Hamliyye Kaziyyenin Niceliği: Şahsiyye, Külliyye, Mahsûra ve Mühmele
Bir önceki derste kaziyyelerin şartiyye ve hamliyye olmak üzere ikiye ayrıldığını görmüş, daha temel olduğu için önce hamliyyenin açıklanacağını belirtmiştik. Süllem şimdi hamliyye kaziyyeyi, hükmün hangi fertleri kapsadığı yani niceliği bakımından tasnif ediyor.
1. Süllem’in asıl metni
كُلِّيَّةٌ شَخْصِيَّةٌ وَالْأَوَّلُ
إِمَّا مُسَوَّرٌ وَإِمَّا مُهْمَلُ
وَالسُّورُ كُلِّيًّا وَجُزْئِيًّا يُرَى
وَأَرْبَعٌ أَقْسَامُهَا حَيْثُ جَرَى
Okunuşu: Külliyyetün şahsiyyetün ve’l-evvelü / İmmâ musevverun ve immâ mühmelü. Ve’s-sûru külliyyen ve cüz’iyyen yürâ / Ve erbaun aksâmühâ haysü cerâ.
Yaklaşık mânası: Hamliyye kaziyye külliyye veya şahsiyye olur. Bunlardan külliyye, ya niceliği bir sûrla belirtilmiş mahsûra yahut sûrsuz bırakılmış mühmeledir. Sûr, küllî veya cüz’î olabilir; nicelik ve nitelik birlikte düşünüldüğünde mahsûra dört kısımda görünür.
Buradaki sûr, hükmün konunun kaç ferdini kapsadığını bildiren “her, bütün, bazı, hiçbir” gibi nicelik sözleridir. Mantıkta cümlenin yalnız ne söylediğine değil, hükmün kimler veya neler hakkında söylendiğine de dikkat edilir.
2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri
Şahsiyye ile külliyye arasındaki fark
Şahsiyye kaziyyede mevzu belirli bir ferttir: “Zeyd âlimdir” veya “Bu kitap faydalıdır” gibi. Hükmün alanı, göz önündeki şahıs yahut belirli nesneyle sınırlıdır.
Külliyye kaziyyede ise mevzu, fertleri ortak bir kavram altında toplayan küllî bir mânadır: “İnsan canlıdır” gibi. Fakat burada “külliyye” sözü her zaman hükmün bütün fertlere fiilen dağıtıldığı anlamına gelmez. Önce mevzuun küllî bir kavram olduğu tespit edilir; hükmün bütün fertlere mi, bazısına mı yöneldiğini ise sûr açıklar.
Bediüzzaman, küllî kavramın farklı bakışlarla ele alınabileceğini gösterir. Bazen hüküm fertlere sirayet eder; bazen kavramın tür veya cins oluşu gibi zihnî bir vasıf dikkate alınır; bazen de kavram sırf zihindeki hâliyle ele alınır. Bu ayrıntı, “küllî kavram” ile “bütün fertler hakkında hüküm” ifadelerinin aynı olmadığını hatırlatır.
Mahsûra ve mühmele
Küllî mevzulu kaziyyede hükmün niceliği açıkça belirtilmişse kaziyye mahsûra veya müsevvere adını alır. “Her insan ölümlüdür” küllî mahsûra; “Bazı insanlar yazardır” cüz’î mahsûradır.
Nicelik bildiren bir sûr bulunmazsa kaziyye mühmeledir: “İnsan acelecidir” gibi. Böyle bir söz, hitabet ve günlük konuşmada çoğu zaman genel bir hüküm gibi anlaşılır; fakat kesin istidlalde, bütün fertleri kapsadığı açıkça söylenmediği için cüz’î hükmünde değerlendirilir. Mantık, belirsiz genellemeyi ispatta kesin küllî öncül yerine koymaya izin vermez.
Her kayıt gizli bir hüküm taşır
Haşiyede sûrun cümlenin farklı yerlerinde bulunabileceği ve bazen mahmule girerek mantıkî yapıyı örtebileceği belirtilir. Bir kaziyyedeki her kayıt, kendi içinde zımnî bir hüküm taşır. Meselâ “Her müminin hakkı doğruluktur” cümlesinde doğruluğun mümine nisbeti, bunun bütün müminlere yayılması ve bu yayılışın derecesi ayrı ayrı düşünülür.
Bu sebeple ters döndürme, çelişki ve kıyas bahislerinde yalnız mevzu ile mahmul değil; niceliği gösteren sûr ve hükmün kipini bildiren kayıtlar da hesaba katılır. Küçük görünen bir “her” veya “bazı” kelimesi, çıkarımın neticesini değiştirebilir.
3. Molla Abdülmecid’in izahı
Molla Abdülmecid, şahsiyyeyi hükmün belirli bir fert üzerine kurulduğu kaziyye olarak açıklar. “Zeyd kâtiptir” hükmünde nicelik ayrıca aranmaz; çünkü mevzu zaten tek ve belirli bir şahıstır.
