“Bu Nedir?” Sorusuna Üç Cevap: Had, Resm ve Lafzî Tarif
İnsan zihni yalnız hüküm vermek istemez; önce karşılaştığı şeyin ne olduğunu bilmek ister. Kızıl Îcâz, tarifler bahsine girerken bu fıtrî ihtiyacı merkeze alır. Bugünkü dersimizde bir şeyi tanıtmanın üç yolunu ele alıyoruz: had, resm ve lafzî tarif.
1. Süllem’in asıl metni
مُعَرِّفٌ عَلَى ثَلَاثَةٍ قُسِمْ
حَدٌّ وَرَسْمِيٌّ وَلَفْظِيٌّ عُلِمْ
Okunuş: Muarrifun alâ selâsetin kusim / Haddun ve resmiyyun ve lafziyyun ulim.
Mânası: Tanıtıcı söz üç kısma ayrılmıştır: had, resm ve lafzî tarif.
Beyit, “Bu nedir?” sorusuna verilen her cevabın aynı seviyede olmadığını bildirir. Bazı tarifler mahiyeti göstermeyi, bazıları ayırt edici dış vasıflarla tanıtmayı, bazıları da bilinmeyen bir kelimeyi daha bilinen bir kelimeyle açıklamayı hedefler.
2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyesi
Bediüzzaman, tarif bahsini insan fıtratındaki soru ihtiyacıyla açar. İnsanın hadiseler karşısında birtakım örtülü sorular taşıdığını; bunların içinde “mâ — nedir?” sorusunun tasavvurî, “lime — niçin?” sorusunun ise tasdikî esasları doğurduğunu söyler. Hikmet, “nedir?” sorusuna tariflerle; “niçin?” sorusuna delillerle cevap verir.
Bu başlangıç çok mühimdir. Tarif, sözlük süsü değil, zihnin doğru hükme hazırlanmasıdır. Bir ferdin hangi küllî kavramın altına girdiği bilinince o kavrama ait hükmün ferde uygulanması kolaylaşır. Üstad’ın “küçük öncülün kolaylaşması”na işareti de buraya bakar: Önce “bu şey nedir?” belirlenir, sonra onun hakkında hüküm kurulur.
Haşiyede üç tarif çeşidi kısa fakat kuvvetli işaretlerle ayrılır:
- Had, şeyin başlangıç ve son sınırlarını kuşatmayı hedefler. Mahiyeti kuran cins ve fasıl üzerinden “nereden nereye?” sorusuna cevap verir.
- Resm, mahiyetin özüne doğrudan girmek yerine, dışarıdan bilinen ayırıcı vasıflarla tanıtır. Üstad, bunu eserden sebebe giden “burhan-ı innî”ye; haddi ise sebepten esere giden “burhan-ı limmî”ye benzetir.
- Lafzî tarif, mânanın mahiyetinden çok vaz‘a, yani kelimenin hangi anlam için konulduğuna bakar. Lügat ve ıstılah açıklamaları bu gruptadır.
Üstad ayrıca küllînin cüz’îlere taksimiyle bölümlerin sınırlarının elde edildiğini; bir bütünün parçalara ayrılmasıyla da o bütünün dış dünyadaki mahiyetinin kavranmasına gidildiğini belirtir. Demek ki doğru tarif, doğru taksimle yakından ilgilidir.
3. Molla Abdülmecid’in izahı
Molla Abdülmecid, “muarrif”in öğrenciyi bilinmeyen tasavvura ulaştıran açıklayıcı söz olduğunu belirginleştirir. Tarifin fertleri içine alacak ve yabancıları dışarıda bırakacak biçimde düzenlenmesi, düşüncenin sınırlarını korur. Böylece bir şey, kendisi olmayanlarla karışmaz.
Had açıklamasında cins başlangıcı, fasıl ise son sınırı gösterir. “İnsan” sorulduğunda yakın cins olan “hayvan”, başlangıç tarafını; “nâtık”, yani aklî idrak sahibi olma ise ayırıcı son sınırı bildirir. Molla Abdülmecid’in izahında bu, “nereden?” ve “nereye kadar?” sorularının birlikte cevaplanmasıdır.
