İŞARETLERİN İZİNDE - EMİRDAĞ’DAN KELİME KELİME BİR YOLCULUK (08)
“Fakat hem mesele çok geniş, vaktim de dar, hâlim de perişân olmasından anlamasında zahmet çekeceksiniz, zekâvetinize güveniyorum.”
Emirdağ Lâhikası-I Sayfa: 56 - 58[1]
Yolculuğumuzun yedinci durağında, Muazzez Üstadımızın o samimi itirâflar zincirinin ilk halkasını tefekkür etmiştik: “Mesele çok geniş.” Bu tespitin, dünün radyosundan bugünün “sonsuz akış” girdabına, “bilişsel yük”ten “analiz felci”ne kadar uzanan derin katmanlarını görmeye çalışmıştık. O hudutsuz deryayı, o “geniş” okyanusu hayretle seyretmiştik.
Şimdi, o okyanusun tam karşısına, okyanusu içine sığdırmaya çalıştığımız o küçücük kabı, o paha biçilmez ama bir o kadar da kısıtlı sermayeyi koyuyoruz. Cümlenin ikinci itirâfına, o büyük zıtlığın ikinci kutbuna geliyoruz: “Vaktim de dar.”
Bu iki kelime, “geniş mesele” ile yan yana geldiğinde, çağımızın en büyük imtihanının, en temel açmazının fotoğrafını çeker: Sonsuz Gürültüye karşı Sonlu Nefes.
A. “VAKTİM DE DAR”: BİR İTİRÂFTAN ÖTE BİR HAKİKAT
Üstadımızın bu ifadesi, kişisel bir yoğunluğu veya “vakit bulamıyorum” serzenişini değil, çok daha derin hakikatleri içinde barındırır:
- Varoluşsal Bir Hakikat: Ömür Sermayesi Azdır. En başta “vakit dar”dır, çünkü “ömür kısadır”. Risale-i Nûr'un birçok yerinde vurgulandığı gibi, bu dünyaya tefekkür, imtihan ve ubudiyet için gönderilen insanın elindeki “ömür sermayesi” azdır. Bu “dar vakit”, onun en kıymetli hazinesidir. Üstad, bu ifadeyle hem kendi fâniliğini hatırlar hem de bize kendi fâniliğimizi hatırlatır. Vakit, sonsuz değil, sayılıdır.
- Pedagojik Bir Zorunluluk: Metot, Vakte Tâbidir. Vakit “dar” olduğu için, metot “muhtasar” (kısa, öz) olmak zorundadır. “Mesele geniş” olduğu için değil, “vakit dar” olduğu için uzun uzadıya izahlar yapılamamaktadır. Bu dar vakit, Üstad'ı en etkili öğretim metoduna, yani “işaret” metoduna mecbur bırakır. Demek ki, hakikati en kısa yoldan sunmak, o “dar vakti” en verimli kullanma sanatıdır. Derinlik, uzunlukta değil, öz'dedir.
- Stratejik Bir Öncelik: Vakit Yoksa En Mühim Olan Söylenir. Bir insanın vakti darsa, boş sözlere (mâlâyâni) yer yoktur. Söylediği her cümlenin, yazdığı her kelimenin en hayatî, en elzem konu olması gerekir. Üstad'ın bu “dar vakitte” bize “geniş mesele”nin zararlarını anlatmayı seçmesi, bu konunun onun nazarında ne kadar acil ve öncelikli olduğunu gösterir. Vakti olmayan, önemsiz olanı eler; geriye sadece “kurtarıcı” olan kalır.
- Derûnî Bir İşaret: Âhir Zaman Vakti ve “Son Tebliğ” Îmâsı: Bu ifadenin bir de derûnî, yani daha derin bir katmanı vardır. “Vaktim de dar” sözü, sadece Bediüzzaman Hazretleri'nin şahsî ömrünün darlığına değil, aynı zamanda içinde bulunulan çağın vaktinin de daralmış olduğuna kuvvetli bir işarettir. Mektûbun ilerleyen kısımlarında “deccalâne bir vahşet” gibi ifadelerle portresi çizilen bu dönem, “âhir zaman”dır.
- “Geniş Mesele”, Âhir Zaman Fitnesidir: Bir önceki bölümde tahlil ettiğimiz “mesele çok geniş” ifadesi, bu okumayla daha da bir anlam kazanır; bu, âhir zaman fitnesinin, gaflet dairesinin ve küresel boğuşmaların genişliğidir.
