Kızıl Îcâz Dersleri-52

Said ÖZADALI

Tenakuz: İki Kaziyyeden Yalnız Birinin Doğru Olması

Bir önceki derste munfasıla kaziyyelerin mâniatü’l-cem‘, mâniatü’l-hulû ve hakikiyye kısımlarını gördük. Şimdi Süllem, düşünceyi hatadan koruyan en temel ölçülerden birine geçiyor: tenakuz. İki sözün birbirinden farklı olması, hatta birbiriyle uyuşmaması, onların mutlaka çelişik olduğu anlamına gelmez. Gerçek tenakuzda iki kaziyye aynı şey hakkında aynı şartlar altında konuşur; yalnız olumlama-olumsuzlama ve gerekli yerlerde nicelik bakımından ayrılır. Bu sebeple ikisi birlikte doğru da birlikte yanlış da olamaz.

1. Süllem’in asıl metni

Esas Arapça nüshanın basılı 208. sayfasında yer alan beyit şöyledir:

تَنَاقُضٌ خُلْفُ الْقَضِيَّتَيْنِ فِي
كَيْفٍ وَصِدْقُ وَاحِدٍ أَمْرٌ قُفِي

Okunuşu: Tenâkuzun hulfü’l-kaziyyeteyni fî / keyfin ve sıdku vâhidin emrun kufiye.

Yaklaşık mânası:

“Tenakuz, iki kaziyyenin nitelikte birbirine aykırı olması ve yalnız birinin doğru bulunmasıdır; bu, izlenip gözetilecek bir ölçüdür.”

Buradaki keyf, kaziyyenin olumlu veya olumsuz oluşudur. “Zeyd ayaktadır” ile “Zeyd ayakta değildir” aynı konu, yüklem, zaman ve diğer kayıtlar korunursa nitelikte ayrılır. Fakat tenakuz yalnız lafızdaki “değildir” kelimesinden doğmaz; hükmün bütün şartlarının karşılaştırılması gerekir.

“Yalnız birinin doğru olması” tenakuzun neticesidir. Çelişik iki hükümden biri doğruysa öteki zorunlu olarak yanlıştır; biri yanlışsa öteki doğrudur. Böylece hem birlikte doğruluk hem birlikte yanlışlık dışarıda kalır.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

Her ayrılık tenakuz değildir

Haşiye, iki şey arasındaki münasebetlerin aynı derecede olmadığını gösteren geniş bir tasnifle başlar. İki şey bazı yönlerden birleşirse aralarında benzerlik, cins birliği, eşitlik, komşuluk veya zaman birliği gibi nisbetler doğar. Ayrılık tarafında ise başkalık, muhalefet, karşıtlık, zıtlık, yokluk-meleke ve tenakuz gibi dereceler vardır.

Bu tasnifin maksadı açıktır: “Bana uymuyor” demek, “benim sözümün çelişiğidir” demek değildir. Taş ile ağaç birbirinden farklıdır; fakat “taştır” ve “ağaçtır” hükümleri bir insan hakkında birlikte yanlış olabilir. O hâlde bu iki hüküm hakikî nakîz değildir. Nakîzler ise ne birleşir ne de birlikte ortadan kalkar.

Bir şeyin nakîzi onun kaldırılmasıdır

Haşiyedeki temel ifade mânaca şudur: Her şeyin nakîzi onun ref‘i, yani kaldırılmasıdır. Bir hükmü gerçekten nakzetmek, yalnız ona uzak veya zıt bir başka hüküm söylemek değildir; bizzat o hükmün sabit kıldığı nisbeti kaldırmaktır.

“Bütün öğrenciler geldi” hükmünün basit karşıtı “Hiçbir öğrenci gelmedi” değildir. Çünkü bazı öğrencilerin gelip bazılarının gelmemesi hâlinde iki söz de yanlış olabilir. İlk hükmü kaldırmaya “Bazı öğrenciler gelmedi” yeter. Burada küllî olumlu hükmün nakîzi cüz’î olumsuzdur. Tenakuzun nicelik şartı bu sebeple önemlidir.

Birlik şartları korunmalıdır

Haşiye, iki kaziyyenin nakîz olabilmesi için bazı yönlerden aynı kalmasını, bazı yönlerden ayrılmasını ister. Ayrılık öncelikle keyfte, yani olumlama ile olumsuzlama arasındadır. Mahsûr kaziyyelerde kem de değişir: küllînin karşısına cüz’î, cüz’înin karşısına küllî gelir. Gerekli olduğunda cihet de karşılığına çevrilir.

Buna karşılık hükmün konusu, yüklemi, zamanı, mekânı, şartı, izafeti, bütün-parça bakımından ele alınışı ve kuvve-fiil hâli aynı tutulmalıdır. Kayıtlardan biri değişirse görünüşte çatışan iki cümle gerçekte farklı şeylerden söz ediyor olabilir.

Meselâ:

  • “Zeyd bugün ayaktadır.”
  • “Zeyd dün ayakta değildi.”

Bu iki cümle zaman bakımından farklıdır; dolayısıyla çelişik değildir.

  • “Bu ilaç Ali’ye faydalıdır.”
  • “Bu ilaç Veli’ye faydalı değildir.”

Konu yahut izafet farklı olduğundan tenakuz yoktur.

  • “Çekirdek kuvve hâlinde ağaçtır.”
  • “Çekirdek fiilen ağaç değildir.”

Kuvve-fiil kaydı farklıdır; hükümler birbirini nakzetmez.

Doğruluk neticesi, şartların korunmasına bağlıdır

Tenakuz tanımındaki “yalnız birinin doğru olması”, mekanik biçimde her olumlu-olumsuz çiftine uygulanamaz. İki cümlenin aynı mevzu ve mahmul hakkında, aynı zaman, mekân ve şart altında konuştuğu gösterilmeden “biri mutlaka doğrudur” denilemez. Mantık, önce birliği tahkik eder; sonra keyf ve nicelikteki ayrılığı değerlendirir.

Haşiyenin bu hassasiyeti münazarada büyük bir ahlâk ölçüsüdür. Muhatabın sözünü başka bir zamana, başka bir şarta veya daha geniş bir iddiaya taşıyıp sonra reddetmek, onun sözünün nakîzini göstermek değil; sözü değiştirmektir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid’in dipnotlu izahı, tarifteki “iki kaziyye” kaydının önemini açıklar. Müfred kavramlar arasında ayrılık bulunabilir; fakat mantıkta ele alınan tenakuz, doğruluk ve yanlışlık taşıyan iki tam hüküm arasındadır. “Taş” ile “ağaç” kavramları insandan birlikte kaldırılabildiği için tek başlarına hakikî nakîz sayılmaz.

İzah, birlik şartlarını farklı mantıkçıların sayım tarzlarıyla da aktarır. Bazı tasniflerde üç temel birlik -mevzu, mahmul ve zaman- öne çıkar; daha geniş sayımda mekân, şart, izafet, bütünlük-cüz’îlik ve kuvve-fiil kayıtları da ayrıca zikredilir. Sayıların farklılığı esasa değil, bazı şartların başlık altında toplanıp bazılarının ayrı sayılmasına dayanır.

Asıl ölçü şudur: İki kaziyye, hükmün neye ve hangi bakımdan yöneldiği hususunda birleşmeli; olumlama-olumsuzlama yönünde ve mahsûr kaziyyelerde gerekli nicelikte ayrılmalıdır. Böylece birinin doğruluğu ötekinin yanlışlığını doğrudan gerektirir.