Resm, mahiyeti kuran unsurlardan değil, mahiyetin dışında bulunan bir özellikten hareket eder. Bu yüzden haddin verdiği mahiyet bilgisiyle aynı kuvvette görülmez; fakat bilinmeyeni tanımada çok faydalıdır. Lafzî tarif ise kelimenin kullanımını açıklar: sözlükteki karşılıklar ve ilimlerin terim tarifleri bu seviyededir.
4. Üç tarifi örnekle ayırmak
Klasik mantıkta insanın “nâtık hayvan” diye tarif edilmesi had örneğidir. “Hayvan” yakın cinsi, “nâtık” ayırıcı faslı gösterir. Buradaki nâtık, yalnız ses çıkarmak değil, aklî idrak ve anlamlı düşünme kabiliyetidir.
İnsanın “gülmeye kabiliyetli varlık” diye tanıtılması resm yönündedir. Gülme kabiliyeti insanı tanımaya yardım eder; fakat insan mahiyetini kuran unsur yerine geçmez.
“Anka, adı geçen fakat dış dünyada karşılığı bulunmayan meşhur kuştur” yahut yabancı bir kelimeyi bilinen eş anlamlısıyla açıklamak ise lafzî tarif seviyesindedir. Burada yapılan, kelimenin kullanımını bilinir hale getirmektir; mahiyeti çözmek değildir.
Bu üç seviye karıştırılırsa, kelime açıklaması hakikat açıklaması sanılır; bir belirti, mahiyetin kendisi yerine konulur.
5. İhsan Kasım es-Sâlihî’nin katkısı hakkında tahkik notu
Esas aldığımız nüshada İhsan Kasım es-Sâlihî’nin adı neşir ve düzenleme bağlamında yer almakla birlikte, bu iki sayfada ona açıkça nispet edilen müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir. Bu sebeple kendisine doğrudan bir yorum isnat etmiyoruz.
6. Risale-i Nur bağlantıları
Risale-i Nur’da iman hakikatleri anlatılırken “nedir?” ve “niçin?” sorularının birbirini tamamladığı görülür. Bir hakikatin önce doğru tasavvur edilmesi, sonra delilleriyle tasdik edilmesi gerekir. Kızıl Îcâz’ın tarif-delil ayrımı, risalelerdeki temsilleri de daha dikkatli okumaya yardım eder: Temsil, hakikatin kendisi değil, onu zihne yaklaştıran bir aynadır.
İsim ile müsemma, unvan ile hakikat, belirti ile mahiyet birbirine karıştırılmadığında okuma daha sağlam olur. Bir kavrama yalnız alışılmış adıyla değil, hangi sınırları içine aldığı ve neleri dışarıda bıraktığıyla bakmak, tefekkürü derinleştirir.
Bu bölüm, Kızıl Îcâz’daki ölçülerden hareketle kurulmuş bir okuma bağlantısıdır; başka bir risaleden doğrudan alıntı değildir.
7. Günlük tatbik
Günlük hayatta çoğu ihtilaf aynı kelimeye farklı mânalar vermekten çıkar. “Başarı”, “hizmet”, “sadakat” veya “özgürlük” derken önce hangi anlamı kastettiğimizi açıklayalım.
Bugün bir önemli kavram seçelim ve üç soru soralım:
- Yalnız kelimenin karşılığını mı söylüyorum?
- Onu dışarıdan tanıtan bir belirti mi veriyorum?
- Yoksa kapsamını ve ayırıcı özelliğini gösteren gerçek bir tarif mi kuruyorum?
Bir insan hakkında hüküm verirken de davranış belirtisini onun bütün mahiyeti yerine koymayalım. “Bugün gecikti” bir gözlemdir; “sorumsuz insandır” ise çok daha geniş bir hükümdür. Tarif disiplini, dilde açıklık kadar ahlâkta insaf da kazandırır.
Netice
Had, resm ve lafzî tarif; bilmenin üç ayrı derecesini gösterir. Kelimeyi bilmek, belirtiyi tanımak ve mahiyeti kavramak aynı şey değildir. Sağlam düşünce, önce “Bu nedir?” sorusunun seviyesini doğru belirler; ardından hüküm ve delile geçer.
Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “Fasl fi’l-muarrifât” beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî’nin izahı, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 189–190 (PDF s. 37–38). Arapça beyit esas nüshadan karşılaştırılmış; haşiye ve izahlar doğrudan uzun alıntı yerine mânaca aktarılmıştır.