Kızıl Îcâz Dersleri-51

Said ÖZADALI

Munfasılanın Üç Çeşidi: Mâniatü’l-Cem‘, Mâniatü’l-Hulû ve Hakikiyye

Bir önceki derste şartiyye kaziyyenin iki parçasını, mukaddem ile tâlîyi; muttasılanın ittisal, munfasılanın ise infisal bildirdiğini gördük. Fakat “ya…ya da” şeklindeki her ayrılık aynı kuvvette değildir. İki seçenek bazen birlikte doğru olamaz, bazen birlikte yanlış olamaz, bazen de ne birlikte doğru ne birlikte yanlış olabilir.

Süllem bu farkı üç munfasıla çeşidiyle ölçülendirir: mâniatü’l-cem‘, mâniatü’l-hulû ve ikisini birleştiren hakikiyye.

1. Süllem’in asıl metni

Esas nüshada ilgili beyitler şöyledir:

مَا أَوْجَبَتْ تَنَافُرًا بَيْنَهُمَا
أَقْسَامُهُ ثَلَاثَةٌ فَلْيُعْلَمَا

مَانِعُ جَمْعٍ أَوْ خُلُوٍّ أَوْ هُمَا
وَهُوَ الْحَقِيقِيُّ الْأَخَصُّ فَاعْلَمَا

Yaklaşık mânası:

“İki taraf arasında ayrılık gerektiren munfasılanın üç kısmı vardır: Birlikte bulunmayı engelleyen, birlikte ortadan kalkmayı engelleyen ve her ikisini birden engelleyen. Sonuncusu daha hususî olan hakikî munfasıladır.”

Üç türü en açık şekilde şu örneklerle görebiliriz:

  • Mâniatü’l-cem‘: “Bu şey ya taştır ya ağaçtır.” Aynı şey, aynı bakımdan hem taş hem ağaç olamaz; fakat insan ise ikisi de değildir.
  • Mâniatü’l-hulû: “Bu şey ya taş değildir ya ağaç değildir.” İki taraf birlikte yanlış olamaz; çünkü o zaman şeyin hem taş hem ağaç olması gerekir. Fakat insan için iki taraf birlikte doğrudur.
  • Hakikiyye: “Sayı ya çifttir ya tektir.” Aynı sayı hem çift hem tek olamaz; ikisinin dışında da kalamaz.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

Tenafürün derecesi ayrılmanın türünü belirler

Haşiye, munfasılayı iki taraf arasındaki tenafür üzerinden okur. Bu tenafür; tezat, karşıtlık, birbirini dışlama veya nakîzlik gibi farklı şekillerde görünebilir. Fakat sırf iki kelimenin farklı olması munfasıla kurmaya yetmez. Mantık, tarafların doğruluk ve yanlışlık bakımından nasıl ayrıldığını araştırır.

İki tarafın birlikte doğruluğu imkânsızsa mâniatü’l-cem‘; birlikte yanlışlığı imkânsızsa mâniatü’l-hulû meydana gelir. Her iki engel bir aradaysa hakikiyye oluşur.

Mâniatü’l-cem‘: ikisi birlikte doğru olamaz

Mâniatü’l-cem‘de taraflardan biri doğru olduğunda ötekinin yanlışlığı gerekir. Fakat birinin yanlışlığı, diğerinin mutlaka doğru olduğunu göstermez. “Bu varlık ya taştır ya ağaçtır” hükmünde taşlık ile ağaçlık aynı fertte aynı yönden birleşmez. Buna karşılık söz konusu varlık bir kuş veya insan ise iki taraf da yanlıştır.

Bu tür ayrımın günlük dildeki tehlikesi açıktır: İki seçeneğin birlikte bulunamayışını görmek, onların bütün ihtimalleri kuşattığını göstermez. “Ya benim görüşümdesin ya da düşmanımsın” sözü, üçüncü ve dördüncü ihtimalleri dışarıda bırakarak eksik bir taksimi hakikiyye gibi sunabilir.