- “Dar Vakit”, Dünyanın Son Demidir: İşte bu topyekûn ve “geniş” fitnenin tam karşısında, insanlığın ve dünyanın vaktinin de “daralmış” olması, fırsatların azaldığı o “son dem”e, kıyâmete doğru hızlanan o son viraja girildiğini îmâ eder.
- Risale-i Nûr'un Ehemmiyeti: Bu iki gerçek (geniş fitne + dar vakit) birleştiğinde, Risale-i Nûr'un ehemmiyeti bir kat daha belirginleşir. Vakit bu kadar daralmışken ve mesele (fitne) bu kadar genişlemişken, îmânları kurtarmak için sunulan bu “muhtasar işaretler” ve “hakikatler”, bu son ve en tehlikeli dönemin en âcil, en kapsamlı ve en mükemmel mânevî reçetesi, tâbiri câizse Kur'ân'ın bu asra bakan “son tebliği” ve “son dersi” olma hüviyetini kazanır. Vakit dardır, çünkü bu son dersten sonra, o çapta bir mânevî müdâhaleye, kozmik olarak imkân kalmayacaktır.
B. İMTİHANIN KENDİSİ: “GENİŞ MESELE” & “DAR VAKİT” ZITLIĞI
Modern insanın trajedisi, bu iki gerçeğin arasındaki devâsa uçurumda saklıdır.
- Bir yanda, bizi içine çeken “çok geniş bir mesele” (sonsuz bilgi, bitmeyen gündemler, küresel kaos) var.
- Diğer yanda, o meseleyi anlamak, çözmek ve yaşamak için elimizde olan “çok dar bir vakit” var.
Bu, mânevî bir iflâsın formülüdür. Sınırlı bir sermayeyi (dar vakti), sınırsız bir borcun (geniş mesele) altına sokmaktır. Vaktimiz, o geniş meselelerin fırtınasında buharlaşır, kaybolur gider. Günün sonunda elimizde ne “geniş mesele”yi çözmüş olmanın huzuru, ne de “dar daire”deki vazifemizi yapmanın bereketi kalır. Sadece “sarhoşluk” ve yorgunluk vardır.
C. BUGÜNE BAKAN YÖN: “ZAMAN KITLIĞI” VE “DİKKAT EKONOMİSİ”
Üstad'ın “vaktim de dar” tespiti, bugünün dünyasında “zaman kıtlığı” (time famine) veya “zaman fakirliği” (time poverty) olarak bilinen evrensel bir salgına dönüştü.
- “Vakit Darlığı”ndan “Vakit Hırsızlığı”na: Günümüzde “vakit dar”lığı sadece bir durum tespiti değil, aynı zamanda bir “dikkat ekonomisi”nin sonucudur. Milyarlarca dolarlık teknoloji şirketleri, bizim o “dar vakit”imizi çalmak, onu parçalamak ve reklâm verene satmak üzerine kuruludur. “Geniş mesele” (sonsuz akış), o “dar vakti” avlamak için kullanılan bir tuzaktır.
- “Zaman Konfetisi” (Time Confetti): “Dar vaktimiz” artık bütüncül bir blok bile değil. Sürekli gelen bildirimler, e-postalar ve mesajlarla bir konfeti (küçük kâğıt parçacıkları) gibi paramparça edilmiş durumda. Bu küçük, anlamsız zaman parçacıkları (“zaman konfetisi”), tefekkür gibi derin ve odaklanma gerektiren “zahmetli” işler için kullanılamaz hâle geliyor. Sadece “geniş mesele”yi yüzeysel olarak takip etmeye, yani “sarhoş olmaya” yetiyor.
- Hızlanma Paradoksu: Teknoloji bize “vakit kazandırmayı” vaat etti. Çamaşır makinesi, e-posta, hızlı ulaşım... Hepsi “dar vakti” genişletmek içindi. Ama tam tersi oldu. Kazandığımız her saniyeyi, daha fazla “geniş mesele” ile doldurarak “vakit darlığı” hissimizi daha da perçinledik. Hızlandıkça yavaşlamaya, durmaya ve düşünmeye olan vaktimizi kaybettik.
