Kızıl Îcâz Dersleri–40

Said ÖZADALI

Lafzî Tarif: Bilinmeyen Sözü Daha Meşhur Bir Lafızla Açmak

Had ve resim, bir şeyin mahiyetini yahut ayırt edici vasıflarını tanıtmaya çalışır. Fakat bazen bilinmeyen şey değil, onu anlatan kelimedir. Muhatap mânayı başka bir adla biliyor, kullanılan lafzı tanımıyorsa yapılacak iş mahiyeti yeniden kurmak değil; kapalı kelimenin yanına daha açık bir karşılık getirmektir. Mantıkta buna lafzî tarif denir.

1. Süllem’in asıl metni

وَمَا بِلَفْظِيٍّ لَدَيْهِمْ شُهِرَا
تَبْدِيلُ لَفْظٍ بِرَدِيفٍ أَشْهَرَا

Yaklaşık mânası:

“Mantıkçılar arasında lafzî tarif diye meşhur olan, bir lafzı ondan daha meşhur bir eş anlamlıyla açıklamaktır.”

Buradaki maksat, bilinmeyen bir hakikati öz unsurlarıyla tarif etmek değildir. Aynı mânaya yönelen iki lafızdan daha kapalı olanı, muhatapça daha çok bilinen lafızla açıklamaktır. “Şîr” kelimesini bilmeyene “arslan” demek veya eski bir kelimeyi bugünkü yaygın karşılığıyla açıklamak bunun sade örneğidir.

“Daha meşhur” kaydı önemlidir. Açıklayan kelime de en az açıklanan kadar kapalıysa bilgi ilerlemez. Lafzî tarifin ölçüsü, sözlükte mutlak biçimde daha yaygın olmak değil; muhatap için daha açık olmaktır.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

Tarifin üçüncü ayağı

Bediüzzaman, lafzî tarifi had ve resimden sonra tarif bahsinin üçüncü temel şekli olarak ele alır. Had mahiyete, resim ayırıcı alâmete yönelirken lafzî tarif, doğrudan lafzın bilinmezliğini giderir. Bu sebeple burada araştırılan şey “Bu varlığın hakikati nedir?” değil, “Bu söz hangi bilinen sözle aynı mânaya gelir?” sorusudur.

Haşiye, lafız ile mâna arasındaki dört hâle dikkat çeker: vaz‘, delâlet, kullanım ve anlama. Lafzî tarifin ağırlık merkezi vaz‘ ve delâlettir; bunlar lafza, kullanım ve anlamanın zihindeki neticesinden daha yakındır. Bu yüzden tarifin “lafzî” diye adlandırılması tesadüf değildir.

“Değiştirme” değil, açıklayıcı takip

Nazım “tebdil”, yani değiştirme ifadesini kullanır. Haşiyedeki açıklama bunun gerçek bir kelimeyi silip yerine başkasını koymak olmadığını gösterir. Daha doğru tasvir, kapalı lafzın ardından daha meşhur karşılığını getirerek onu açıklamaktır. “Falan kelime, şu demektir” dediğimizde ilk lafız ortadan kalkmaz; ikinci lafız onun anlaşılmasına hizmet eder.

Bu incelik, tarif ile tercüme arasındaki yakınlığı da gösterir. Bir kelimenin başka dildeki karşılığını vermek çoğu zaman lafzî tarif vazifesi görür; ancak karşılığın muhatabın bildiği kullanıma yerleşmiş olması gerekir. Bilinmeyeni başka bir bilinmeyenle değiştirmek, açıklama değildir.

Eş anlamlılıkta mutlak aynılık şartı

İki lafız aynı mânaya yönelse de dildeki çağrışım, kullanım alanı ve delâlet tarzı tamamen eşit olmayabilir. Biri müfred, diğeri açıklayıcı bir terkip olabilir; biri mânanın tamamını doğrudan, diğeri bir parçası veya lâzımı üzerinden hatırlatabilir. Haşiye bu farklılıkların, maksat muhatabı aynı bilinen mânaya ulaştırmaksa lafzî tarifin işlevini bütünüyle bozmayacağını belirtir.