Mâniatü’l-hulû: ikisi birlikte yanlış olamaz

Mâniatü’l-hulûda iki tarafın aynı anda ortadan kalkması mümkün değildir; en az biri doğru olmalıdır. Fakat ikisinin birlikte doğru olması mümkündür. “Bu şey ya taş değildir ya ağaç değildir” cümlesinde iki olumsuz taraftan en az biri doğrudur. Şey insan ise hem taş değildir hem ağaç değildir; böylece iki taraf birlikte doğru olur.

Bu yapı, mâniatü’l-cem‘in taraflarının nakîzleri alınarak görülebilir. Birlikte bulunamayan iki vasfın olumsuzları, birlikte ortadan kalkamaz.

Hakikiyye: hem cem‘e hem hulûya mâni

Hakikiyye munfasılada taraflar ne birlikte doğru ne birlikte yanlış olabilir. “Sayı ya çifttir ya tektir” hükmü bunun açık örneğidir. Bir sayı aynı bakımdan hem çift hem tek olamaz; aynı zamanda bu iki sınıfın dışında da kalamaz.

Bu sebeple hakikiyye, diğer iki türe göre daha hususîdir. Çünkü yalnız birlikte doğruluğu veya yalnız birlikte yanlışlığı engellemekle kalmaz; iki şartı birden taşır.

Munfasıla, muttasıla hükümlerine açılabilir

Haşiye, munfasılanın içerdiği ayrılık bağının muttasıla cümleleri hâlinde çözülebileceğine işaret eder. Mâniatü’l-cem‘:

“Taş ise ağaç değildir; ağaç ise taş değildir.”

bağlantılarını içerir. Mâniatü’l-hulû ise nakîzlerden hareketle:

“Taş değilse ağaçtır; ağaç değilse taştır.”

biçimindeki bağlantılara yönelir; elbette bu ikinci dönüşüm, kurulan ayrımın gerçekten mâniatü’l-hulû olduğu yerde geçerlidir. Hakikiyye iki yönü birleştirdiği için dört bağlantıyı birden taşır.

İkiden fazla seçenekli taksimler

Kaynak, çok parçalı taksimlerin de ikili munfasılalar üzerinden çözümlenebileceğini belirtir. Bir taksimde her iki kısım arasında cem‘ engeli bulunabilir; fakat bütün kısımların alanı kuşatıp kuşatmadığı ayrıca araştırılır. “Bütün ihtimaller bunlardır” hükmü bazen hakikaten, bazen tarif gereği, bazen de istikrâ yani tarama yoluyla kurulur.

Bu nokta, seçeneklerin birbirinden ayrı olmasının taksimin eksiksiz olduğunu tek başına göstermediğini öğretir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, “sadece” kaydının önemine dikkat çeker. Mâniatü’l-cem‘ yalnız cem‘i engelliyorsa iki tarafın birlikte yanlışlığı mümkündür; mâniatü’l-hulû yalnız hulûyu engelliyorsa birlikte doğruluk mümkündür. Kayıt kaldırıldığında hüküm hakikiyyeyi de içine alabilir. Bu yüzden terimlerin sınırı örnekte açık tutulmalıdır.

İzah, her iki türün muttasıla kaziyyeler doğurduğunu da gösterir. Cem‘in engellenmesi, taraflardan her birinin ötekinin nakîzini gerektirmesi demektir. Hulûnun engellenmesi ise taraflardan birinin nakîzinin diğer tarafı gerektirmesi şeklinde okunur. Hakikiyye her iki yapıyı birleştirir.

Molla Abdülmecid’e göre hakikiyyenin “daha hususî” sayılması, iki şartı birlikte taşımasındandır. Her hakikiyye hem mâniatü’l-cem‘ hem mâniatü’l-hulû hükmünü taşır; fakat yalnız mâniatü’l-cem‘ veya yalnız mâniatü’l-hulû olan her kaziyye hakikiyye değildir.