D. BİLİMSEL ÇERÇEVE: “ZAMAN BASKISI” VE “KESİNTİNİN BEDELİ”
“Vaktim de dar” ifadesinin getirdiği psikolojik durum, bilimsel olarak da incelenmiştir:
- Zaman Baskısı (Time Pressure) ve Karar Kalitesi: Araştırmalar, insanların “vakit darlığı” (zaman baskısı) altında karar verirken daha az rasyonel davrandıklarını, daha yüzeysel (sezgisel) düşündüklerini ve kolay olan seçeneğe (örn. marka bilinirliği gibi kısa yollara) yöneldiklerini göstermektedir.[2] “Dar vakitte” neden “zahmetli” bir tefekkür yerine, “kolay” bir sosyal medya akışını tercih ettiğimizin bilimsel açıklaması budur. O “sarhoşane gaflet” daha cazip gelir.
- Kesintinin Bedeli (Cost of Interruption) ve “Dikkat Kalıntısı” (Attention Residue): “Dar vaktimizi” verimli kullanmamızın önündeki en büyük engel, “geniş mesele”den gelen sürekli kesintilerdir (bildirimler). Araştırmacı Sophie Leroy (2009), bir işten diğerine hızla geçtiğimizde, beynimizin bir kısmının hâlâ önceki işte (“dikkat kalıntısı”) takılı kaldığını tespit etmiştir.[3] Bu, “dar vakit”te yapmaya çalıştığımız asıl vazifemizdeki (ibadet, iş, aile) verimimizi felç eder. Aklımız, o “geniş mesele”de kalır.
- Zaman Kıtlığı Algısı (Time Famine): Modern toplumdaki yaygın “zaman kıtlığı” hissi, yüksek stres, düşük yaşam doyumu ve anksiyete ile doğrudan ilişkilidir.[4] Bilimsel veriler bu karanlık tabloyu çizerken, Üstad'ın bir sonraki itirâfı olan "hâlim de perişân" ifadesi ise bu tabloya karşı bir tükeniş ilânı değil; bilâkis "ben bu ağır şartlarda ve zaman darlığında bile hizmetten geri durmuyorsam, siz de 'vaktim yok', 'işim çok' mâzeretlere sığınmayın" mesajını taşıyan muazzam bir fedakârlık dersidir. Bu duruş, mâzeret üretmek yerine, dar vakitte en mühim vazifeyi seçerek önceliğimizi tâyin etmeyi öğretir.
SONUÇ: DAR VAKTİN BEREKETİ, HUDUTTA GİZLİDİR
“Mesele çok geniş” tespiti bize hududumuzu bilmeyi öğretmişti. “Vaktim de dar” tespiti ise bize önceliğimizi bilmeyi öğretir.
Sonsuz bir problem (geniş mesele) ve sonlu bir kaynak (dar vakit) karşısında aklın ve îmânın gerektirdiği tek bir çözüm vardır: Sonsuz olanı bırakıp, sonlu olanı en kıymetliye yatırmak. Yâni, “geniş mesele”nin fırtınasından sığınıp, o “dar vakti” sadece asıl vazifemize, yani kendi “dar dairemize” tahsis etmektir.
Kurtuluş, “dar vakte” daha çok “geniş mesele” sığdırmakta değil, “dar vakti” o “geniş mesele”nin istilâsından korumaktadır.
Bir sonraki yazı: "Mesele çok geniş"se ve bu meseleyi çözecek "vakit de dar"sa, bu imkânsız denklemin ortasında kalan insanın "hâli" neden "perişân" olur? Üstad'ın bu en samimi, en dokunaklı itirâfının, günümüzün "tükenmişlik" ve "anksiyete" salgınıyla nasıl kesiştiğini tefekkür edeceğiz.
Yeniden buluşmak duâsıyla, Allah’a emânet olunuz.
NOTLAR VE KAYNAKÇA (APA 7)
[1] Nûrsî, B. S. (1989). Risale-i Nûr Külliyâtı (Emirdağ Lâhikası-I). İstanbul: Envar Neşriyât.
[2] DeDontney, D. L., & Mady, S. (2020). Time pressure and consumer switching behavior: A processing fluency perspective. Journal of Consumer Marketing, 37(4), 381-390.
[3] Leroy, S. (2009). Why is it so hard to do my work? The challenge of attention residue when switching between tasks. Organizational Behavior and Human Decision Processes, 109(2), 168-181.
[4] Kasser, T., & Sheldon, K. M. (2009). Time affluence as a path toward personal happiness and ethical business practice. In Ethics and time (pp. 81-98). Springer.