Doğru Tarifin Ölçüsü: Toplayıcı, Ayırıcı ve Açık Olmak
Bir şeyi tarif etmek, onun çevresine rastgele kelimeler dizmek değildir. Tarif edilenin bütün fertlerini içine almalı, ona ait olmayanları dışarıda bırakmalı ve bilinmeyeni daha kapalı bir ifadeyle örtmemelidir. Süllem, had, resim ve lafzî tarif çeşitlerinden sonra şimdi bunların doğruluğunu sınayan ortak şartları bildiriyor.
1. Süllem’in asıl metni
وَشَرْطُ كُلٍّ أَنْ يُرَى مُطَّرِدَا
مُنْعَكِسًا وَظَاهِرًا لَا أَبْعَدَا
وَلَا مُسَاوِيًا وَلَا تَجَوُّزَا
بِلَا قَرِينَةٍ بِهَا تُحُرِّزَا
Yaklaşık mânası:
“Her tarifin kuşatıcı ve tersinden de geçerli, açık ve tarif edilenden daha uzak olmayan bir ifade olması şarttır. Tarif edilenle aynı kapalılıkta olmamalı; mecaz kullanılacaksa onu belirleyen bir karine bulunmalıdır.”
“Muttarid” ve “mün‘akis” kayıtları, tarif ile tarif edilenin fertler bakımından örtüşmesini ister. Tarif ne bazı gerçek fertleri dışarıda bırakacak kadar dar ne de yabancıları içeri alacak kadar geniş olmalıdır. “Açık” olmak ise yalnız kelimelerin kolaylığı değil, tarifin muhatabı gerçekten bilinenden bilinmeyene götürmesidir.
2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri
Şartların insanî ve ilmî zemini
Bediüzzaman, şart fikrini yalnız teknik bir liste olarak ele almaz. İnsan kabiliyet ve eğilimlerinin serbest bırakıldığı bir dünyada doğruyla yanlışın, yakınla uzağın yolları birbirine karışabilir. Selim fıtrat sahipleri doğru yolu bulduklarında, başkalarının da yanlıştan korunabilmesi için tecrübelerinden işaretler ve ölçüler çıkarırlar. İlimlerde “şart” denilen kayıtlar, bu koruyucu tecrübenin sistemleşmiş hâlidir.
Mantık, akıl kuvvesinin doğru işlemesini konu edindiği için düşünceye ölçüler koyar. Bu ölçülerin hepsini taşıyan tarifin sıhhati bilinir; eksik olan tarif ise ya bozuk olur ya da doğruluğu şüpheli kalır. Böylece şartlar, düşünceyi donduran engeller değil, zihni hatalı yollardan sakındıran alâmetlerdir.
Muttarid ve mün‘akis: iki yönlü denklik
Haşiye, tarif ile tarif edilen arasındaki temel ilişkinin fertler bakımından eşitlik olduğunu vurgular. Bu eşitlik iki yönden sınanır:
- Tarif edilen her fert, yapılan tarifin içine girmelidir.
- Tarife giren her fert, gerçekten tarif edilenden olmalıdır.
Birinci yön eksikse tarif bazı fertleri dışarıda bırakır; ikinci yön eksikse yabancıları da içine alır. Klasik ifadeyle tarif câmi‘ ve mâni‘ olmalıdır. “İnsan, canlıdır” sözü insan fertlerini kapsar; fakat başka canlıları dışarıda bırakmadığı için ayırıcı değildir. “İnsan, yazı yazandır” sözü ise yazı yazmayan insanları dışarıda bıraktığından bütün fertleri toplayamaz.
Tarif, tarif edilenden daha açık olmalı
Tarifin bilgi üretmesi için açıklayan ifade, açıklanandan zihnen daha görünür olmalıdır. Daha kapalı bir kavramla yapılan tarif, karanlığı başka bir karanlıkla değiştirmek olur. Aynı derecede bilinmeyen iki kavram da birbirini aydınlatamaz; ancak aralarında herkesçe bilinen bir nispet varsa durum ayrıca değerlendirilir.
Üstad’ın “zuhur” vurgusu, tarifin yalnız doğruluğunu değil öğreticiliğini de öne çıkarır. Bir ifade gerçekte doğru olabilir; fakat muhatabın zihninde açıklık meydana getirmiyorsa tarif vazifesini tamamlamış sayılmaz.
Mecaz ve karine
Tarifte mecaz bütünüyle yasak değildir; fakat mecazî mânaya götüren açık bir karine bulunmalıdır. Karine, hakiki mânanın kastedilmediğini gösterir ve amaçlanan mânayı belirler. Bu iki görevden ilki yoksa tarif bâtıl bir yanlış anlamaya açık kalır; ikincisi yoksa ifade maksadı göstermeyen çirkin bir kapalılığa dönüşür.
