Kızıl Îcâz Dersleri-6

Said ÖZADALI

BİR İNSAN, BİR CEMAAT: HAMDİN DİLDEN BÜTÜN VÜCUDA YAYILMASI

Kızıl Îcâz derslerimizin beşincisinde marifet güneşleri ve örtülü hakikatlerin açılması üzerinde durmuştuk. Altıncı derste ise müellifin şu hamd cümlesiyle açtığı yeni bahse geçiyoruz:

نَحْمَدُهُ جَلَّ عَلَى الْإِنْعَامِ بِنِعْمَةِ الْإِيمَانِ وَالْإِسْلَامِ

Mânası: “Celâli yüce olan Allah’a, iman ve İslâm nimetiyle nimetlendirmesinden dolayı hamd ederiz.”

Bu kısa cümle, hamdin yalnız dil ile söylenen bir söz olmadığını; ilimden amele, fertten cemaate ve dilden bütün vücuda yayılan bir kulluk olduğunu gösterir.

SÜBÛTTAN SONRA İSPAT, İLİMDEN SONRA AMEL

Bediüzzaman, “nahmedühû – O’na hamd ederiz” ifadesinin tekrarını şu üç merhale ile açıklar: “Sübûttan sonra ispat, haberden sonra inşa, ilimden sonra amel.”

Bir hakikatin doğru olduğunu bilmek başka, o hakikatin gereğini bizzat yerine getirmek başkadır. “Hamd Allah’a mahsustur” sözü hamdin sabit bir hakikat olduğunu bildirir. “Biz O’na hamd ederiz” denildiğinde ise insan yalnız bir hüküm vermekle kalmaz; o hükmün içine girer ve hamd vazifesini fiilen üstlenir.

Demek Kızıl Îcâz’ın eğitim metodu, bilgiyi zihinde bırakmaz: Hakikat bilinir, tasdik edilir ve hayata geçirilir. Mantık da yalnız doğru düşünme tekniği değil; doğru bilginin doğru amele ulaşmasına hizmet eden bir ölçü hâline gelir.

NEDEN “BEN” DEĞİL, “BİZ” HAMD EDERİZ?

Üstad burada çok ince bir soruya cevap verir: Niçin “ahmedühû – ben hamd ederim” değil de “nahmedühû – biz hamd ederiz” denilmiştir?

Cevabı şudur:

لِأَنَّهُ وَإِنْ كَانَ وَاحِدًا لَيْسَ وَحْدَهُ

“Çünkü insan bir tek kişi olmakla beraber yalnız değildir.”

İnsan şahsiyet bakımından birdir; fakat organları, uzuvları, hücreleri ve vazifeli zerreleriyle adeta birçok taife ve cemaatten meydana gelir. Bu sebeple hamd eden yalnız dil değildir. İnsan; gözü, kulağı, aklı, kalbi ve bütün bedeniyle hamd eder.

ŞÜKR-İ ÖRFÎ: NİMETİ YARATILIŞ GAYESİNDE KULLANMAK

Metinde hamdin, şükr-i örfî mânasını da içine aldığı belirtilir. Şükr-i örfî, verilen nimeti yaratıldığı gayede kullanmaktır. Dil “Elhamdülillah” derken göz harama bakarsa, kulak hakkı dinlemezse veya akıl yalnız nefsin hesabına çalışırsa hamd henüz bütün vücuda yayılmamış olur.

Göz, kâinattaki sanat ve rahmet delillerini okuyunca; kulak hakkı ve hikmeti dinleyince; akıl marifetullaha vesile olunca; kalp muhabbetini gerçek sahibine yöneltince her cihaz kendi diliyle şükretmiş olur. Böylece “biz hamd ederiz” sözü, insanın içindeki bütün nimetlerin ortak ikrarına dönüşür.

BEDEN BİR CEMAAT, RUH BİR İDARE MERKEZİDİR

Üstad daha sonra bu açıklamayı müstakil bir bahis hâline getirir ve kalemin dizgininin elinden çıkıp dilediği yere koştuğunu söyler. İnsanın ruhu bir olduğu hâlde bedeni, hayat sahibi unsurlardan meydana gelen bir cemaat gibidir. Metindeki “her hücre başlı başına bir hayvancıktır” tasviri, biyoloji kitabı diliyle yapılmış teknik bir tariften ziyade, hücrenin canlı ve vazifeli yapısına dikkat çeken temsilî bir anlatımdır.

