Kızıl Îcâz Derslerİ-49

Said ÖZADALI

Şartiyye Kaziyye: Hükmün İki Cümle Arasındaki Bağa Yönelmesi

Hamliyye kaziyyede bir mahmulün mevzua yüklenmesi veya ondan kaldırılması söz konusuydu. Süllem şimdi ikinci ana kaziyye çeşidine geçiyor: şartiyye. Burada hüküm, tek bir mevzu ile mahmul arasındaki nisbetten ziyade iki cümlenin birbirine bağlanması, birinin diğerine bağlı kılınması yahut iki ihtimalin ayrılması üzerinde kurulur.

“Güneş doğarsa gündüz olur” ve “Sayı ya çifttir ya tektir” cümleleri iki farklı şartiyye örneğidir. Birincisinde iki taraf arasında bağlantı; ikincisinde ayrılma hükmü vardır.

1. Süllem’in asıl metni

وَإِنْ عَلَى التَّعْلِيقِ فِيهَا قَدْ حُكِمْ
فَإِنَّهَا شَرْطِيَّةٌ وَتَنْقَسِمْ

أَيْضًا إِلَى شَرْطِيَّةٍ مُتَّصِلَةْ
وَمِثْلُهَا شَرْطِيَّةٌ مُنْفَصِلَةْ

Okunuşu: Ve in ale’t-ta‘lîki fîhâ kad hükim / Fe-innehâ şartiyyetün ve tenkasim. Eydan ilâ şartiyyetin muttasılat / Ve mislühâ şartiyyetün munfasılat.

Yaklaşık mânası:

“Bir kaziyyede hüküm iki tarafın birbirine bağlanması üzerine kurulmuşsa o şartiyyedir. Şartiyye de muttasıla ve onun karşılığındaki munfasıla olmak üzere ikiye ayrılır.”

Şartiyye-i muttasıla, iki cümle arasında birleşme veya gerektirme bağı kurar: “Güneş doğarsa gündüz olur.” Şartiyye-i munfasıla ise iki taraf arasında ayrılma yahut birbirini dışlama bildirir: “Sayı ya çifttir ya tektir.”

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

Ta‘lîk: hükmü iki taraf arasındaki bağa kurmak

Bediüzzaman, şartiyyede hükmün doğrudan taraflardan birinin tek başına doğruluğuna değil, iki taraf arasındaki ta‘lîke yöneldiğini açıklar. “Eğer güneş doğarsa gündüz olur” dediğimizde yalnız “güneş doğar” veya yalnız “gündüz olur” cümlesini hükme bağlamayız; birincinin gerçekleşmesiyle ikincinin gerçekleşmesi arasındaki bağlantıyı söyleriz.

Bu sebeple şartiyyenin tarafları kendi başlarına birer cümledir; fakat şartiyye içinde bir bütünün parçaları hâline gelirler. Asıl tasdik, bu iki parça arasındaki irtibatın doğru olup olmadığı hakkındadır.

Haşiye, ibarenin teknik bakımdan “ta‘lîk üzerine hükmetmek” yerine “ta‘lîk ile hükmetmek” şeklinde anlaşılmasının daha doğru olduğuna dikkat çeker. Çünkü ta‘lîk hükmün konusu değil, hükmün kurulduğu bağlantı tarzıdır.

“Eğer” sözü zihni bekletir

Şart edatı olan “eğer”, ilk cümleyi duyduğumuzda zihni ikinci cümleyi beklemeye sevk eder. “Eğer yağmur yağarsa…” denildiğinde söz tamamlanmış sayılmaz; zihin neticeyi bekler. Bu geciktirme ve bağlılık, şartiyyenin dildeki görünür alâmetidir.

Fakat şartiyye yalnız “eğer” kelimesinden ibaret değildir. “Ne zaman, her ne vakit, oldukça, ya…ya da” gibi farklı lafızlar da bağın türüne ve kapsamına göre şartiyye vazifesi görebilir. Mantık, kelimeleri ezberlemekten çok bu kelimelerin kurduğu hüküm yapısını araştırır.

Muttasıla: iki taraf arasında ittisal

Muttasıla kaziyyede birinci taraf ile ikinci taraf arasında bağlantı kurulur. Bu bağlantı bazen açık ve tabiî bir gerektirmedir: “Güneş doğarsa gündüz olur.” Birinci taraf ikincinin sebebi veya açık alâmeti olabilir.

Bazen de iki olay aynı anda gerçekleşir fakat aralarındaki bağ ilk bakışta görünmez. Klasik mantık dilinde buna “ittifakiyye” denilir. Bediüzzaman burada dikkat çekici bir kayıt koyar: Görünürde tesadüfî duran beraberliklerin arkasında da gizli bir münasebet bulunabilir. İlişkinin gözümüze görünmemesi, hiçbir bağın bulunmadığını kesin olarak göstermez.

Bu kayıt, şartiyyenin doğruluğu için rastgele iki cümleyi yan yana getirmenin yeterli olduğu anlamına gelmez. Bilakis bağ görünmüyorsa onun dayanağı ayrıca araştırılmalıdır; “tesadüf” kelimesi bilgi eksikliğini örtmek için kullanılmamalıdır.

Munfasıla: iki taraf arasında ayrılma

Munfasıla kaziyyede iki tarafın birlikte ele alınışı ayrılma ve karşılıklı dışlama üzerindedir: “Sayı ya çifttir ya tektir.” Çiftlik ile teklik aynı sayı için aynı yönden birlikte bulunamaz.

Haşiye, munfasılanın da geniş anlamda ta‘lîk içinde düşünülebileceğini belirtir. Çünkü taraflardan birinin gerçekleşmesi, ötekinin zıddına veya nefyine götürür. “Sayı çifttir” denildiğinde “tek değildir” hükmü; “tektir” denildiğinde “çift değildir” hükmü gerektirilebilir. Böylece ayrılma, bağlantının özel bir biçimi olarak okunabilir.

İki tarafın sırası her yerde aynı değildir

Muttasıla kaziyyede çoğu zaman tabiî bir sıra vardır: sebep önce, netice sonra gelir. Güneşin doğması gündüzün meydana gelmesinden önce düşünülür. Baba-oğul, delil-netice, illet-ma‘lûl gibi ilişkilerde de bağın yönü dikkate alınır.

Munfasılada ise iki taraf çoğu zaman ayrılık bakımından denktir. “Çift veya tek” ile “tek veya çift” arasında hükmün aslı bakımından fark bulunmayabilir. Bu yüzden tarafların sırasını söyleyenin maksadı ve anlatım düzeni belirleyebilir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, şartiyyede hükmün iki cümlenin tek tek içerikleri üzerine değil, aralarındaki irtibat veya ayrılma üzerine kurulduğunu açıklar. Hamliyyede “canlılık insan için sabittir” denilirken şartiyyede “birinci taraf gerçekleşirse ikinci taraf ona bağlıdır” hükmü verilir.

İzah, “ta‘lîk” kelimesinin munfasılayı dışarıda bırakıyor görünmesine de cevap verir. Munfasılada doğrudan birleşme değil ayrılma vardır; fakat her taraf, ötekinin nakîzini gerektiren bir muttasıla şekline çevrilebilir:

“Sayı ya çifttir ya tektir” hükmü, “Sayı çiftse tek değildir; tekse çift değildir” bağlantılarını içerir.

Bu sebeple ta‘lîk, muttasılayı doğrudan; munfasılayı ise gerektirdiği bağlantılar üzerinden kuşatır.

