Kızıl Îcâz Dersleri-48

Said ÖZADALI

Hamliyye Kaziyyede Birinci Taraf Mevzu, İkinci Taraf Mahmul

Bir önceki derste hamliyye kaziyyelerin nicelik ve nitelik bakımından sekizli tasnifini görmüştük. Süllem şimdi hamliyye kaziyyenin iki temel tarafını adlandırıyor: Hakkında hüküm verilen taraf mevzu, ona yüklenen kavram ise mahmuldür.

Bu ayrım yalnız iki kelimenin yerini ezberlemek değildir. Bir hükümde “Neyi konuşuyoruz?” ve “Onun hakkında ne söylüyoruz?” sorularını ayırabilmek, doğru anlamanın ve doğru çıkarımın ilk şartlarındandır.

1. Süllem’in asıl metni

وَالْأَوَّلُ الْمَوْضُوعُ فِي الْحَمْلِيَّةِ
وَالْآخِرُ الْمَحْمُولُ بِالسَّوِيَّةِ

Okunuşu: Ve’l-evvelü’l-mevzû‘u fi’l-hamliyyeti / Ve’l-âhirü’l-mahmûlü bi’s-seviyyeti.

Yaklaşık mânası:

“Hamliyye kaziyyede birinci taraf mevzu, ikinci taraf ise mahmuldür.”

“İnsan canlıdır” hükmünde insan mevzu; canlı mahmuldür. Cümle, insan hakkında konuşur ve canlılık kavramını ona yükler. “Zeyd âlim değildir” hükmünde Zeyd mevzu, âlim mahmuldür; olumsuzluk ise âlimlik nisbetini Zeyd’den kaldırır.

Nazımdaki “bi’s-seviyye” lafzı, mısraın veznini tamamlayan bir ifade olarak gelir. Esas mantıkî hüküm, hamliyyenin ilk tarafının mevzu, son tarafının mahmul olmasıdır.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

Mevzu neden önce gelir?

Bediüzzaman, ilk tarafın önce gelmesinin haklı bir tertip olduğunu belirtir. Çünkü mevzuda asıl olarak hükmün yöneldiği zat veya hakkında konuşulan şey dikkate alınır. Zihin önce “hangi şey?” sorusuna cevap verir, sonra o şey hakkında bir kavramı ispat veya nefyeder.

“İnsan canlıdır” derken önce insanı konu edinir, ardından canlılık kavramını ona yükleriz. Bu tertip, düşüncenin tabiî hareketine uygundur: önce hakkında hüküm verilecek şey belirlenir, sonra hüküm açıklanır.

Fakat “önce” sözü yalnız yazıdaki kelime sırası değildir. Bazı dillerde ve bazı üsluplarda yüklem öne alınabilir. Mantık bakımından mevzuyu belirleyen şey, cümledeki fizikî yeri kadar hükmün ona yönelmiş olmasıdır.

Bir kavramın mevzu veya mahmul oluşu zatından gelmez

Haşiyenin en önemli inceliklerinden biri şudur: Bir kavram, kendi başına daima mevzu veya daima mahmul değildir. Aynı kavram bir kaziyyede mevzu, başka bir kaziyyede mahmul olabilir.

“Her insan canlıdır” cümlesinde insan mevzu, canlı mahmuldür. “Bazı canlılar insandır” cümlesinde ise canlı mevzu, insan mahmuldür. Kavramlar aynıdır; fakat hükmün yönü değişmiştir.

Bu sebeple mevzu oluş, kavramın başka yerde mahmul olabilmesinden farklı bir itibardır. Aynı şekilde mahmulün başka bir hükümde mevzu olabilmesi, bu cümledeki mahmuliyetini ortadan kaldırmaz. Mantık, kavramın yalnız sözlük mânasına değil, kaziyye içindeki vazifesine bakar.

Hükmün ciheti tersine çevrilemez

Haşiye, “Her gülen insandır” benzeri bir misalle hükmün yönüne dikkat çeker. Bir vasıftan daha genel bir kavrama gidilebilir; fakat aynı hükmü ters çevirmek her zaman doğru olmaz. “Her insan canlıdır” doğru iken “Her canlı insandır” doğru değildir.

Mevzu ile mahmulü yer değiştirmek, sıradan bir kelime düzenlemesi değil, yeni bir kaziyye kurmaktır. Yeni kaziyyenin doğru olup olmadığı ayrıca delil ister. İleride okunacak akis bahsinin temeli de burada hazırlanır: Her hüküm olduğu gibi tersine döndürülemez.

Mahmulde kavram, mevzuda hakkında konuşulan şey öne çıkar

Bediüzzaman, mahmul tarafında daha çok mefhumun, mevzu tarafında ise hakkında hüküm verilen zatın dikkate alındığını gösterir. “Zeyd taştır” gibi gerçekte yanlış olabilecek bir cümlede bile mantıkî şekil açıktır: Zeyd konu edinilmiş, taş kavramı ona yüklenmiştir. Bir kaziyyenin doğru veya yanlış olması başka; mevzu ve mahmul yapısının tespit edilmesi başkadır.

Bu ayrım mantığın vazifesini de açıklar. Mantık önce hükmün biçimini çözer; sonra içerik ve delil bakımından doğruluğu araştırılır. Yanlış bir cümlenin de mevzusu ve mahmulü bulunabilir.

“Bi’s-seviyye” hakkında üslup notu

Haşiyede “bi’s-seviyye” kelimesinin nazmın zaruretiyle getirildiği ve ifadenin güçlü bir mantık kaydı olmadığı belirtilir. Bu kayıt, metin okurken her kelimeye aynı derecede terim yüklememek gerektiğini öğretir. Bazen bir lafız asıl hükmü taşır, bazen de şiirin vezin ve kafiye ihtiyacına hizmet eder.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Esas nüshanın bu beyte ait sayfasında Molla Abdülmecid adına ayrılmış müstakil bir dipnot tespit edilmemiştir. Bu sebeple ona mahsus doğrudan bir açıklama isnat etmiyoruz.

Bununla birlikte beytin kurduğu mantıkî çerçeve açıktır: Hamliyye kaziyye iki taraf ve bu taraflar arasında kurulan nisbetten meydana gelir. Birinci taraf hakkında hüküm verilendir; ikinci taraf ona yüklenen kavramdır. Olumlu kaziyyede nisbet kurulur, olumsuz kaziyyede kaldırılır.

Bu çerçevede üç unsuru birbirinden ayırmak gerekir:

  1. Mevzu: Hakkında hüküm verilen.
  2. Mahmul: Mevzuya yüklenen veya ondan kaldırılan kavram.
  3. Nisbet: Mahmul ile mevzu arasında kurulan yahut kaldırılan bağ.

Türkçede “İnsan fanidir” cümlesinde nisbet çoğu zaman ek-fiille görünür; “İnsan fani değildir” denildiğinde bu bağ nefyedilir. Arapçada ise bağ bazen açık bir kelimeyle görünmeden cümlenin kuruluşunda anlaşılır. Mantık, dildeki görünüş farklılıklarının altında aynı hüküm yapısını araştırır.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu

Esas nüshanın ilgili sayfasında İhsan Kasım es-Sâlihî adına açıkça ayrılmış, imzalı ve müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir. Bu nedenle kendisine özel bir görüş isnat edilmemiş; neşir düzeni ile Bediüzzaman’ın haşiyesi birbirinden ayrılarak kullanılmıştır.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’u okurken bir cümlenin hangi şey hakkında hüküm verdiğini ve ona hangi vasfı yüklediğini ayırmak, mânayı yanlış genellemekten korur. “Nefis böyledir”, “insan şu vazifeyle mükelleftir” veya “kâinat şu mânayı gösterir” gibi ifadelerde önce mevzu, sonra mahmul ve nisbet belirlenmelidir.

Bir metinde mahmul olarak kullanılan vasfı, mevzuun bütün mahiyeti sanmak hatadır. Bir insan için “hatalıdır” denilmesi, onun yalnız hatadan ibaret olduğu anlamına gelmez. Yüklenen vasıf ile hakkında hüküm verilen zat aynı şey değildir. Bu ayrım, insaflı okuma ve konuşmanın da mantıkî temelidir.

Risale-i Nur’un temsil ve kıyaslarında hükmün yönü ayrıca önemlidir. Sanatın sanatkâra delâlet etmesiyle sanatkârın belirli bir sanata münhasır olması aynı hüküm değildir. Delilden neticeye giden yönü tersine çevirmeden önce yeni hükmün kapsamı ve delili araştırılmalıdır.

Bu bağlantılar doğrudan Risale-i Nur iktibası değil, Kızıl Îcâz’daki mevzu-mahmul ayrımından hareketle kurulmuş açıklayıcı irtibatlardır.

6. Günlük tatbik

Bugün okuduğumuz üç cümleyi seçip şu tabloyu zihnimizde kuralım:

  1. Bu cümlede hakkında konuşulan şey, yani mevzu nedir?
  2. Mevzuya yüklenen veya ondan kaldırılan mahmul nedir?
  3. Hüküm olumlu mu, olumsuz mu?
  4. Mevzu ile mahmulü değiştirirsem aynı doğruluk korunuyor mu?
  5. Yüklenen tek bir vasfı, kişinin veya şeyin bütün mahiyeti gibi mi okuyorum?

“Her gül çiçektir” hükmünde gül mevzu, çiçek mahmuldür. Bu doğru hükmü ters çevirerek “Her çiçek güldür” diyemeyiz. “Bazı çalışanlar geç kaldı” cümlesinde de geç kalma vasfı belirli bazı fertlere yüklenmiştir; bu vasıf bütün çalışanların veya o kişilerin bütün mahiyetinin tarifi değildir.

Netice

Hamliyye kaziyyenin ilk tarafı mevzu, ikinci tarafı mahmuldür. Mevzu hakkında hüküm verilen şeyi; mahmul ise ona yüklenen veya ondan kaldırılan kavramı gösterir. Bir kavramın mevzu veya mahmul oluşu kendi zatından değil, kaziyye içindeki yön ve vazifesinden doğar. Bu yüzden tarafları yer değiştirmek yeni bir hüküm kurar ve yeni delil ister.

Bugünün kısa ölçüsü:

Önce ne hakkında konuşulduğunu, sonra ona ne yüklendiğini ayır; hükmün yönünü değiştirmeden mânayı kavra.

Bir sonraki derste şartiyye kaziyyeyi; hükmün iki cümle arasındaki bağa yönelmesini ve şartiyyenin temel kısımlarını okumaya başlayacağız.

Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “وَالْأَوَّلُ الْمَوْضُوعُ فِي الْحَمْلِيَّةِ” beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 202 (PDF s. 50). Beyit esas nüshayla görsel olarak karşılaştırılmış; haşiyeler uzun doğrudan alıntı yerine mânaca aktarılmıştır. Bu sayfada Molla Abdülmecid ve İhsan Kasım es-Sâlihî adına müstakil, imzalı bir izah tespit edilmediği açıkça belirtilmiştir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.