Yerleşmiş örfî kullanımlar hakikat gibi anlaşılabildiği için her mecaz aynı ölçüde sakıncalı değildir. Asıl sakınca, muhatabı hangi mânanın kastedildiği konusunda kararsız bırakan işaretsiz mecazdır.
3. Molla Abdülmecid’in izahı
Molla Abdülmecid, muttarid ve mün‘akis şartlarını iki küllî hükümle açıklar. Tarif ile tarif edilenin fertleri karşılıklı olarak birbirine uygulanabiliyorsa eşitlik kurulmuş olur. Böylece tarif ne daha genel ne daha özel kalır. Bu karşılıklı denklik, toplama ve engelleme şartlarının temelidir.
“Daha uzak olmama” kaydı, açıklayan kavramın anlaşılmasının tarif edilenden daha güç olmamasını ister. Tarif, zihindeki sebep ve yol gösterici konumunda olduğu için anlam bakımından önce görünmelidir. Mütezayif kavramlarda ise birini ötekiyle açıklarken salt kavramın kendisi değil, ilişki başlığı muhatapça biliniyorsa fayda meydana gelebilir.
İzah, beyitteki olumsuzlukların her kayıtla birlikte düşünülmesi gerektiğine de dikkat çeker: tarif daha kapalı olmamalı, eşit derecede kapalı olmamalı, karinesiz mecaz olmamalıdır. Bağlacın önceki “lâ”yı kendiliğinden sonraki bütün kelimelere taşıdığı varsayılırsa anlam bozulabilir.
4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu
Esas nüshanın bu bahis sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına ayrıca imzalanmış müstakil bir şerh tespit edilmedi. Bu nedenle ona mahsus bir görüş aktarılmadı; neşir düzeni ile Bediüzzaman’ın haşiyesi ve Molla Abdülmecid’in izahı ayrı tutuldu.
5. Risale-i Nur bağlantıları
Risale-i Nur’un imanî muhakemelerinde delilin iddiayı hem taşıması hem de yanlış ihtimalleri dışarıda bırakması önemlidir. Bir eserden müessire, sanattan sanatkâra giderken kullanılan temsil ve deliller, muhatabı bilinenden bilinmeyene taşımak için açık bir yol kurar. Mantıktaki câmi‘–mâni‘ ve açıklık şartlarıyla bu yöntem arasında öğretici bir yakınlık vardır; burada belirli bir Risale cümlesi doğrudan iktibas edilmiyor.
Üstad’ın sık sık kullandığı temsil, hakikati gizleyen bir mecaz değil, maksadı gösteren bir karine vazifesi görür. Temsilin hangi noktadan tatbik edildiği belirtilince okuyucu sûret ile hakikati karıştırmaz. Bu da “mecaz varsa karinesi bulunmalı” ölçüsünün okuma ve anlatmadaki önemini gösterir.
İnsanlar hakkında hüküm verirken de aynı disiplin gereklidir. Bir vasfı birkaç kişide görüp bütün gruba yaymak, sınırları bozuk bir tarif ve genellemedir. Risale-i Nur’un uhuvvet ve insaf dersleri, şahsı tek kusuruyla tanımlamamayı; hükmün kapsamını delili kadar tutmayı öğretir.
6. Günlük tatbik
Bugün kullandığımız bir tanımı beş soruyla sınayalım:
- Tarif, konunun bütün gerçek fertlerini içine alıyor mu?
- Konuya ait olmayanları dışarıda bırakıyor mu?
- Açıklayan kelimeler, açıklanandan daha anlaşılır mı?
- Tarif aynı derecede kapalı başka bir kavrama dayanıyor mu?
- Mecaz varsa, kastedilen mânayı gösteren açık bir karine var mı?
Bir kişiyi, kurumu veya fikri tarif ederken tek bir örneği bütün mahiyet yerine koymayalım. Tarifi mümkün olduğu kadar kısa, açık ve sınırları belli kuralım; istisna varsa saklamayalım.
Bugünün kısa ölçüsü:
Doğru tarif, efradını toplar, ağyarını dışarıda bırakır ve bilinmeyeni daha açık bir yolla gösterir.
Bir sonraki derste tarifte devir, müşterek lafız, gereksiz uzatma ve hükmü tarifin içine sokma gibi reddedilen kusurları okuyacağız.
Kaynak ve tahkik çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “وَشَرْطُ كُلٍّ أَنْ يُرَى مُطَّرِدَا” ve devamındaki beyitler; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, Saykalü’l-İslâm basılı s. 193–195, esas PDF s. 41–43, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî’nin aynı sayfalardaki Arapça izahı. Risale-i Nur bağlantıları doğrudan iktibas değil, açıklayıcı irtibat olarak kurulmuştur.