Şartiyyenin İki Parçası: Mukaddem ve Tâlî; İttisal ve İnfisal
Bir önceki derste şartiyye kaziyyede hükmün tek bir mevzu ile mahmul arasında değil, iki cümle arasındaki bağ üzerinde kurulduğunu gördük. Süllem şimdi bu yapının parçalarını adlandırıyor ve iki ana şartiyye türünün ayırıcı vasfını gösteriyor: İlk parçaya mukaddem, ikinci parçaya tâlî denir. Muttasıla bu iki parçanın bağlantısını; munfasıla ise aralarındaki ayrılmayı bildirir.
Bu adlandırma yalnız kelime öğretmez. Bir şart cümlesinde hangi tarafın ötekini gerektirdiğini, bağın hangi yönde kurulduğunu ve “ya…ya da” biçimindeki ayrımın gerçekten geçerli olup olmadığını araştırmamızı sağlar.
1. Süllem’in asıl metni
Esas nüshada ilgili beyitler şöyledir:
جُزْآهُمَا مُقَدَّمٌ وَالتَّالِي
أَمَّا بَيَانُ ذَاتِ الِاتِّصَالِ
مَا أَوْجَبَتْ تَلَازُمَ الْجُزْأَيْنِ
وَذَاتُ الِانْفِصَالِ دُونَ مَيْنِ
Yaklaşık mânası:
“Her ikisinin iki parçası mukaddem ve tâlîdir. İttisal sahibi olan, iki parçanın birbirini gerektirmesini bildirendir; infisal sahibi olan da, şüphesiz, iki taraf arasındaki ayrılığı bildirendir.”
“Güneş doğarsa gündüz olur” cümlesinde güneşin doğması mukaddem, gündüzün olması tâlîdir. “Sayı ya çifttir ya tektir” cümlesinde de iki taraf vardır; ancak burada bağlanma değil, belirli bir bakımdan birlikte bulunamama ve seçeneklere ayrılma hükmü öne çıkar.
2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri
Mukaddem ve tâlî yalnız söz sırası değildir
Haşiyede mukaddemin öne, tâlînin arkaya konulmasının muttasıla için çoğu zaman tabiî bir yön taşıdığı belirtilir. Çünkü taraflardan biri mülzim, diğeri lâzım durumundadır: Birinci taraf gerçekleştiğinde ikinci tarafın gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu sebeple delil neticeden, illet ma‘lûlden ve daha hususî olan daha umumî olandan önce getirilebilir.
Fakat bu yön her zaman tersine çevrilemez. “İnsan varsa canlı vardır” doğrudur; “Canlı varsa insan vardır” doğru değildir. Zira insanlık canlılığı gerektirir, fakat canlılık yalnız insana mahsus değildir. Mukaddem ile tâlîyi değiştirmek, aynı kelimeleri korusa bile hükmün doğruluğunu bozabilir.
Munfasılada ise iki taraf çoğu zaman ayrılma bakımından denktir. “Çift veya tek” ile “tek veya çift” arasında, sırf ayrılık hükmü bakımından tabiî bir öncelik bulunmayabilir. Bu sebeple munfasılanın taraflarının sırası çoğu zaman vaz‘a, yani anlatanın tertibine bağlıdır.
İttisal: iki hüküm arasında lüzum
Muttasıla, iki ayrı cümleyi rastgele yan yana getirmek değildir. Aralarında bir lüzum bulunmalıdır. Haşiye bu lüzumun aklî, hissî, âdetî, örfî, ıstılahî veya şer‘î bakımdan düşünülebileceğine işaret eder. Dolayısıyla bağlantının kuvveti ve dayanağı her örnekte aynı değildir.
“İnsan varsa canlı vardır” bağı aklîdir. “Güneş doğmuşsa ortalık aydınlanır” sözü, şartlara göre hissî ve âdetî bir bağlantı taşır. Bir kelimenin belirli bir ilimde belli anlamda kullanılması ıstılahî; bir fiilin şer‘î neticesi ise ilgili delil çerçevesinde şer‘î bir bağ kurabilir.
Burada önemli ölçü şudur: İki olayın peş peşe gelmesi tek başına lüzumu ispatlamaz. Bağın hangi yönden kurulduğu gösterilmelidir.
Görünmeyen bağ ile temelsiz iddia aynı değildir
Üstad, “ittifakiyye” denilen ve bağı ilk bakışta görünmeyen örneklerde, münasebetin tamamen yok sayılmamasına dikkat çeker. Bir ilişkinin bizim nazarımıza görünmemesi, mutlak surette bulunmadığını göstermez. Kâinattaki hadiseleri başıboş tesadüfe vermemek, görünmeyen münasebetleri araştırmayı gerektirir.
Fakat bu kayıt, delilsiz her beraberliği zorunlu bağlantı saymaya izin vermez. “Gizli bir bağ olabilir” demek araştırma kapısını açık tutar; “öyleyse mutlaka şu sebep bunu doğurdu” demek ise ayrıca delil ister.
İnfisal: iki taraf arasında karşılıklı ayrılma
Munfasıla, iki taraf arasında tenafür veya ayrılık hükmü kurar. Bu ayrılık bazen iki tarafın birlikte doğru olamamasını, bazen ikisinin birlikte yanlış olamamasını, bazen de her iki durumu birden ifade eder. Bu ayrıntılar sonraki beyitlerde üç munfasıla çeşidi olarak açılacaktır.
Şimdilik esas ölçü şudur: Muttasıla “birinci gerçekleşirse ikinci ona bağlıdır” der; munfasıla “bu iki taraf belirlenen bakımdan beraber bulunamaz veya beraber ortadan kalkamaz” der.
