Kızıl Îcâz Dersleri-5

Said ÖZADALI

HAMD İLE FİKİR ARASINDAKİ MÜNASEBET

Besmele üzerindeki ince işaretlerden sonra, Abdurrahman el-Ahdarî’nin es-Süllemü’l-Münevrak metni hamdeleye geçiyor:

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي قَدْ أَخْرَجَا

نَتَائِجَ الْفِكْرِ لِأَرْبَابِ الْحِجَا

Yaklaşık mânası:

“Hamd, akıl sahipleri için fikrin neticelerini ortaya çıkaran Allah’a mahsustur.”

Burada dikkatimizi çeken ilk husus şudur: Mantık kitabının başında Allah’a hamd edilirken, hamdin sebebi insanın düşünebilmesi ve düşüncesinden netice çıkarabilmesi ile irtibatlandırılıyor.

“NETÂİCÜ’L-FİKR” NEDİR?

نَتَائِجَ الْفِكْرِ — netâicü’l-fikr, “fikrin neticeleri” demektir.

İnsan yalnızca zihninde birtakım bilgiler taşımaz. Bildiklerini belli bir tertibe koyar, aralarında münasebet kurar ve daha önce açıkça bilmediği yeni bir neticeye ulaşır.

İşte mantığın temel vazifelerinden biri, bu fikrî yürüyüşün doğru yapılmasına yardımcı olmaktır.

Fakat burada çok mühim bir nokta vardır:

Fikrin çalışması insana ait olmakla beraber, hakikatin ortaya çıkması yalnız insanın kendi kudretine mal edilemez.

İnsan düşünür; fakat aklı veren Allah’tır.

Malumatı veren Allah’tır.

Eşyayı birbirine bağlayan hakikî münasebetleri yaratan Allah’tır.

İnsan zihninin o münasebetleri keşfetmesine imkân veren de Allah’tır.

Bu sebeple Ahdarî, mantık kitabına “Ben düşündüm ve buldum” diyerek değil, الْحَمْدُ لِلّٰهِ — Elhamdülillah diyerek başlıyor.

KIZIL ÎCÂZ’IN DİKKATİMİZİ ÇEKTİĞİ NOKTA

Üstad Hazretleri burada الْحَمْدُ kelimesi üzerine çok kısa fakat düşündürücü bir kayıt düşüyor:

كَتَصَوُّرِ الْعِلَّةِ الْغَائِيَّةِ

Yani yaklaşık olarak:

“Gâî illetin tasavvuru gibi.”

Burada yeni bir mantık kapısı açılıyor: ille-i gâiye.

İlle-i gâiye, bir işin yapılmasındaki gaye ve netice demektir.

Meselâ insan bir bina yapmaya başlamadan önce, o binanın ne için yapılacağını zihninde tasavvur eder. Henüz bina ortada yoktur; fakat onun gayesi zihinde vardır ve insanı işe sevk eder.

Demek ki bazen netice, varlıkta sonra geldiği hâlde fikirde önce gelir.

İşte Üstad’ın bu kısa kaydı bizi “fikir”, “netice” ve “gaye” arasındaki münasebet üzerinde düşünmeye çağırıyor.

RİSALE-İ NUR’A AÇILAN PENCERE

Risale-i Nur’un tefekkür metodunda da insanın aklı ve fikri başıboş bırakılmaz. Kâinata bakılır; eserlerden fiillere, fiillerden isimlere, isimlerden sıfatlara ve nihayet Müsemmâ-yı Akdes’e gidilir.

Bu bakımdan doğru fikir, insanı yalnız bilgiye değil marifetullaha götürmelidir.

O hâlde mantık da yalnız münazara kazanmanın veya zihnî maharet göstermenin vasıtası değildir. Doğru kullanıldığında insanın hakikati daha sağlam görmesine hizmet eden bir mizan-ı fikir hâline gelir.

BUGÜNÜN TEFEKKÜR DERSİ

Bir mesele üzerinde düşünüp doğru bir neticeye ulaştığımız zaman “Bunu ben buldum” demekten önce “Elhamdülillah; bana aklı veren, düşünme imkânı veren ve hakikati gösteren Allah’tır” diyebilmek…

Kızıl Îcâz’ın hamdele kapısından bize verdiği ilk derslerden biri budur.

Fikir kuldan bir kesb; akıl ve hakikate ulaştıran imkân ise Cenab-ı Hakk’ın ihsanıdır.

Böylece Besmele’den sonra başlayan hamdele, mantık ilmini daha ilk satırda tevhid ve ubudiyet zeminine yerleştirir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.