Molla Abdülmecid ayrıca nakîzin “muhassal”, yani açık ve belirli bir kaziyye hâline getirilmesi gerektiğini belirtir. Zihinde yalnız belirsiz bir “karşı çıkış” bulunması kıyaslarda işe yaramaz. Hangi hükmün kaldırıldığı, hangi kaydın aynı tutulduğu ve hangi yönün değiştirildiği açıkça gösterilmelidir.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

İlgili sayfalarda İhsan Kasım es-Sâlihî adına açıkça ayrılmış, imzalı müstakil bir mantık açıklaması tespit edilmemiştir. Bu sebeple kendisine özel bir görüş isnat edilmemiş; esas nüshanın neşir düzeni, Bediüzzaman’ın haşiyesi ve Molla Abdülmecid’in dipnotlu izahı birbirinden ayrılarak kullanılmıştır.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’da bir hakikatin farklı makam ve kayıtlarla ifade edilmesi, yüzeysel bakışta çelişki zannedilebilir. Hâlbuki aynı kelime farklı cihetlere bakabilir; bir yerde ferdî, başka yerde nev’î; bir yerde dünya hayatı, başka yerde âhiret neticesi esas alınabilir. Tenakuz hükmü vermeden önce mevzu, zaman, makam ve cihet birliğini araştırmak gerekir.

Meselâ insan bir yönden âciz ve fakir, başka bir yönden ilâhî emanetlere muhatap ve yüksek istidat sahibi olarak anlatılır. Bu iki hüküm aynı bakımdan söylenmediği için birbirinin nakîzi değildir. Acizlik insanın kendi kudreti itibarıyladır; kıymeti ise Allah’ın ihsanı, vazifesi ve istidadı itibarıyladır.

Bu ölçü, Risale metinlerini parçacı okumaktan korur. Bir cümlenin nakîzini ararken önce onun kayıtlarını korumak; sonra aynı kayıtlarda olumlama ile olumsuzlamayı karşılaştırmak gerekir. Bu bölüm belirli bir Risale-i Nur cümlesinin doğrudan iktibası değil, Kızıl Îcâz’daki tenakuz ölçüleriyle kurulmuş açıklayıcı bir okuma bağlantısıdır.

6. Günlük tatbik

Bugün birbirine zıt görünen iki cümle duyduğumuzda hemen “çelişki” demeden şu kontrolü yapalım:

  1. İki cümlenin mevzusu gerçekten aynı mı?
  2. Yüklem aynı mânada mı kullanılıyor?
  3. Zaman ve mekân aynı mı?
  4. Şart ve izafet değişmiş mi?
  5. Bütün hakkında mı, bir kısım hakkında mı konuşuluyor?
  6. Kuvve hâli ile fiil hâli birbirine karıştırılmış mı?
  7. Küllî bir hükmün nakîzi kurulurken nicelik doğru değiştirilmiş mi?

“Bütün müşteriler memnundur” sözünü nakzetmek için “Hiçbir müşteri memnun değildir” demek gerekmez; “En az bir müşteri memnun değildir” yeterlidir. Buna karşılık “Müşteriler dün memnundu” ile “Bugün memnun değiller” arasında zaman değiştiği için mantıkî tenakuz yoktur.

Bugünün kısa ölçüsü:

Çelişki ararken kelimelerin çatışmasına değil, aynı kayıtlar altında iki hükümden yalnız birinin doğru olup olamayacağına bak.

Bir sonraki derste şahsiyye ve mühmele kaziyyelerin nakîzinin yalnız keyf değiştirilerek; mahsûr kaziyyelerin nakîzinin ise hem keyf hem sûr değiştirilerek nasıl kurulacağını ele alacağız.

Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, tenakuzun tarifine dair beyit; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî’nin ilgili dipnotları, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 208-209 (PDF s. 56-57). Beyit nüsha görüntüsüyle karşılaştırılmış; haşiye ve izahlar uzun doğrudan alıntı yapılmadan mânaca aktarılmıştır. İhsan Kasım adına müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.