3. Molla Abdülmecid’in izahı
Molla Abdülmecid, “جزآهما” kelimesindeki ikili yapının, hem muttasıla hem munfasılanın; ayrıca bunların olumlu ve olumsuz şekillerinin iki parçalı olduğunu hatırlattığını açıklar. Böylece kısa bir ifade, şartiyyenin dört görünümüne birden uzanır.
İzahına göre muttasılanın iki tarafı aynı vazifede değildir. Mukaddem, tâlînin gerçekleşmesini gerektiren taraftır; tâlî ise mukaddeme bağlı olarak gelen taraftır. Bu sebeple tabiî tertipte mülzim önce, lâzım sonra zikredilir. Bir tek şeyin birden fazla neticesi olabilir; fakat bu neticelerden hareketle tek bir sebebi kesin olarak belirlemek her zaman mümkün değildir.
Molla Abdülmecid, lüzumun farklı kaynaklara dayanabileceğini de belirtir. Bağ bazen aklın zorunlu hükmüne, bazen duyuya, bazen devamlı tecrübeye ve âdete, bazen toplumun kullanışına, bazen bir ilmin terim düzenine, bazen de şer‘î bir delile dayanır. Bu ayrım, “gerektirir” kelimesinin her yerde aynı derecede zorunluluk ifade etmediğini gösterir.
Munfasılada ise taraflar birbiriyle çatışan iki seçenek olarak ele alınır. Ayrılmanın türü doğru belirlenmeden “ya…ya da” hükmü kurulamaz. Seçenekler aynı anda bulunabiliyorsa mâniatü’l-cem‘ değildir; ikisi birden ortadan kalkabiliyorsa mâniatü’l-hulû değildir. Bu ayrımın tafsilatı bir sonraki dersin konusudur.
4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu
Esas nüshanın bu bahis sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına açıkça ayrılmış, imzalı bir müstakil açıklama tespit edilmemiştir. Bu sebeple kendisine özel bir görüş isnat edilmemiş; neşir düzeni ile Bediüzzaman’ın haşiyeleri ve Molla Abdülmecid’in dipnotlu izahı birbirinden ayrılmıştır.
5. Risale-i Nur bağlantıları
Risale-i Nur’daki delil-netice örgüsünü okurken mukaddem ile tâlîyi ayırmak çok faydalıdır. Bir eserdeki nizamın ilme, iradeye ve hikmete delâlet etmesi belirli bir istidlal yönü taşır. Neticeyi öne alıp delili geriye doğru aynı kuvvetle kurmak her zaman sahih değildir. Mantık, delilin neyi gerçekten gerektirdiğini ve hükmün sınırını korumayı öğretir.
Sebepler bahsinde de aynı ölçü önemlidir. Âdetullah içinde bir sebep ile netice arasında düzenli beraberlik bulunması, sebebin müstakil yaratıcı olduğu anlamına gelmez. Görünen bağın mahiyetini doğru okumak; ne sebebi inkâr etmek ne de ona hakikî tesir vermek gerekir.
Munfasıla ölçüsü, “ya iman ya ilim”, “ya akıl ya teslimiyet” gibi sahte ikilikleri fark etmeye de yardım eder. İki kavram birlikte bulunabiliyorsa onları birbirini dışlayan seçenekler gibi sunmak doğru değildir. Hakikî taksim, seçeneklerin alanı gerçekten kuşatmasını ve ayrılık şartlarının açık olmasını ister.
Bu bölüm, belirli bir Risale-i Nur cümlesinin doğrudan iktibası değil; Kızıl Îcâz’daki mukaddem-tâlî ve ittisal-infisal ölçüleriyle kurulmuş açıklayıcı bir okuma bağlantısıdır.
6. Günlük tatbik
Bugün duyduğumuz iki şart cümlesi ile iki “ya…ya da” cümlesini seçelim ve şu soruları soralım:
- Mukaddem hangisi, tâlî hangisidir?
- Birinci taraf ikinciyi hangi bakımdan gerektiriyor: aklen mi, tecrübeyle mi, âdeten mi, yoksa yalnız aynı zamanda mı görülüyor?
- Tarafları ters çevirirsem hüküm hâlâ doğru mu?
- “Ya…ya da” seçenekleri gerçekten birbirini dışlıyor mu?
- Seçenekler bütün ihtimalleri kuşatıyor mu, yoksa üçüncü bir ihtimal var mı?
“Düzenli çalışırsan başarı ihtimalin artar” cümlesinde bir bağ vardır; fakat bu bağ “çalışan herkes her şartta kesin başarıya ulaşır” şeklinde mutlaklaştırılamaz. “Ya susarsın ya bize düşmansın” cümlesi ise başka tavırları dışarıda bıraktığı için çoğu zaman sahte bir munfasıladır.
Bugünün kısa ölçüsü:
Mukaddem ile tâlîyi ayır; bağın yönünü ve kuvvetini göster; ayrılık iddiasında seçeneklerin gerçekten çatışıp çatışmadığını araştır.
Bir sonraki derste munfasılanın üç çeşidini: mâniatü’l-cem‘, mâniatü’l-hulû ve hakikiyyeyi ele alacağız.
Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “جُزْآهُمَا مُقَدَّمٌ وَالتَّالِي” ve “مَا أَوْجَبَتْ تَلَازُمَ الْجُزْأَيْنِ” beyitleri; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî’nin ilgili izahı, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 204-206 (PDF s. 52-54). Beyitler esas nüshanın görüntüsüyle karşılaştırılmış; haşiye ve izahlar uzun doğrudan alıntı yapılmadan mânaca aktarılmıştır. İhsan Kasım adına müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir.