Kızıl Îcâz Dersleri–7 üzerine Halil Bey şu dikkatli soruyu yöneltti:
“Niçin meçhul fiil şeklinde أُرْسِلَا (ursilâ) okunmuş? Mâlum fiil şeklinde أَرْسَلَ (ersele) okunsa ve anlamı da ‘gönderdiklerinin en hayırlısı’ şeklinde düşünülse yanlış mı olur?”
Allah razı olsun. Bu soru, Arapçada bazen tek bir harekenin yalnız kelimenin okunuşunu değil, cümlenin bütün istikametini nasıl değiştirebildiğini göstermesi bakımından oldukça kıymetlidir.
Süllem’in ilgili beyti şöyledir:
مَنْ خَصَّنَا بِخَيْرِ مَنْ قَدْ أُرْسِلَا
وَخَيْرِ مَنْ حَازَ الْمَقَامَاتِ الْعُلَا
Mânası yaklaşık olarak şöyledir: “Bizi, gönderilmişlerin en hayırlısı ve yüce makamları elde edenlerin en hayırlısı ile hususî bir nimete mazhar eden Allah’a hamd ederiz.”
Buradaki أُرْسِلَ (ursile) fiili meçhul, yani edilgen yapıdadır. أَرْسَلَ (ersele) “gönderdi”; أُرْسِلَ (ursile) ise “gönderildi” demektir. Buna göre مَنْ قَدْ أُرْسِلَ terkibi, “gönderilmiş olan” mânasına gelir. Süllem şerhlerinde de bu ifade “gönderilmiş nebîlerin en hayırlısı” şeklinde açıklanır. Kastedilen Resûl-i Ekrem Efendimizdir (asm). Nitekim hemen sonraki beyitte bu Zât’ın ismi açıkça zikredilir:
مُحَمَّدٌ سَيِّدُ كُلِّ مُقْتَفَى
الْعَرَبِيُّ الْهَاشِمِيُّ الْمُصْطَفَى
Halil Bey’in teklif ettiği gibi kelimeyi أَرْسَلَ (ersele) şeklinde mâlum okuduğumuzda ise nahiv yapısı değişmektedir. Artık fiil “gönderildi” değil, “gönderdi” mânasına gelir ve مَنْ kelimesi fiilin
faili durumuna geçer. Böylece مَنْ أَرْسَلَ, “gönderen kimse” demek olur.
Dolayısıyla أَرْسَلَ okuyuşundan “gönderdiklerinin en hayırlısı” mânası doğrudan çıkmaz. Böyle bir mânanın ifade edilebilmesi için Arapça terkibin farklı kurulması ve gönderilenleri gösterecek bir mef‘ul veya ona delâlet eden başka bir unsurun bulunması gerekir.
Demek ki mesele yalnız bir harekeyi değiştirmekten ibaret değildir. أُ yerine أَ dediğimiz anda fiil meçhulden mâluma, مَنْ ise “gönderilmiş olan” mânasından “gönderen” mânasına yönelmektedir. Bu sebeple Halil Bey’in düşündüğü mâna niyet itibarıyla anlaşılır olmakla beraber, mevcut Arapça terkip o mânayı vermemektedir.
Burada “Peki niçin meçhul kullanılmış?” sorusu da hatıra geliyor. Beytin maksadı “Kim gönderdi?” sorusunun cevabını vermek değildir. Gönderen Cenab-ı Hak’tır ve zaten malumdur. Nazar, bu makamda gönderenden ziyade gönderilmiş olan Zât’ın kimliğine ve üstünlüğüne çevrilmektedir.
Önce مَنْ قَدْ أُرْسِلَ, yani “gönderilmiş olan” deniliyor. Ardından onun “gönderilmişlerin en hayırlısı” ve خَيْرِ مَنْ حَازَ
الْمَقَامَاتِ الْعُلَا, yani “yüce makamları elde edenlerin en hayırlısı” olduğu bildiriliyor. Sonraki beyitte ise artık isim açıkça söyleniyor: مُحَمَّدٌ.
Burada mânada güzel bir tedric görülebilir: Gönderilmiş olan; gönderilmişlerin en hayırlısı; yüce makamların en hayırlı sahibi ve nihayet Muhammed Mustafa (asm).
Elbette “niçin meçhul kullanılmış?” sorusuna dair bu son değerlendirmeyi, el-Ahdarî’nin açıkça bildirdiği bir gerekçe olarak değil, terkibin kuruluşundan anlaşılabilecek belâgat inceliklerinden biri olarak kaydetmek daha ihtiyatlıdır.
Bir hususu daha açıklamak gerekiyor. Beyitte kelimenin أُرْسِلَا (ursilâ) şeklinde sonunda elif bulunması, fiilin iki kişiye ait olduğu mânasına gelmez. Buradaki elif, şiirin vezin ve kafiyesiyle ilgili elif-i ıtlaktır. Kelimenin nesirdeki aslı أُرْسِلَ, yani “gönderildi” şeklindedir.
Netice olarak Halil Bey’in sorusuna açık cevabımız şudur: أُرْسِلَا (ursilâ) okuyuşu metin, sarf-nahiv ve mâna bakımından yerindedir.
أَرْسَلَ (ersele) şeklinde okunduğunda ise “gönderdiklerinin en hayırlısı” mânası ortaya çıkmaz; aksine terkip “gönderen kimse” mânasına yönelir. “Gönderdiklerinin en hayırlısı” mânasının
kastedilmesi hâlinde Arapça terkibin başka şekilde kurulması gerekir.
Halil Bey’in bu dikkatli sorusu bize Kızıl Îcâz çalışmalarında takip etmemiz gereken mühim bir usulü de yeniden hatırlatıyor: Arapçada bazen tek bir hareke, yalnız telaffuzu değil; fail ile mef‘ulü ve cümlenin bütün mâna istikametini değiştirebilir.
Belki bu soru, Üstad Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz’ın başında talebeye kazandırmak istediği “دِقَّةِ الْمُلَاحَظَةِ وَالْإِنْعَامِ فِي
النَّظَرِ” — dikkat-i mülâhaza ve in‘âm-ı nazar, yani dikkatli müşahede ve nazarı derinleştirme usulünün de güzel bir tatbikidir.
Halil Bey’e bu dikkatli ve tahkike vesile olan suali için teşekkür ediyoruz.