâz vakitlerinin başlangıcını ve topluluğu namâza çağırmanın sembolik bir yolu olarak önem taşır.
  2. Cuma Namâzı ve Hutbesi: Haftalık toplu ibâdetin ve Müslümân topluluğunun bir araya gelmesinin sembolüdür.
  3. Sarık, Takke ve Tesettür: Müslümânların giyiminde dinî kimliği ifâde eden öğelerdir. Özellikle tesettür, kadınların örtünme pratiği ile ilişkilidir ve takva ile edep sembolüdür.
  4. Dinî Bayramlar: İslâmi takvimdeki önemli dinî günler ve toplumsal kutlamaları içerir. Müslümânlar, Ramazân-ı Şerîf Bayramı ile Ramazân-ı Şerîf ayının sonunda orucun bitişini; Kurbân Bayramı ile de Hac döneminde kurbân ibâdetini kutlarlar.
  5. Kur’ân-ı Kerîm Okumak ve Hâfızlık: Kur’ân-ı Kerîm'in okunması, öğrenilmesi ve ezberlenmesi, İslâm'ın kutsal metnine olan bağlılığın ve saygının bir göstergesidir.

Bu örnekler, İslâm'daki şeâîrin çeşitliliğini ve genişliğini göstermektedir. Her bir şeâîr, Müslümânların inânçlarını yaşama şekillerini, dinî kimliklerini ve topluluk içindeki birlikteliklerini ifâde eden önemli bir rol oynar. Bunlar, dinî inânçların günlük yaşamda somutlaşmasına ve dinî değerlerin korunup aktarılmasına yardımcı olur.

Şeâîrin Önemi:

Şeâîr, bir dinin sembolleri ve ritüelleri olarak, dinî inânçların ve değerlerin somutlaşmasında, toplumsal birliğin sağlanmasında ve mânevî yaşamın derînleştirilmesinde önemli bir role sâhiptir. Bir din içinde şeâîrin bu kadar önemli olmasının birkaç temel nedeni vardır:

  1. Toplumsal Kimlik ve Âidiyet Hislerinin Güçlendirilmesi: Şeâîr, bireyler arasında ortak bir kimlik ve âidiyet duygusu oluşturur. Belirli ibâdetlerin, dinî ritüellerin ve sembollerin uygulanması, aynı inânç sistemini paylaşan bireyler arasında bir bağ kurar ve toplumsal birlik ve dayanışmayı pekiştirir.
  2. İnânçların Somutlaştırılması: Şeâîr, soyut inânçları somutlaştırır ve görünür kılar. Dinî inânçlar ve değerler, şeâîr aracılığıyla günlük yaşamın bir parçası hâline gelir, böylece inânçlar bireylerin hayâtında daha etkin ve anlamlı bir rol oynar.
  3. Mânevî Yaşamın Derînleştirilmesi: Şeâîr, bireyin mânevî yaşamını derînleştirmeye yardımcı olur. Dinî ritüeller ve ibâdetler, bireyin kendisini dinî inânçlara daha yakın hissetmesini sağlar ve rûhsal bir arınma, yenilenme sürecine katkıda bulunur.
  4. Dinî Öğretilerin Korunması ve Aktarılması: Şeâîr, dinî öğretilerin korunması ve nesilden nesile aktarılmasında merkezî bir rol oynar. Dinî ritüeller ve semboller, dinî bilgi ve değerlerin somut örnekleri olarak, dinî öğretilerin kolayca öğrenilmesini ve hatırlanmasını sağlar.
  5. Disiplin ve Kendini Kontrol Etme: Bazı dinî ritüeller, bireyin kendini disipline etmesini ve nefsine hâkim olmasını gerektirir. Oruç tutmak gibi ibâdetler, bireye sabır, dayanıklılık ve öz kontrol gibi değerleri öğretir ve kişisel gelişimine katkıda bulunur.
  6. Toplumsal Adâlet ve Yardımlaşmanın Teşvîk Edilmesi: Şeâîr, toplumsal adâlet ve yardımlaşma değerlerini teşvîk eder. Zekât vermek gibi dinî yükümlülükler, zengin ile fakir arasındaki sosyal adâletin sağlanmasına yönelik pratiklerdir ve toplumda dayanışma ve yardımlaşmayı güçlendirir.
  7. Dinî Duyguların ve Bağlılığın Pekiştirilmesi: Dinî ritüeller ve ibâdetler, bireylerin dinî duygularını ve Allâh’a olan bağlılığını pekiştirir. Bu pratikler, bireyin dinî inânç ve değerlerle olan ilişkisini güçlendirir ve onu dinî yaşamın daha aktif bir parçası hâline getirir.

Bu nedenlerle, şeâîr bir din içinde sâdece inânçların ifâde edilmesi ve yaşanması açısından değil, aynı zamânda toplumsal ve mânevî açıdan da büyük bir öneme sâhiptir.