Buradaki asıl mesele şudur: Birbirinden farklı sayısız unsur, insan şahsiyetinde dağılmadan çalışmaktadır. Göz görür, kulak işitir, kalp hisseder, akıl tartar; fakat bunların neticesi tek bir “ben”in idrakinde birleşir. Çokluk içinde birlik, ruhun beden üzerindeki hüküm ve tasarrufuna işaret eder.

İnsan, içinde çalışan hücrelerin her bir faaliyetini ayrı ayrı bilmez ve idare etmez. Buna rağmen bedenin tamamı, hikmetli bir nizam içinde tek bir hayatın hizmetinde bulunur. Bu tablo, maddî parçaların kendiliğinden sahip olamayacağı bir birlik, yöneliş ve merkezî idareyi gösterir.

“YÂSÎN” SÛRESİ İÇİNDE YAZILMIŞ “YÂSÎN”

Kızıl Îcâz’da insan için dikkat çekici bir teşbih kullanılır: Şahıs, üzerinde Yâsîn sûresi yazılı büyük bir “Yâsîn” kelimesi gibidir. Yani dışarıdan tek görünen insanın içinde, aynı hayat mânasını taşıyan sayısız küçük birimler vardır.

Bu temsil, insanın hem birlik hem çokluk taşıdığını anlatır. Bedenin parçaları ayrı ayrı vazife görür; fakat hepsi aynı şahsın hayatına bağlanır. Bir harf bütünden koparıldığında metnin mânası bozulduğu gibi, bir organın vazifesi de insanın umumî hayatından bağımsız okunamaz.

RİSALE-İ NUR’DAKİ KARŞILIĞI

Risale-i Nur’un hayat ve ruh bahislerinde de hayat; kesreti vahdete çeviren, dağınık unsurları tek bir vücut hâline getiren nuranî bir hakikat olarak ele alınır. Ruh ise o canlı vücudun kanunu, merkezi ve idare edici esası olarak gösterilir. Kızıl Îcâz’daki bu bahis, daha sonraki eserlerde genişçe açıklanacak hayat, ruh ve vahdet hakikatlerinin erken bir nüvesi gibidir.

Bu sebeple “insan birdir fakat yalnız değildir” cümlesi yalnız biyolojik bir gözlem değildir. Aynı zamanda tevhidî bir okumadır: İnsanın içindeki çokluk nasıl tek bir ruhun idaresinde birleşiyorsa, kâinattaki sayısız varlık ve vazife de nihayetsiz ilim, irade ve kudret sahibi bir Müdebbir’i gösterir.

GÜNLÜK HAYATA BAKAN YÖNÜ

Bu ders bize üç amelî ölçü verir. Birincisi, bildiğimiz hakikati yaşamaya çalışmaktır; çünkü ilim amele dönüşmedikçe kemale ermez. İkincisi, şükrü yalnız sözde bırakmayıp her nimeti yerinde kullanmaktır. Üçüncüsü, bedenimize mülkümüz gibi değil, bize emanet edilmiş vazifeli bir cemaat gibi bakmaktır.

Sabah “Elhamdülillah” dediğimizde gözümüzü, dilimizi, vaktimizi ve aklımızı o hamde dâhil edip etmediğimizi sormak bu dersin en sade tatbikidir. Dilin hamdini hayatın hamdi takip ederse, insanın içindeki bütün cemaat aynı kıbleye yönelmiş olur.

NETİCE

Hakikî hamd, yalnız dilin “Elhamdülillah” demesi değildir; insanın bütün cihazlarının kendilerine verilen nimetleri yaratılış gayelerinde kullanarak Allah’a topluca şükretmesidir.

Bir insan tek bir şahıstır; fakat yalnız değildir. Onun içindeki organlar, hücreler ve zerreler bir cemaat gibi çalışır. “Nahmedühû – biz hamd ederiz” sözü de bu büyük iç cemaatin ortak kulluk ilanıdır.

Kaynak notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyesi. Metindeki kaynak tabakaları birbirine karıştırılmadan; açıklama ve günlük tatbik bölümleri ayrıca kaleme alınmıştır.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.