Külliyye kaziyyede mevzu ortak bir mânadır. Eğer bu ortak mânanın fertlerinden ne kadarının hükme dahil olduğu “her” veya “bazı” gibi bir sözle bildirilirse mahsûra doğar. Bildirilmezse mühmele kalır.
Sûrun küllî olması, hükmün fertlere dağıtılarak yönelmesi demektir; fertlerin meydana getirdiği topluluğa tek parça hâlinde hükmetmek değildir. “Her öğrenci sorumludur” sözü, öğrencilerin tamamına fakat her birine ayrı ayrı yönelir.
Cüz’î sûr ise “bazı” fertleri gösterir. “Bazı insanlar canlıdır” denildiğinde bunun doğru olması, öteki insanların canlı olmadığını göstermez. Mantıkçı bu cümlenin karşıt anlamını hükme katmaz; yalnız açıkça söylenen “en az bazı fertler” ölçüsüyle yetinir.
Küllî ve cüz’î niceliğe olumlu ve olumsuz nitelik de eklenince dört temel mahsûra ortaya çıkar:
- Küllî olumlu: Her S, P’dir.
- Küllî olumsuz: Hiçbir S, P değildir.
- Cüz’î olumlu: Bazı S’ler P’dir.
- Cüz’î olumsuz: Bazı S’ler P değildir.
4. İhsan Kasım es-Sâlihî hakkında tahkik notu
Esas nüshanın ilgili sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına açıkça ayrılmış müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir. Neşir ve düzenleme emeği saklı tutulmuş, fakat kendisine ayrıca bir görüş isnat edilmemiştir.
5. Risale-i Nur bağlantıları
Risale-i Nur’u okurken “insan”, “ehl-i iman”, “ehl-i dalâlet”, “bazıları” ve “ekseriyet” gibi ifadelerin kapsamına dikkat etmek gerekir. Bir hükmün belli bir şahsa mı, bir sınıfın bütün fertlerine mi, yoksa o sınıftan bazılarına mı yöneldiğini ayırmak; metni aşırı genellemeden korur.
Özellikle temsil, ikaz ve tenkit cümlelerinde “bazı”, “ekser”, “umum” ve “her” gibi kayıtlar mânanın sınırıdır. Bir gruptan bazı kimseler için söylenen sözü grubun tamamına yaymak, cüz’î bir kaziyyeyi küllîleştirmek olur. Aksine, umumi bir kaideyi sırf tek istisna yüzünden bütünüyle terk etmek de hükmün alanını yanlış okumaktır.
Bu bölüm, Kızıl Îcâz’daki mantık ölçülerinden hareketle kurulmuş açıklayıcı bir okuma bağlantısıdır; Risale-i Nur’dan doğrudan alıntı değildir.
6. Günlük tatbik
Bugün duyduğumuz veya söylediğimiz üç genellemeyi seçelim ve şu soruları soralım:
- Hüküm belirli bir şahıs hakkında mı, ortak bir kavram hakkında mı?
- “Her”, “bazı”, “hiçbir” gibi bir nicelik kaydı var mı?
- Sûr yoksa cümleyi delilsiz biçimde bütün fertlere mi yayıyorum?
- “Bazı” denildiğinde, söylenmeyen diğer fertler hakkında da hüküm çıkarıyor muyum?
“Çalışanlar geç kalıyor” sözü mühmeledir; kaç çalışanın kastedildiği belli değildir. “Bazı çalışanlar bugün geç kaldı” cüz’î mahsûra, “Hiçbir çalışan toplantıya geç kalmadı” ise küllî olumsuz mahsûradır. Doğru nicelik kullanmak, hem bilgiyi berraklaştırır hem de insanlara karşı haksız genellemeyi önler.
Netice
Hamliyye kaziyye, mevzuuna göre şahsiyye veya külliyye olur. Külliyye kaziyyenin niceliği bir sûrla belirtilirse mahsûra, belirtilmezse mühmele adını alır. Sûr bütün fertleri yahut bazı fertleri gösterebilir. Nicelik ile olumlu-olumsuz nitelik birleştiğinde dört temel mahsûra meydana gelir. Mantığın günlük hayata verdiği önemli ders şudur: Hükmün doğruluğu kadar, kime ve ne kadarına yöneldiği de açık olmalıdır.
Bir sonraki derste küllî ve cüz’î sûrların lafızlarını, olumlu ve olumsuz kaziyyelerle birleşince doğan sekizli tasnifi okuyacağız.
Kaynak ve tahkik notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, hamliyye kaziyyenin nicelik taksimine dair iki beyit; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz haşiyeleri; Molla Abdülmecid Nursî’nin izahı, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği esas Arapça nüsha, basılı s. 199-200 (PDF s. 47-48). Beyitler esas nüshayla karşılaştırılmış; haşiye ve izahlar uzun doğrudan alıntı yerine mânaca aktarılmıştır.