“Şeâîrin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazân-ı Şerîf”

"Şeâîrin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazân-ı Şerîf" ifâdesi, İslâm'ın sembollerinden ve ritüellerinden en önemlisi olarak Ramazân-ı Şerîf ayını vurgulamaktadır. Bu ifâde, Ramazân-ı Şerîf'in sâdece bir zamân dilimi olmanın ötesinde, Müslümânlar için derîn mânevî anlamlar taşıyan, ibâdet, rûhsal arınma, dayanışma ve cömertlik gibi değerlerin yoğun olarak yaşandığı bir dönem olduğunu işâret eder. Ramazân-ı Şerîf, İslâm'ın beş temel şartından biri olan orucun tutulduğu ay olup, bu süreçte Müslümânlar hem fiziksel hem de rûhsal bir temizlenme ve yenilenme yaşarlar. Bu ayda yapılan ibâdetler, duâlar ve hayır işleri ile kişisel ve toplumsal anlamda bir uyanış ve yeniden doğuş yaşanır.

Ramazân-ı Şerîf ayı, aynı zamânda Müslümân toplumunda birlik ve berâberliğin pekiştirildiği, zengin fakir demeden herkesin aynı sofrada iftâr açtığı, birbirine destek olduğu ve paylaşmanın ön plânda tutulduğu bir zamân dilimidir. Bu süreç, bireyin kendini aşarak topluma daha fazla katkıda bulunmasını, sosyal adâlet ve eşitliğin sağlanmasına yönelik çabaların artmasını teşvîk eder.

İfâde edilen "parlak ve muhteşem" nitelikler, Ramazân-ı Şerîf ayının yalnızca fiziksel açlıkla mücâdele olmadığını, aynı zamânda rûhsal bir arınma, içsel bir parlaklık ve muhteşem bir mânevîyat dönemi olduğunu vurgular. Ramazân, insânı maddî dünyânın ötesine taşıyan, kendisiyle ve Allâh ile olan ilişkisini derînleştiren, rûhsal gelişimine katkıda bulunan bir zamân dilimidir. Bu süreçte, kişi kendi nefsine hâkim olmayı, sabrı, şükrü ve diğer olumlu değerleri daha iyi kavrayarak içsel bir yolculuk yapar.

"Şeâîrin içinde EN parlak ve muhteşem"

Bedîüzzamân Hazretlerinin orucu, "şeâîrin içinde EN parlak ve muhteşem" olarak nitelendirmesi, orucun İslâm'daki özgün ve derîn mânevî, sosyal ve bireysel etkilerine işâret eder. Bu ifâde, orucun sâdece bir ibâdet olmanın ötesinde, bireyin rûhsal, ahlâkî ve toplumsal hayâtına kapsamlı etkileri olan bir pratik olduğunu vurgular. Bedîüzzamân'ın bu vurgusu, orucun yalnızca fiziksel bir terk edilme (yeme, içme ve diğer şehvetlerden kaçınma) değil, aynı zamânda rûhsal bir arınma, nefis terbiyesi, sabır, şükür, toplumsal dayanışma ve fakirlerle empati kurma gibi çok boyutlu etkileri olduğunu gösterir.

Namâz, elbette İslâm'ın beş şartından biri olarak günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır ve Müslümânların hayâtında merkezî bir yere sâhiptir. Namâz, Müslümânın gün içinde beş kez Allâh ile doğrudan iletişime geçtiği, yalnız O'na ibâdet ettiği ve yalnız O'ndan yardım ve rehberlik istediği bir vakittir. Bu açıdan bakıldığında, namâzın da İslâmi şeâîr içinde son derece önemli ve temel bir yere sâhip olduğu açıktır.

İslâm’da namâz şeâîrler arasında oruçtan önce gelir. Ancak Bedîüzzamân Hazretlerinin oruca özel bir önem atfetmesi, orucun getirdiği özgün mânevî deneyim ve dönüşüme dikkât çekmektedir. Oruç, bireyi sâdece Allâh'la olan ilişkisini güçlendirmeye değil, aynı zamânda kendi iç dünyâsına dönüp nefis muhâsebesi yapmaya, toplum içindeki yerini ve sorumluluklarını yeniden değerlendirmeye teşvîk eder. Oruç, bireyi sâdece kendi ihtiyâç ve isteklerinden değil, aynı zamânda toplumsal adâlet ve eşitlik konularında da düşünmeye ve harekete geçmeye yöneltir.

Bedîüzzamân'ın bu ifâdesi, orucun yalnızca bir ibâdet olmanın ötesinde, bireyin kendisini, çevresini ve Allâh ile olan ilişkisini derînlemesine sorgulaması için bir fırsat sunduğuna işâret etmektedir. Bu bağlamda, orucun "en parlak ve muhteşem" olarak nitelendirilmesi, onun sunduğu benzersiz mânevî derînlik ve toplumsal etkiye dikkât çekmektedir. Her bir ibâdetin kendi içinde özgün değeri ve önemi olduğunu kabûl etmekle birlikte, Bedîüzzamân'ın bu özel vurgusu, orucun İslâm'da taşıdığı derîn mânevî ve sosyal boyutlarına ışık tutar.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.