Yine de yayın ve eğitim dilinde ihtiyat gerekir: “Eş anlamlı” denilen iki kelime her bağlamda birbirinin yerine geçmeyebilir. Lafzî tarif, ilk açıklama kapısını açar; kelimenin bütün nüanslarını tükettiğini iddia etmez.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, “tebdil” kelimesi yerine ta‘kib fikrinin daha isabetli olduğunu açıklar: Lafzî tarif, ilk kelimeyi kaldırıp ikincisini onun makamına geçirmek değil, daha açık lafzı ilkinin ardından söylemektir. Böylece açıklanan ile açıklayan birlikte görünür ve aralarındaki bağ öğrenilir.

İzah, beytin lafzî tarifin suretini öğrettiğini de kaydeder. Yani burada hangi kelimenin hangi kelimeyle açıklanacağı tek tek sayılmıyor; işlemin genel biçimi gösteriliyor: bilinmeyen veya az bilinen lafız, aynı mânaya delâlet eden daha meşhur bir lafızla takip edilir.

Açıklanan ile açıklayan arasında ifade biçimi bakımından fark bulunabilir. Biri tek kelime, diğeri terkip; birinin delâleti mutabakat, ötekininki tazammun veya iltizam yoluyla olabilir. Esas olan, ikinci ifadenin muhatabı birinci lafzın kastedilen mânasına daha kolay ulaştırmasıdır.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

Esas nüshanın bu bahis sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına ayrıca imzalanmış müstakil bir şerh tespit edilmedi. Bu nedenle ona özel bir görüş isnat edilmedi. Nüshadaki neşir düzeni ile Bediüzzaman’ın haşiyesi ve Molla Abdülmecid’in izahı birbirinden ayrılarak kullanıldı.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur, ağır veya eski bir kelimeyi çoğu zaman hemen ardından gelen daha açık bir kelime, benzetme ya da kısa izahla okuyucuya yaklaştırır. Aynı hakikatin Arapça, Farsça, Osmanlıca ve halk dilindeki karşılıklarının yan yana kullanılması, yalnız üslup zenginliği değil; farklı okuyucular için anlam kapıları açan bir açıklama yöntemidir.

Bediüzzaman’ın temsil üslubu lafzî tariften daha geniştir; çünkü temsil yalnız kelimeyi değil, soyut hakikati de görünür hâle getirir. Bununla beraber ikisinde ortak bir terbiye vardır: okuyucunun bildiğinden bilmediğine gitmek. Kelimenin kendisi engel olmuşsa önce o engel kaldırılır; sonra hakikatin daha derin tarifine geçilir.

Risale okurken bir kelimenin bugünkü karşılığını yazmak faydalıdır; fakat karşılığı metnin yerine geçirmek doğru değildir. “İnayet = yardım” demek ilk kapıyı açar, fakat inayetin lütuf, hususi gözetme ve ilâhî yardım çağrışımlarını bütünüyle tüketmez. Lafzî açıklama başlangıçtır; bağlam içindeki mâna araştırması devam etmelidir.

6. Günlük tatbik

Bugün okuduğumuz metinden bilmediğimiz üç kelime seçelim:

  1. Kelimenin metindeki cümlesini koruyalım.
  2. Yanına muhatap için daha açık bir eş veya yakın anlamlı yazalım.
  3. Sonra bu karşılığın kelimenin bütün mânasını taşıyıp taşımadığını bağlamdan kontrol edelim.

Konuşurken de karşımızdaki kişinin anlamadığı bir kelimeyi aynı derecede teknik başka bir kelimeyle açıklamayalım. “Bu kelime kısaca şu demektir” diyerek ortak bir anlam zemini kuralım; gerekiyorsa ardından örnek verelim.

Bugünün kısa ölçüsü:

Lafzî tarif, kelimeyi ortadan kaldırmaz; daha açık bir sözle onun anlam kapısını açar.

Bir sonraki derste doğru tarifin şartlarını; tarifin efradını toplaması, ağyarını dışarıda bırakması ve açık olması ölçülerini okumaya başlayacağız.


Kaynak ve tahkik çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “وَمَا بِلَفْظِيٍّ لَدَيْهِمْ شُهِرَا” beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, Saykalü’l-İslâm basılı s. 192–193, esas PDF s. 40–41, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî’nin aynı sayfalardaki Arapça izahı. Risale-i Nur bağlantıları doğrudan iktibas değil, açıklayıcı irtibat olarak kurulmuştur.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.