Çok kısımlı taksimlerde kısımlar birbirinin “kasîmi”, yani aynı taksimdeki karşı bölümleri olur. Kısımlar arasındaki ayrılık ile bütün kısımların alanı tüketmesi iki ayrı kontroldür. Sağlam taksim hem karışmayı önlemeli hem de maksat edilen alanı eksiksiz kuşatmalıdır.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

Esas nüshanın bu bahis sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına açıkça ayrılmış, imzalı bir müstakil açıklama tespit edilmemiştir. Bu sebeple kendisine özel bir görüş isnat edilmemiş; neşir düzeni, Bediüzzaman’ın haşiyeleri ve Molla Abdülmecid’in dipnotlu izahı ayrı tutulmuştur.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’daki taksimleri okurken bu üçlü ayrım, metnin maksadını doğru anlamaya yardım eder. Bir temsilde iki yolun karşı karşıya konulması her zaman bütün aklî ihtimallerin yalnız o ikisinden ibaret olduğu anlamına gelmez; bazen terbiye ve tercih maksadıyla iki ana yön gösterilir. Okuyucu, taksimin hangi bakımdan kurulduğunu araştırmalıdır.

İman-küfür, hidayet-dalâlet gibi nakîz veya birbirini dışlayan alanlarda ayrılık daha kuvvetli olabilir. Fakat “ilim veya iman”, “akıl veya teslimiyet”, “dünya veya âhiret” gibi ifadeler, doğru kayıtlar konulmadığında sahte ikilik üretebilir. İlim imanla, akıl teslimiyetle, dünya vazifesi âhiret maksadıyla birlikte bulunabilir.

Bu ölçü münazarada da önemlidir. Muhataba yalnız iki seçenek sunup başka ihtimalleri gizlemek, delil değil yönlendirmedir. Hakikiyye iddiası, hem birlikte doğruluğun hem birlikte yanlışlığın niçin imkânsız olduğunu göstermelidir.

Bu bölüm belirli bir Risale-i Nur cümlesinin doğrudan iktibası değildir; Kızıl Îcâz’daki munfasıla ölçüleriyle kurulmuş açıklayıcı bir okuma bağlantısıdır.

6. Günlük tatbik

Bugün duyduğumuz üç “ya…ya da” cümlesini seçip şu soruları soralım:

  1. İki taraf birlikte doğru olabilir mi?
  2. İki taraf birlikte yanlış olabilir mi?
  3. Üçüncü bir ihtimal var mı?
  4. Seçenekler aynı bakımdan ve aynı şartlar altında mı karşılaştırılıyor?
  5. Ayrım hakikî bir taksim mi, yoksa ikna için kurulmuş dar bir çerçeve mi?

“Ya hızlı yapacağız ya kaliteli” sözü çoğu zaman sahte ikiliktir; planlama ve imkânla hız ile kalite birlikte bulunabilir. “Bu tam sayı ya çifttir ya tektir” ise alanı kuşatan hakikî bir ayrımdır.

Bugünün kısa ölçüsü:

Birlikte doğruluğu, birlikte yanlışlığı ve üçüncü ihtimali ayrı ayrı kontrol et; her ’ya…ya da’yı hakikiyye sanma.

Bir sonraki derste tenakuz bahsine, yani iki kaziyyenin hangi şartlarla birbirini nakzettiğine geçeceğiz.

Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “مَا أَوْجَبَتْ تَنَافُرًا بَيْنَهُمَا” ve “مَانِعُ جَمْعٍ أَوْ خُلُوٍّ أَوْ هُمَا” beyitleri; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî’nin ilgili izahı, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 206-207 (PDF s. 54-55). Beyitler esas nüsha görüntüsüyle karşılaştırılmış; haşiye ve izahlar uzun doğrudan alıntı yapılmadan mânaca aktarılmıştır. İhsan Kasım adına müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.