Molla Abdülmecid ayrıca muttasılanın tarafları arasında çoğu zaman tabiî bir öncelik bulunduğunu, munfasılada ise tarafların ayrılık bakımından birbirine denk olabildiğini belirtir. Bağın yönünü yanlış kurmak, her şart cümlesini tersine çevrilebilir sanmaya yol açar. “İnsan varsa canlı vardır” hükmünden “Canlı varsa insan vardır” sonucu çıkmaz.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

Esas nüshanın ilgili sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına açıkça ayrılmış, imzalı bir müstakil şerh tespit edilmemiştir. Bu nedenle kendisine özel bir görüş isnat edilmemiş; neşir düzeni, Bediüzzaman’ın haşiyeleri ve Molla Abdülmecid’in dipnotlu izahı ayrı tutulmuştur.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’un muhakemelerinde şart-netice, sebep-müsebbep ve delil-netice bağları sıkça kullanılır. Bir şartın gerçekleşmesiyle hangi neticenin doğduğu; bu bağın zorunlu mu, âdetullah çerçevesinde mi, yoksa yalnız görünürde birlikte oluş mu olduğu dikkatle ayrılmalıdır.

Temsillerde de iki olayın peş peşe anlatılması, aralarında her zaman mantıkî zorunluluk bulunduğu anlamına gelmez. Metnin kurduğu bağın yönü ve kuvveti okunmalıdır. Bir delilin neticeyi göstermesi, neticenin her durumda aynı delili geriye doğru göstermesini gerektirmez.

Munfasıla yapılar ise “ya bu ya şu” biçimindeki taksimlerde görülür. Böyle bir taksimin sahih olması için seçeneklerin gerçekten alanı kuşatması ve aralarındaki ayrılığın doğru kurulması gerekir. Eksik seçeneklerle yapılan “ya…ya da” cümlesi, muhatabı sahte bir ikiliğe hapsedebilir.

Bu bölüm doğrudan Risale-i Nur iktibası değil, Kızıl Îcâz’daki şartiyye ölçülerinden hareketle kurulmuş açıklayıcı bir okuma bağlantısıdır.

6. Günlük tatbik

Bugün duyduğumuz üç “eğer” veya “ya…ya da” cümlesini seçelim ve şu soruları soralım:

  1. Hüküm tarafların kendisine mi, aralarındaki bağa mı yöneliyor?
  2. Birinci taraf ikinciyi gerçekten gerektiriyor mu, yoksa yalnız aynı zamanda mı gerçekleşiyor?
  3. Bağın yönünü ters çevirirsem hüküm yine doğru kalıyor mu?
  4. “Ya…ya da” denilen seçenekler bütün ihtimalleri kuşatıyor mu?
  5. İki seçenek gerçekten birbirini dışlıyor mu, yoksa birlikte bulunabilir mi?

“Çok çalışırsan mutlaka zengin olursun” cümlesinde çalışma ile kazanç arasında bir ilişki bulunabilir; fakat “mutlaka” kaydı ayrıca delil ister. “Ya benimlesin ya bana karşısın” sözü ise çoğu zaman aradaki diğer ihtimalleri dışlayan eksik bir munfasıladır. Mantık, bağın kuvvetini ve taksimin bütünlüğünü sorgulamayı öğretir.

Netice

Şartiyye kaziyyede hüküm, iki cümlenin tek tek doğruluğundan ziyade aralarındaki ta‘lîk üzerindedir. Muttasıla iki taraf arasında bağlantı ve gerektirme; munfasıla ise ayrılma ve karşılıklı dışlama bildirir. Muttasılanın yönü çoğu zaman tabiî bir sıraya bağlıdır; munfasılanın tarafları ise ayrılık bakımından denk olabilir.

Bugünün kısa ölçüsü:

İki olayın yan yana gelmesi bağın ispatı değildir; şartın neticeyi hangi yönden ve ne kuvvetle gerektirdiğini araştır.

Bir sonraki derste şartiyyenin iki parçasını; mukaddem ve tâlî kavramlarını, ayrıca ittisal ve infisalin mahiyetini okuyacağız.

Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “وَإِنْ عَلَى التَّعْلِيقِ فِيهَا قَدْ حُكِمْ” ve “أَيْضًا إِلَى شَرْطِيَّةٍ مُتَّصِلَةْ” beyitleri; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî’nin izahı, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 202-204 (PDF s. 50-52). Beyitler esas nüshayla görsel olarak karşılaştırılmış; haşiye ve izahlar uzun doğrudan alıntı yerine mânaca aktarılmıştır. İhsan Kasım adına müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.